Galatasaray kendi evinde, özellikle maçın ilk yarısında oynadığı futbolla Fenerbahçe’yi 2-1 yenerek ligde önemli bir virajı daha geride bıraktı. İşin aslı, Fenerbahçe bu maçı hafta sonu Fenerbahçe Divan Kurulunda Aziz Yıldırım kürsüden açıklamalar yaptığında peşinen kaybetmiş. Kendi takımındaki oyuncuları ve teknik direktörü çaptan düşürecek, demotive edecek açıklamalar yapan Fenerbahçe başkanı, takımını hırslandırmak için yeni bir taktik denedi belki ama sonuç ortada. Özellikle ilk 45 dakikada Fenerbahçe neredeyse sahada yoktu.

Diğer yandan Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde Lille karşısında aldığı galibiyet sonrası daha moralli ve daha derli toplu oynayarak rakibine üstünlük kurdu. Barış Alper ve Batrakov’un Osimhen’e istediği pasları attıkları bir oyunda Galatasaray üstünlüğü belirgin hâle geldi. Osimhen, Galatasaray’a sadece golleriyle değil, varlığıyla dahi büyük güç katıyor.

Maçın ikinci yarısında Galatasaray’ın skor üstünlüğünden kaynaklanan rahatlığından yararlanan Fenerbahçe’nin bulduğu şok gol, bir anda oyunun dengesini bozdu. Bunun yanında bir de hakemin, Fenerbahçe’de özellikle Skriniar’ın faullerine seyirci kalması ve belki de onu oyundan atmaması Galatasaray’ın duraksamasına neden oldu. Fenerbahçeli oyuncular maçta Galatasaray’a 18 faul yaptılar ve bunların çoğu kartı hak eden hamlelerdi.. Bir bu kadar faullük müdahaleyi de hakem görmedi veya görse de düdük çalmadı.

Bir başka mühim husus da Osimhen dışında Galatasaray’daki diğer oyuncuların gol yollarındaki beceri eksiklikleriydi. Bu durum Fenerbahçe’yi ikinci yarıda maça neredeyse ortak ediyordu. Galatasaray’ın rakip kaleye 22 şutunun 8’i kaleyi bulmuş olsa da sadece 2’si gol oldu.

Kaynak olarak ekle

Bu maçın Galatasaray açısından hakkı daha farklı bir galibiyetti aslında ama olmadı. Jacobs, Abdülkerim, Torreira, Sane hep bir anlık gecikmelerle topu rakip kaleye-çerçeveye atamadılar. Burada Osimhen’in Galatasaray için ne kadar önemli olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıktı. Osimhen, özellikle Fenerbahçe maçlarında ilk geldiği günden beri büyük katkı sağlıyor. Osimhen, lider bir oyuncu ve sorumluluk almaktan çekinmiyor. Fenerbahçe’de böyle bir oyuncu yok. Lideri olmayan takımlar, özellikle büyük maçlarda sonuca gitmekte zorlanırlar. Uzun yılların yanlış transfer hamleleri ve şişkin, pahalı kadrodan kısa sürede yeni bir kadro kurup olumlu sonuç almak çok zor. Belki de bu nedenle istediği takımı kuramayan Aziz Yıldırım şikâyet edip duruyor.

Bu sezon Galatasaray’ın şampiyonluk yolunda tek rakibi Fenerbahçe değil. Beşiktaş ve Trabzonspor da ligin sonuna kadar zirve yarışını kovalayacaklar. Galatasaray, ne olursa olsun, son dört yılda şampiyon olan takımın omurgasını koruyarak birbirini tanıyan oyuncularla sahaya çıkmanın avantajını yaşıyor. Sarı-kırmızılı takım bu sezon başı yapılan takviyeler arasından şimdilik sadece Batrakov’dan verim alsa da eksikler devam ediyor. Bu sebeple kış transfer döneminde yeni transferler için şimdiden girişimler olduğunu duyuyoruz.

Hafta içinde derbi hakkında sosyal medyada konuşan çok sayıda futbol âlimi dinledik. Birçoğunun Fenerbahçe ile ilgili yorumlarında kriter olarak Galatasaray’ı örnek gösterdiğini gördük. Fenerbahçeli dostlara bir tavsiyem var. Siz, Galatasaray’ın adasını ve eğitim kurumlarını taklit etmeye çalışmayın. Kendiniz olmayı deneyin. Her kulübün, her kurumun kendi genetiği ve kendi yapısal özellikleri vardır. Bakın, size bir tüyo vereyim. Biz Galatasaray camiası olarak kimseyi takip etmeyiz. Biz kendimizle yarışır, kendi hatalarımızı en sert şekilde eleştiririz. İşin sırrı aynaya bakmakta. Siz camia olarak başkalarına bakarken önünüzü görmeyip tökezliyorsunuz. Bu kadar çabanıza yazık oluyor.

Galatasaray’da ise şu anda her şey yolunda gibi gözüküyor ama ben bu pozitif ortamda Okan Buruk’un yine gevşemesinden, âlemlere akıp konsantrasyonunu kaybetmesinden endişe duyuyorum. Burada görev Başkan Dursun Özbek’e düşüyor. Bu söylediğim olur ve Galatasaray yine sahada yalpalarsa bunun sorumlusu sadece Okan Hoca olmaz. Diyeceksiniz ki koca adamların özel hayatına başkan nasıl karışsın. Hiç de öyle düşünmeyin. 400 milyonluk bir sermayeyi, takımı teslim ettiğin bir genel müdüre karışır gibi yapacaksın. Karşındaki bulunduğu konumun önemini unutuyor, gevşiyorsa onu yola sokmak gerekir bazen. Yoksa hesabı sen ödersin.

Başka bir göze çarpan husus da Leao’nun bir türlü takıma ve oyuna adapte olmaması. Yolunda gitmeyen bir şey var Leao konusunda. Bal yapmayan arı gibi. Oysa onun gelişiyle Osimhen’in performansı artacak diye düşünmüştük, olmadı. Bu konu üzerinde çalışıp bir an önce Leao’yu oyuna dahil etmek gerek.

Her ne olursa olsun, kim ne derse desin Fenerbahçe’ye karşı derbi galibiyeti güzeldir, değerlidir. Kazananı çok da eleştirmek doğru değil. Galibiyete rağmen aksayan yönleri teknik kadro illa ki görmüştür. Tarihe gerçek manada geçip 5. kez şampiyon olmak için adanmışlık gerektiğini hem taraftar hem takım hem de idareciler biliyordur diye düşünüyorum. Bu fırsat insanın önüne tarihte çok az gelir. Gereğini yapmak gerek.

Maç sonunda sahada ayakları konuşmadığı için enerjisi diline vuran, içine düştüğü durumdan rahatsız olup sinirlenen Kerem Aktürkoğlu’nun bildiğimiz sevimsiz yüzünü tekrar gördük. Şaşırmadık ama üzüldük. Bu arada maç sonunda kırmızı görmüş boğa gibi saldıran Archie Brown’ı kendini savunmak için yere yatıran Abdülkerim’e neden kırmızı kart gösterdi hakem anlamadım. Kartı hak eden Brown’dı. Eyyam olsun diye Abdülkerim’e de kart göstermenin hiç alemi yoktu. Umarım tahkim kurulu görüntüleri izler ve bu eyyam kararı iptal eder.

Her şey bir yana, Galatasaray’ın sahada en büyük farkını yaratan, lige değer katan, futbolu güzelleştiren Victor Osimhen’e buradan bir kez daha selam gönderiyorum. Keşke herkes onun kadar aldığının karşılığını vermek için çabalasa. Helal olsun sana yapılan ödemelere, alkışlara, övgülere. İyi ki varsın, Osi…