SEVGİLİ okuyucularım, malum şahıs ve onun yandaş-yalaka medyası son olayları amacından saptırma çabası içindeler.
Toplum isyan etmiş, ayaklanmış... Ve bunlar hadiseleri “Çevrecilik” üzerinden yönlendirmeye kalkışıyor. Oysa olay öyle değil.
Evet doğrudur, her şey önce Taksim’deki gezi parkında başladı. İnsanlar buraya inşaat yapılmasına, ağaçların kesilmeye başlanmasına karşı direnişe geçti. Polis onların üzerine gaddarca, acımasızca, gaz sıkarak saldırdı ve isyan olayı bir gün içerisinde bütün Türkiye’ye yayıldı.
Malum şahıs şimdi hiç sıkılmadan yine nutuk atıyor, çağrılarda bulunuyor... Çünkü korktu:
“Çevreci kardeşler gelin konuşalım. Çevrecilikte ortaklık yapacaksanız gelin bu başbakanınızla yapın...”
Olayların ilk kıvılcımı çevrecilikten parladı ama sonrası bambaşka. Gözlerden saklamaya çalıştıkları hadise işte bu.
Çevre olayı sadeci ilk ateşi yaktı.
Yani malum şahsın ve onun yandaş yalaka medyasının izinden gidersek, ülkemizin tam 75 ilinde başlayan ve süregelen eylemler bu nedenle mi yapılıyor?
Elbette hayır.
O halde sorun nedir?
* * *
Malum şahıs 21. yüzyıl Türkiye’sinde diktatörlüğe, padişahlığa, tek adamlığa soyundu, kitleleri aşağıladı.
Kendisini dev aynasında görüyor, “Ben yaptım oldu. Beni ancak sandıkta alaşağı edebilirsiniz” diyordu.
PKK ile sarmaş dolaş oldu, Türkiye Cumhuriyeti’ni din kurallarıyla yönetmeye kalkıştı, Atatürk’ü yok etmek için uğraşlar verdi. Burnunu insanların yatak odasına kadar soktu, herkesin kaç çocuk yapması gerektiğine karar verdi, alkolü dinin emri gereği yasakladı, her kesimi baskı altına alıp sindirmeye yeltendi.
Yargının tümünü ele geçirip hukuku ve adaleti yok etti.
Milyonlarca insanımız işsiz.
Aşağıladığı o kesimlere “Ayyaş, çapulcu, ananı da al git, bas gaza üç çocuk yap” gibi sözlerle hitap etmekten utanmadı.
Ülkemizi babasının çiftliği zannetti!
Bütün sözleri ve davranışlarıyla Türk toplumunun huzurunu yok etti, gerdi, sinir sistemini bozdu.
Bu eylemlerin niçin yapıldığını, nasıl böyle yaygınlaştığını şimdi görmezden geliyor! Hedef saptırıyor, işi çevreciliğe falan bağlamaya çalışıyor.
* * *
Çevrecilik deyince biraz duralım!
Büyük kentlerimizde, ama özellikle de İstanbul’da yaşayanlar, bu hükümetin ve AKP’li belediyelerin yağmasının bire bir tanığıdır. Bütün yeşil alanlar yandaşların emrine sunulup imara açıldı. Her yere varlıklı kesimler için rezidanslar, kuleler dikildi.
İstanbul’un o güzelim cami silüetlerinin arkasında birdenbire 70 metre yüksekliğinde gökdelenler türedi... Ve çaresiz kalan malum şahıs tepkiler artınca şöyle dedi:
“Ben o kuleleri yaptıran patrona küstüm, beş yıldır konuşmuyorum!”
Oysa dünyadan haberi yoktu, o gökdelenlerin ruhsatını veren kendi belediyesi idi.
Başta İstanbul olmak üzere bütün büyük kentlerimizi rant yağmasına kurban ettiler, yeşil alanların üzerinden fil sürüsü gibi geçtiler, yandaşlara ve işbirlikçilerine peşkeş çektiler.
Bu kafa şimdi çıkmış ortaya, “Çevrecilikten” söz ediyor, toplumun gazını böyle saptırıcı kavramlarla almaya soyunuyor.
Lütfen bu ucuz taktikleri yutmayın.
* * *
Malum şahsın bu eylemler konusunda başka iddiaları da var! “Bunu faiz lobisi yarattı. Spekülasyonlara girerek hükümeti tehdit etti” diyor.
Faiz lobisi kimlerden oluşur?
Borsacılardan, tahvilcilerden, ya da herhangi bir yerden çok büyük faiz geliri olanlardan.
Bu şahsın söylediklerine bakarsak, ortalık karışınca sıcak para çekilecek, borsa düşecek ve faizler yükselecek!
İstanbul Borsası’nın yüzde 76’sının yabancıların elinde olduğunu, yabancıların borsa yoluyla ülkemizi milyarlarca dolar soyduğunu malum şahıs elbette bilir de, aman borsa düşmesin numarasıyla onların çıkarlarını korumaya soyunur.
Borsanız batsın inşallah!
* * *
Birkaç gün önce başka bir vecize daha yumurtladı. Amacı ülkemizdeki olayları hafife almaktı:
“ABD’deki Wall Street olaylarında polis 17 kişiyi öldürmüştü.”
Bu olayların tarihi Eylül 2011. İnsanlar gaddar sermaye düzenine karşı ayaklanmıştı.
Malum şahsın bu sözlerinin hemen ardından Ankara’daki ABD Büyükelçiliği tarafından resmi bir açıklama yapıldı:
“Wall Street olaylarında polis tarafından öldürülen hiç kimse olmamıştır.”
Bir ülkenin başbakanını düşünün, ağzından çıkan yalan yanlış bilgiler bir yabancı ülke tarafından derhal tekzip ediliyor, yalanı yüzüne vuruluyor.
Bizimkinde tık yok!
Herhalde birileri kendisini yine işletti, ya da yanlışlarla dolu bir notu eline tutuşturup her zaman olduğu gibi okumasını sağladı.
Padişahımız efendimiz bilmeden konuşmayı sürdürmektedir. Bunlar ülkemizi rezil eden gerçeklerdir.
* * *
Sevgili okuyucularım, biz son olaylara yoğunlaşırken ülkemizde başka olaylar da oluyor. Bir süredir gündem yoğundu, onları ıskaladık.
- Cizre’de teröristler ayaklandı, polisle çatışmaya girdi. Üç polis aracı yakıldı.
- İmralı’daki katilin ayağına Kürtçülerden oluşan bir heyet daha gönderildi. Katilin verdiği direktif heyet tarafından açıklandı:
“Son direnişte hiç kimse kendini ulusalcı ve milliyetçi çevrelere kullandırmasın. Bu hareket onların denetimine girmesin.
İmralı’dan ahkam kesmeye devam ediyor.
İlginç bir kitap
GAZETECİ arkadaşımız Nuri Kayış, burada sözünü sık sık ettiğim yandaş-yalaka basının bir marifetini daha belgeleyip kitap yaptı:
“İşten Kovduran Yazılar.” (Tanyeri Kitap.)
Çok sayıda köşe yazarı AKP döneminde gazetelerinden kovuldu, ya da istifa etmek sorunda kaldı. Kovulanları ikiye ayırmak gerek:
Çizgisini hiçbir zaman bozmayanlar...
Ve yandaş olduğu halde bir süre sonra eleştirmeye başlayıp kovulanlar!
Nuri Kayış kitabında sırasıyla Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Necati Doğru, Oktay Ekşi, Rahmi Turan, Özdemir İnce, Serdar Akinan, Metin Münir, Semih İdiz, Balçiçek İlter, Cüneyt Ülsever, Ece Temelkuran, Mehmet Altan, Nuray Mert... ve öteki köşe yazarlarının kovulma (ya da istifaya zorlama) olaylarını irdelemiş, kovulmaya neden olan yazılarından ve yaşadıklarından örnekler vermiş.
Kovulanların gazeteleri: Hürriyet, Milliyet, Sabah, Habertürk, Radikal, Star, Akşam, Vatan... Yandaşlar basını!
Nuri Kayış kitabın son bölümünde şöyle diyor:
“Yazarların kovulma olayı nereye kadar devam eder? Medyanın sermaye yapısı böyle devam ettikçe, iktidar istediği yazarı kovdurur. Hatta iktidar hiçbir şey söylemese bile medya patronu durumdan vazife çıkarıp muhalefet yapan yazarı kovar.
Bunu önlemenin yolu, gazeteciliğin özel bir iş kolu olduğu düşünülerek gazete patronunun başka işlerle uğraşmasının önlenmesidir.
Hem gazete patronu olup hem bankanız, sigorta şirketiniz, müteahhitlik firmanız, enerji santraliniz, oteliniz, alışveriş merkeziniz, LPG tesisiniz, madeniniz varsa, ithalat ihracat yapıyorsanız, devletle, hükümetle, bürokrasiyle binbir türlü iş ilişkisi içindeyseniz yapacak fazla bir şeyiniz yoktur.”
Sonra o patronların işlerini tek tek sıralıyor.
Ellerine sağlık Nuri Kayış.
Olayı saptırıyor
Haber Merkezi
Güncellenme:
- Yazıları büyüt
- Yazıları küçült
- Standart boyut