Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Burak Göral’dan ebeveynler için çok önemli bir kitap: Çocukla Sinema
Burak Göral’dan ebeveynler için çok önemli bir kitap: Çocukla Sinema
Film eleştirmeni ve senarist Burak Göral, son kitabı Çocukla Sinema kitabıyla birlikte çocuklarıyla doğru zamanda, doğru filmi izlemek isteyen ebeveynlere bir kaynak sundu. Göral, kitapla ilgili, "Bir filmdeki merhameti, gerçek hayatta rastlayamadığımız durumları çocuğa film üzerinden anlatabilmek çok olanaklı" dedi.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 28 Nisan 2019 - 08:00

Film eleştirmeni ve senarist Burak Göral’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı Çocukla Sinema eseri Doğan Kitap etiketiyle yayınladı.
Kitapta 3-12 yaş arasındaki çocuklar için Neşeli Günler’den Harry Potter’a, E.T.’den Buz Devri’ne onlarca film yer alıyor.
Göral, kitabını pedagojik bir hassasiyetle kaleme aldı, filmleri yaş gruplarına göre sınıflandırdı.
Çocukla Sinema, çocuklarıyla doğru zamanda, doğru filmi izlemek isteyenler için bir başucu kaynağı.
Kitapta yer alan filmler ile küçükler doğru bir duygusal gelişim fırsatı, büyükler de çocukluklarına dönme fırsatını yakalayacak.
Göral ile yeni kitabını konuştuk.

Çocukla Sinema kitabı nasıl bir ihtiyaçtan doğdu ve nasıl bir boşluğu doldurdu?

13 yıl önce baba olduktan sonra dünya meselelerine daha da hassaslaştım. Çocukların kültür-sanat ortamı içerisinde ne kadar büyüyüp, etkileşim içinde olmaları gerektiğine daha çok kafa yormaya başladım. Biraz da etrafımdaki ebeveynlerin çok yalnız olduğunu ve bazı kılavuzluklara ihtiyaç duyduklarını birebir gördüm. Her konuştuğum ebeveyn benden film tavsiyeleri istiyordu. Anladım ki, yanlış filmler, yanlış yaşlarda çocuklarla buluşuyor. Ben de madem öyle, bir liste çıkarayım dedim. Bu listede çocukların filmleri neden izlemeleri gerektiğini, kaç yaşında izlerlerse daha faydalı olabileceğini, o filmlerin aslında tematik olarak ne anlattığını ve çocukların hayatı daha iyi anlayabilmeleri için bu filmleri nasıl kullanabileceğimizi anlattım. 2-3 senede hazırlandı bu kitap.

Pedagojik yaklaşımı nasıl sağladınız?

İki türlü çalışma yaptım. Dijital çağ ve çocuk ilişkisi üzerine çok araştırma yaptım. Çocukların videolarla kurdukları iletişim üzerine de öyle… Filmlerin ülkelerde aldığı yaş sınıflandırmaların hepsine baktım, kriterleri ortaya döktüm. Biraz da Türk toplumunun nelere daha çok önem verdiğine baktım. Toplumumuzdan giderek görmekte zorlandığımız şeyler de var; nezaket, hoşgörü, merhamet gibi… Bu gibi temaların hangi filmlerde daha çok işlendiğini sıraladım. Sadece bir film eleştirmeni olarak değil, bir ebeveyn hassasiyetiyle bu kitabı kaleme aldım.

Bir dijital çağa girdik. Bu noktada geçiş dönemindeyiz. Bu durum nasıl etkiledi kitabın yazım sürecini?

Artık çocuklar YouTube’la büyümeye başladılar. Sinema filmi izlemek yerine kısa videolar izleniyor. Bu videoların içerikleri, çocukların gelişimine fayda sağlıyor mu, buna kafa yorulmamış. Eğlence amaçlı… Bu kitabı hazırlarken, üç şey beni çok motive etti: YouTube’un çok yaygınlaşması ve içeriğinin kontrol edilemez bir şekilde sorumsazlaşması, yerli komediler ki bunlarda küfür olmasa bile cinsiyetçi espriler ve tuvalet mizahı çok baskın, yerli diziler… Anne-baba ne izliyorsa, çocuklar da yemekten sonra aileye katılıp yerli dizileri izliyor. Bunların hiçbirisi çocuklar düşünülüp üretilmiyor. Çocukların erken yaşta bu dizilerle haşır neşir olması, nereden bakarsan bak faydalı değil.

Bizim jenerasyonumuzda bir Kurtlar Vadisi etkisi var mesela…

Evet, şimdi de Çukur var. Bunları çocuklar izlememeli. Hiçbir şeye kötüdür, yapılmamalıdır diyemeyiz ama dikkatli olmak gerekiyor. Yetişkinler, bunlardan alacağını alıyor ama belli yaşın altındaki çocukları bu dizilere mahkum etmemeliyiz.

Kitabın formatı sinema yazarlığına yönelik de teşvik edici… Bu fikir nereden doğdu?

Genelde şöyle oluyor: Sinemaya gidiliyor ya da DVD seyrediliyor, sonra herkes kendi işine dönüyor. Çocukla film hakkında konuşulmuyor. Aslında mesele filmin kendi süresi değil, ondan sonra da çocukla, filmle ilgili temayı, hikayeyi konuşabilmek. Hepimiz bir sürü koşuşturma içerisinde yaşıyoruz, buna fırsatımız olmayabilir. Ben de dedim ki, madem konuşabilen konuşsun, konuşamayan çocuk da film ile ilgili düşüncelerini kitaptaki bölümlere yazsın. Filmin mesajını, karakterin isteklerini, amacına ulaşmak için yaptıklarını düşünüp, birkaç cümle de olsa bir şeyler yazabilmesiydi amacım.

Bu kitap sizi de çocukluğunuza götürdü mü?

Hem de nasıl! Eskiden bankalar, çocuk gösterimleri yaparlardı hafta sonları. Biz ailecek giderdik. Oralarda kısa filmler izlerdik, Charlie Chaplin, Tom ve Jerry izlerdik. Ben onlarla sinemaya aşık olmaya başladım. Ondan sonra TRT’de pazar sabahı kuşakları… Semt sinemalarında film izlemek çok keyifliydi. E.T.’yi, Star Wars’u oralarda tecrübe etmiş bir çocukluğum temsilcisiyim. Çocuklar için sinema, artık yeni bir şey değil. Neşeli Günler gibi, E.T. gibi… Bu filmler yeni kuşaklar için demode gelebiliyor. Öyle olmadığını, aileleri bu konuda ikna edersem, oturup hep beraber izlediklerinde çok büyük keyif alacaklarını, gerçekten de ‘hızlı’ geçen zamanda ve büyük bir görüntü bombardımanı altında yaşıyorken, bu filmlerin özünün çok sağlam durduğunu anlatmaya çalıştım. Çocuklar artık çok zekiler. Hem eğlenmek istiyorlar, hem zeka ürünü bir şey olsun istiyorlar, hem de mesajını parmak sallayarak anlatan filmleri değil, daha saklı, keşfetmek istiyorlar.

‘OĞLUM EMRE’YE ÇOK ŞEY BORÇLUYUM’

Oğlunuz Emre’nin kitaptaki payı nedir?

Ona çok şey borçluyum. Kitabı da ona ithaf ettim. Kitabın içinde yüzlerce film var. Herhalde yüzde 70’ini falan Emre’yle tecrübe etmişimdir. Bir anlamda test seyircim oldu. Beraber de klasik filmleri Sinema Se7en dergisinde yazıyoruz. Onun penceresi de çok enteresan. Çok güzel yorumlar yapabiliyor. İlle de çocuk sinefil olacak diye bir şey yok. Filmleri doğru algılasın, hayatı da doğru algılar. Bir de filmlerin iyileştirici etkisi var. Bir filmdeki merhameti, gerçek hayatta rastlayamadığımız durumları çocuğa film üzerinden anlatabilmek çok olanaklı.

Doğan Kitap etiketiyle yayınlanan Çocukla Sinema kitabı, 340 sayfa… Kitapta, film önerilerinin yanı sıra, çocukların izledikleri filmlerle ilgili düşüncelerini de yazabilecekleri sayfalar mevcut.

‘SALONLAR ESKİSİ KADAR DOLU DEĞİL’

İstanbul Film Festivali kısa bir süre önce bitti, Oscar’ı da atlattık, vizyona da yeni filmler giriyor ama sanki sinema açısından vasat bir yıl oluyor. Katılır mısınız?

Evet… Eskiden İstanbul Film Festivali tek kaynaktı. Şimdi dijital platformlar var. Netflix’i vesaire… O kadar fazla yerde filmlere ulaşmak mümkün ki! Vizyondaki filmlere baktığımızda ve yapımcılarla sinemacılar arasındaki krizi düşündüğümüzde bu seneki verimin düşük olduğunu görüyoruz. Salonlar eskisi kadar dolu değil. Süper kahraman filmleri Hollywood’u tamamen ele geçirdi. En büyük gişe hasılatları onlardan çıkıyor. Bu da bir tıkanmaya yol açtı. Eskiden birçok türde gişe filmi çıkardı. Bu bir darboğaz. Çağın sorunu. Çok fazla görüntü var. Bu krizi de aşmak, yaratıcılığa bağlı. Türk sineması olarak da bizim yeni hikayelere ihtiyacımız var. Şimdi gerçek hikayeler keşfedildi ama orada da sorunumuz var.

Çok hızlı tüketiyoruz…

Hızlı tüketiliyor ve seçilen hikayeler bozuluyor. Milliyetçi damara yaslanmak gibi durumlar var. Bunlar sinemaya zarar veren şeyler. Seyirci de bunları algılıyor. Bunları yıllar önce ecnebiler keşfetmişken, bizimkiler yeni keşfediyor. Ama su yolunu bulacak.

‘ULUSAL YARIŞMA KALDIRILMAMALIYDI’

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni CHP’ye geçti. Altın Portakal’da Ulusal Yarışma kategorisinin kaldırılmasına sert tepki göstermiştiniz. Sinema yazarları olarak gözünüz Antalya’da herhalde…

Ulusal Yarışma kaldırılmamalıydı. O zaman da hepimiz söyledik. 50 seneyi aşkın bir gelenekti. Bunu daha iyileştirmek ayrı bir şey, tümden kaldırmak ayrı bir şey. O yüzden inşallah önümüzdeki senelerde yine geri gelir. Aynı coşkuyla, doğru organize olmuş, çok daha köklü ve gelenekselciliğini bozmayan bir festival olur.

İstanbul’da da Ekrem İmamoğlu mazbatasını aldı ve görevine başladı. Sinemayla kent ilişkisi açısından nasıl beklentiniz nedir yeni belediye başkanından?

Semt sinemaları çok kapandı. En çok üzüldüğüm şey bu oldu. Belediyelerin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Biz sadece romantik açıdan “Anılarımız gidiyor” diye ağlaşan bir güruh değiliz. Bu şehrin insanıyız. Bu şehirde doğduk, burada yaşıyoruz, bu şehrin kültür mirasına sahip çıkıyoruz. Bu konuda belediyeye ekstra bir sorumluluk düşüyor. Var olanı koruyalım istiyorum. Mesela yeniden eski saf halimize dönmek.

BURAK GÖRAL’DAN EBEVEYNLERE FİLM ÖNERİLERİ

Bu söyleşiyi okuyan ebevenylere çocuklarıyla birlikte izlemeleri için hangi filmleri önerirsiniz?

O kadar çok film var ki… 5 yaşlar için Hayao Miyazaki’ni Komşum Totoro’yu öneriyorum. Küçük Cadı Kiki’yi özellikle kız çocukları çok sevecektir. Küçük Denizkızı Ponyo mesela… Çok insancıl ve çevreci bir film. Bu filmlerle büyüyen çocukların bir fark yaratacaklarına, vicdan sahibi olacaklarına, çevrelerine karşı duyarlı olacaklarına, ayrımcılık yapmayacaklarına inanıyorum. İyimserlik ve çalışkanlık üzerine yapılan Neşeli Günler gibi filmler önemli… E.T.’deki arkadaşlık çok değerli. Wall-E gibi filmler dünyaya iyi davranmamız gerektiğini söyleyen ve sevginin ne kadar belirleyici olduğunu gösteren filmler…

Son güncelleme: 09:03 - 28.04.2019