Ekonomimizin ip üstünde gittiği bu ortamda, muhtemelen Merkez Bankası’nın para basması, yani enflasyon kazanına kömür atılmasına sebep olacak bir nitelikli dolandırıcılık vakasıyla karşı karşıyayız. Bu olay, birkaç suçlu bularak açıklanamaz. Bu dolandırıcılık tiyatrosunun oyuncuları arasında Batı’da yüksek eğitim görmüş laik Atatürkçü (?) finans uzmanları, saçının teli gözükmediği için cennete gideceğine inanan Müslüman (?) hanımlar, çağdaş giyimli Umre müdavimi beyler, işlemlerde usul hatası yapmazsan, yargıyla başın belaya girmez deyip, çalınacak minareye kılıf diken sözde hukukçular, tamahkâr burjuvalar, kumarda kazandığını cebe atan, kaybedince mağdur ayağına yatıp, paramızı devlet ödemeli diye ağlaşan uyanıklar, üstten talimat almadıkça görevini yapmayan pasif yetkililer var. Hukuk hocalarımız “bir fiilin suç olup olmadığına eylemin şekline değil failin gayesine bakarak karar verilir” derdi. Tahmin ederim bu ilke, bu vakada da uygulanmayacak, bir sürü şekil tartışması ve reddedilen bilirkişi raporları sayesinde davalar yıllarca sürecektir. AKP, bu vartayı da atlatacaktır. Faturayı muhalefet (butlanlı CHP değil) ödeyecektir. CAPITALISM VE CAPITAL MARKETS Kapitalist sistemin en önemli kurumu, adı üstünde kapital (sermaye) piyasalarıdır. Sermaye piyasaları, sermaye yani para ihtiyacı olan kâr amaçlı firmalar (yani satıcı) ile tasarruflarını değerlendirmek isteyenlerin (yani alıcı) buluştuğu bir pazar yeridir. Eskiden kapalı bir salon olan bu “pazar yeri” şimdilerde daha çok internet üzerinden işlem yapılan sanal bir ortama dönüşmüştür. Kapitalizmin, özgürlüğün teminatı olması dışında en büyük üstünlüğü, kaynakları (yani milli tasarrufları) “fiyatların serbestçe oluştuğu piyasalar” sayesinde planlı ekonomilerden daha isabetli tahsis etmesidir. Bunun olmazsa olmaz şartı piyasa da satılan malların sahte olmamasıdır. Karşı karşıya olduğumuz vakanın özü, bu dolandırıcıların “on para etmez” hisse senetlerinin fiyatını “sağ elimle sattım, sol elimle aldım” yaparak “bin paraya” yükseltip, bu fahiş fiyattan kendi kurdukları fonlara satmışlar. DOLANDIRICILIĞIN BAŞLADIĞI SIFIR NOKTASI Bu düzenbazlık, anonim şirketlerin yönetici veya sahiplerinin veya firma içinden bilgi sızdırabilen, böylece “diğer alıcı ve satıcılara göre asimetrik malumat sahibi olan” üçüncü şahısların, borsada alım-satım yaparak kâr ettiği (veya zarardan kurtulduğu) haksız ve hukuksuz bir işlem değildir. Keşke öyle olsaydı. O zaman hasarın onarımı için kamu kaynaklarına başvurulması söz konusu olmazdı. Eğer bu foncular, fiyatlarını manipülasyonla şişirdikleri hisse senetlerini “anormal şişmiş bu fiyatlardan” milyarder Erman Ilıcak, Sinan Tara veya Rahmi Koç’a veya “Beş Büyük Müteahhide” satsalardı ortada pek bir sorun olmazdı. Kimse de bu milyarder yatırımcılara “masum ve mağdur vatandaş” muamelesi yapmazdı. Bu soygunun senaryosu, halka açılma niteliği olmayan şirketlerin halka açılmasına izin verilmesiyle başlamıştır. Olayın “sıfır” noktası burasıdır. İz sürmeye buradan başlanmalıdır. Suçu tekrar tanımlayım: Bu gözü karalar, fos şirketlerin değersiz senetlerini düşük fiyattan toplatıp, bu işlemleri denetlemekle sorumlu ilgilerin gözü önünde hiç fütur getirmeden yüksek fiyatla “kendilerine” satmışlar. Kendilerine dediysem aman yanlış anlaşılmasın. Yani, kendilerinin kurup yönettikleri “fona” para yatıran tasarruf sahiplerine kakalamışlar. Soygundan elde ettikleri paraları ortaklarıyla bölüşmüşler. SON SÖZ: Yalanda sınır yoktur, hilede çare tükenmez.