Bir caminin içinde bembeyaz bir dekor. Çiçek aranjmanları, tüllü bebek karyolası, yakılmış mumlarla bezeli bir düzine şamdan, ortada beyaz mini puf koltuklar, aralarında pembe bebek puseti süsü... Ve panoya asılmış kocaman neondan bir yazı; “Oh Baby.”
Bir an duruyorsunuz. Yanlış görmüş olmayı diliyorsunuz ama hayır orası bir cami.
Etkinlikse baby shower. Doğacak bebeği kutlama ve anneye destek olma partisi... 20’nci yüzyılda başlayan Amerika tüketim kültüründen doğan seküler bir kutlama.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor. “Biz ne ara bu kadar yönümüzü kaybettik?”
★★★
Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki o görüntüler sadece bir “organizasyon faciası” değil. Bu, bir zihniyet fotoğrafı.
Çünkü mesele bir camide pasta kesilmesinden öte... Mesele, kutsal ile popüler olanın yer değiştirmesi.
Bugün artık hayatımızın merkezinde inanç değil, gösteri var. İbadet değil, story var.
Baby shower... Gender reveal... Alkolsüz kokteyller... “Helal konsept” mekanlar, süslemeler... Hepsi aynı şeyin farklı yüzleri... İnancın estetik bir dekor haline gelmesi.
Peki bu yeni mi?
Aslında değil. Ama bu kadar çıplak ve bu kadar ölçüsüz hale gelmesi yeni.
Bugün Kâbe manzaralı 5 yıldızlı otellerde kurulan sofralara bakın. İftar dediğiniz şey artık ibadetten öte, bir organizasyon paketi.
“VIP iftar menüsü”, “Premium sahur experience”, “Ramazan konseptli lounge...”
Kâbe’yi fonda bırakıp selfie çekilen çağdayız.
★★★
Oysa Osmanlı’da Ramazan bambaşka bir şeydi.
Kapılar açıktı. Gerçekten açıktı. Evinize kim gelirse gelsin, kim olduğu sorulmadan sofraya otururdu.
Zenginler fakirin borcunu gizlice öderdi. Sadaka taşlarına para bırakılır, ihtiyacı olan sadece ihtiyacı kadarını alırdı.
İftar iki aşamaydı. Önce birkaç lokma... Sonra namaz... Sonra yemek. Yani nefs değil, ibadet öndeydi.
Ve en önemlisi... Gösteriş ayı değildi Ramazan. Gizli iyilik ayıydı.
Bugün ise tam tersi. İyilik gizlenmiyor, sergileniyor.
İbadet yaşanmıyor, paylaşılacak içerik haline geliyor.
★★★
Şimdi dönelim bugüne.
Ramazan sofraları artık yılbaşından hallice... Süsler, ışıklar, temalı masalar...
Bir tek Noel ağacı eksik.
Ama zihniyet aynı... Tüket, göster, paylaş.
“Süslüman” tartışması tam da burada başlıyor.
Çünkü bu bir inanç meselesi değil artık. Bu bir kimlik performansı.
İnsanlar ibadet etmiyor, ibadet eder gibi görünmek istiyor.
Camide baby shower tam olarak bu yüzden mümkün oluyor.
Çünkü o cami artık bir ibadet mekânı değil, kullanılabilir bir alan olarak görülüyor.
Kutsallık? O çoktan dekor oldu.
★★★
Aslında Kocaeli’nde camide baby shower yapan zihniyet ile Başkan Trump’ın kendisini Hz. İsa’ya benzeten paylaşımlar yapması ilk bakışta alakasız gibi durur.
Ama derine indiğinde ortak bir hat var.
Kutsalın araçsallaştırılması.
Trump’ın kendini Hz. İsa’nın şifacılığıyla özdeşleştiren görseller neydi? Dini bir inanç ifadesi mi? Bir teolojik tartışma mı?
Hayır! Bu, siyasi güç üretmek için kutsalı kullanma stratejisiydi.
Kitleye verilen mesaj “Ben sıradan bir lider değilim. Ben seçilmişim”di.
Şimdi dön camideki baby shower’a.
Orada da benzer bir mekanizma var, ama daha mikro ölçekte...
İnsanlar bir mekânı seçiyor. Neden? Çünkü orası kutsal.
O kutsallığı alıp kendi hayatlarına “değer” katmak için kullanıyorlar.
Yani mesaj şu... “Bizim etkinliğimiz sıradan değil. Bakın, camide.”
İki olay arasındaki ortak zemin tam olarak burada...
Kutsal, artık yaşanan bir şey değil, kullanılan bir şey haline geliyor.
Burada daha derin bir kırılma var.
Geleneksel dindarlıkta kutsal, insanı sınırlar. Ne yapabileceğini değil, ne yapamayacağını belirler.
Ama modern dönemde bu tersine dönüyor. İnsan, kutsalı sınırlamak yerine onu esnetmeye başlıyor.
Trump kutsalı siyasi meşruiyet için kullanıyor.
Bu yeni “dindar tüketim kültürü” de kutsalı sosyal statü için kullanıyor.
Ama yöntem aynı...
Kutsalı bağlamından kopar, yeniden paketle, kendi amacına hizmet ettir.
Bunun sosyolojik adı postmodern dindarlık.