BORÇLU ÜLKELERİN BORCUNDAN, ALACAKLILAR DA SORUMLUDUR
Ulusların gelişmişlik (rekabet gücü diye okuyun) seviyesi hiçbir zaman eşit olmamıştır. Gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelerle yaptıkları dış ticarette daima “fazla” vermiştir. (Bir başka yazıda size 1980-2017 arasında toplam cari açığı 12 trilyon dolara ulaşan ama kimseye döviz borcu olmayan ABD’nin hikâyesini ve Trump’ın ticaret savaşlarında sanıldığı kadar hatalı olmadığını anlatacağım.) Cari fazla vermek, cari açık veren ülkelere “borç vermiş olmak” demektir. Cari fazla veren ülkeler, mesela Almanya, Çin, Kore, Hollanda cari açık veren ülkelerden mutlaka alacaklıdır. Unutmayın bir müşteriye vadeli mal satmak, finansal mantıkta ona borç vermektir. Teorik olarak dünya dış ticaretinde “cari açıklar ile cari fazlaların” cebirsel toplamı daima sıfırdır. Bu, bir futbol maçında “yenilen gollerin sayısı, atılan gollerin satısına eşittir” demek kadar doğrudur.
CARİ AÇIĞI KAPATMANIN ÇARESİ DEVALÜASYONDUR
Keynes bize ekonomilerin birden fazla “denklik” (equilibrium) noktası olabileceğini göstermiştir. Ekonomide denklik iyi veya kötü herhangi bir yerde oluşabilir. Döviz denkliğini kaybetmiş bir ülke parasını yeteri kadar devalüe ederse “ödemeler dengesinde” bir denklik noktasına ulaşır. Ama bu “fakirlikte dengeye gelmek” şeklinde tecelli edebilir. IMF’yi ilgilendiren, tek bir ülkenin hangi noktada denkliğe ulaştığı değildir. IMF “küresel ekonominin” fakirlikte dengeye gelmesine engel olmakla yükümlüdür. Çünkü bir devalüasyon, kontrol edilmezse olmadık noktalara gider (yaşıyoruz, başka misal gerekmez) daha kötüsü başkalarına bulaşır. Yani diğer bazı ülkeler de denkliğine kavuşmak için devalüasyona başvurur. Bu da “iyi denklik konumunda” olan küresel ekonominin istikrarını bozar. Sadun Hoca’nın “IMF’nin görevi devalüasyonlara engel olmaktır” derken kastettiği husus bu olmalıdır. IMF ile işbirliği yapmak, ulusal ekonominin hayrınadır. Üstelik küresel ekonominin sağlığı için vaciptir.
Son söz: Ölçüsüz devalüasyon, ölçülüsüne rahmet okutur.