- Sayın başkan, söz konusu Patek Philippe marka kol saatini “beleş atın dişine bakılmaz” kapsamında değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
- Aynen katılıyorum... “Üzümünü ye bağını sorma” diyen ecdadımız yanılıyor olamaz. Dolayısıyla, nerde bunun faturası diye sormamız abesle iştigaldir.
- Değerli arkadaşlar, çikolata kutusundaki dolarları da “istemem yan cebime koy” çerçevesinde ele almamız lazım. Sayın bakan istememiş, yanına koymuşlar.
- N’aapsındı yani... “Bedava sirke baldan tatlı”yken, niye bunlar sütlü değil de, bitter mi deseydi? Maazallah “yemeyenin malını yerler.”
- Efendim malum, “minareyi çalan kılıfını hazırlar” derler. Hırsızlık olsaydı, kılıf olurdu. Baskınlarda ele geçirilmiş kılıf var mı? Yok. Ne var? Yatak odasında para kasaları var. E parayı kasaya koymayacaksın da, nereye koyacaksın?
- Neymiş, yatak odasında para sayma makinesinin ne işi varmış filan... “Parayı yolda bile bulsan say” dememişler mi kardeşim?
- Hakikaten öyle... “Dost başa düşman ayağa bakar” diye de boşuna dememişler. Bakın o kadar eşya arasında gidip ayakkabı kutularını kurcaladılar, bunlar polis değil, düpedüz devlet düşmanı.
- Sayın başkan... Adımız üstümüzde, komisyon heyeti olduğumuza göre, “bal tutan parmağını yalar” hesabı, bizim komisyonumuz ne olacak?
- “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez”, birinci sıra garanti milletvekilliği, özel uçakla umre seyahati... Ayrıca hatırlatmak isterim ki, açık oylama yapılacak, kimin ne oy verdiği belli olacak, “ne verirsen elinle o da gelir seninle” yani!
*
Sözüm meclisten dışarı...
Üç aşağı beş yukarı böyledir.
*
Çünkü tencere’yle kapak‘tır.
*
Deveyi havuduyla götür’ü, devlet malı deniz’i, parayı veren düdüğü çalar’ı atasözü olarak benimseyen bir toplumda, yavuz hırsız evsahibini bastırır.