Bir kurtarıcı bulup ona sarılma duygusu yüksek olan toplumlardan biri de biziz. 2002 yılına kadar; Süleyman Demirel, her gittiği kent meydanında “Kurtar Bizi Süleyman Baba” diye karşılanıyordu.

Ömrü yetmedi.

Yeni baba arar olduk.

★★★

Tayyip Erdoğan, yeni baba arama ihtiyacının zirve yaptığı dönemde meydanlara çıktı; “Ben sizin yeni babanız olmaya geldim” duygusu yaydı. 2002 seçimlerinde, seçim barajının da ikramlı avantajıyla yüzde 34.3 gibi azınlık oyla seçildi. Devlet Baba’nın kimine “yürü ya kulum” diyebilen, kimine “gir hapishaneye, lekelen” damgası vurabilen gücünü elinde topladı.

Fakat ne oldu?

Kim sebep oldu?

24 yıl sonra bugün halkın büyük çoğunluğu, Tayyip Baba’nın babalığından derin şüpheye düştü. Pişmanlık duymaya başladı. Şimdi “sarılacak yeni bir baba” arar oldu. Aranan “yeni babanın bulunabilmesi için seçim” gerekiyor.

★★★

Bu toplum niçin “yeni baba arar oldu” sorusuna cevap bulmanız için “Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz iktidarda kaldığı 2002-2025 döneminin” çok özet tablosunu çıkardım.

Bilginize sunuyorum.

23 yılda toplam 3.5 trilyon dolar vergi toplandı. 2002 yılında 130 milyar dolar olan dış borç, 2025 yılında 500 milyar dolara çıktı. Devletin elindeki çok değerli şirketler; TÜPRAŞ, Türk Telekom, Erdemir, TEKEL, elektrik dağıtımı, maden sahaları, orman alanları, yeraltı ve yerüstü doğal zenginlikleri, yerli-yabancı şirket ortaklıklarına “özelleştirme” adı altında satıldı. Özelleştirme ve yabancılaştırma kaleminden de 75 milyar dolar toplandı.

★★★

Bu denli yüksek kaynağa rağmen 2002-2025 dönemi toplam cari açık 900 milyar dolar oldu. 4 trilyon dolar ihracata karşılık toplam 5.5 trilyon dolar ithalat yapıldı. Türkiye, yüksek faizle bulunan dış borçla büyümeye mahkûm olmaktan çıkamadı. 23 yıllık dönemde TL, 20 kat değer yitirdi. 4 kez ciddi ekonomik kriz ve kur şoku yaşadık. Büyüme devam etti ama yoksul sayısı arttı. Zengin-yoksul uçurumu çok açıldı. Türkiye toplam millî gelirinin yüzde 65’i, ucuz döviz döneminde “devlet bizim işimize karışmasın” diyen, kur şoku kriz dönemlerinde de “devlet bizi desteklesin” diye bağıran sermaye sınıfının elinde toplandı.

★★★

2002-2025 döneminde “kayırma-kollama, hısım-akraba gözetme, padişahlık yıllarını” geride bıraktı. Memur sayısı 2002’de 2 milyon 100 bindi, 2025 yılında 5 milyon 200 bine çıktı. Türkiye, devlet koltuklarına partili adam yerleştirmede “mülakat rezaleti” yaşar oldu ve “Cumhuriyet’in Türkiye’ye armağanı fırsat eşitliğinin” başı vuruldu. Halkın önüne sandık geldiğinde aday olacağını açıklayan Ekrem İmamoğlu’nu hapse gönderen başsavcı, Adalet Bakanı yapıldı.

★★★

2002’den 2025’e kadar toplanan 3.5 trilyon dolar vergi geliri, 500 milyar dolar dış borç geliri, 75 milyar dolar devlet malı özelleştirme geliri nerelere gitti diye merak edersiniz; araştırın, bulacaksınız: Otoyollar, köprüler, hava meydanları, şehir hastaneleri, hızlı tren hatları, toplu konutlar, Külliye Sarayı, çok pahalı, büyük fakat cemaatsiz camiler yapıldı. Bu altyapı yatırımları güzel; ancak Türkiye’nin geleceğine büyük döviz borcu yükü bindiren “yap-işlet-devret modeli” yöntemle bitirildi. Her bir altyapı yatırımı, Çin ile kıyaslandığında birkaç kat pahalıya mal edildi. Dış borçla yapılan pahalı altyapı, Türkiye’yi 800 milyar dolar faiz yükünün altına soktu. Altyapı yatırımları; çiftçinin tarlasında, işçinin fabrikasında, esnafın tezgâhında, memurun masasında, emeklinin bütçesinde, ev kadının mutfağında verimlilik artışı ile buluşamadı, buluşturulamadı.

★★★

Bu sonuçlarla 2026 yılına girdiğimiz için “halk, Tayyip Baba’dan umudunu kesti” ve yeni baba aramaya karar verdi. Seçimi bekliyor. Tayyip Erdoğan ve partisi ile ittifak ortağı ise sandıktan, seçimden korkuyor! Çaresi olmayan, yolunu yitirmiş bir korku! Seçimle gelmiş belediye başkanları içinden sadece CHP’li olanların evlerine sabahın şafağında baskın veriliyor! Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, bana hapishaneden bir mektup gönderdi; “11 aydır hapisteyim, henüz niçin hapse konulduğumu bildiren bir iddianame yazılmadı” diyor.