“Çok sayın ve değerli vatan evladı Abdullah Öcalan nasılsın, iyi misin? İyi olduğunu biliyoruz. İmralı’da seni krallar gibi yaşatıyorlar. Yediğin önünde yemediğin arkanda. Eh yani, bu koşullarda ben olsam, ben de iyi olurum.
Sayın Apo, seni kutluyorum!
Senin örgüt valla bizim Tayyip’e diz çöktürmeyi başardı. Tayyip şaşkın, yenik düştü, ne yapacağını bilemiyor. Son
olarak kendi söyledi, senin biraderi
İmralı’ya göndermiş. Orada kafa kafaya konuşmuşsunuz, sen ona demişsin ki ‘Yaa bu bizim örgüt işin cılkını çıkardı. Artık silah bırakıp teslim olsunlar. Hem de sayın başbakanımızın görev vereceği heyetle pazarlık masasına otursunlar.’
Ulan Apo, sen gerçekten büyük
adammışsın!
Biz burada her gün şehit cenazesi
kaldırırken, Tayyip’e diz çöktürmeyi
başardın.
Tayyip İmralı’ya aracılar gönderiyor, senden icazet bekliyor.
Türkiye Cumhuriyeti’ni (seninkilerin
deyişiyle ‘TC’yi) bu durumlara düşürmeyi sen ve örgütün başardınız lan, valla helal olsun!
Sayın Apo, 1999 yılında enselenip
İmralı’ya tıkıldığın ve yargılandığın
günleri bir düşün. Korkmuş bir kedi
yavrusu gibiydin. Bülbül gibi ötüyor,
bildiklerinin hepsini şakır şakır
anlatıyordun.
* * *
Aradan yıllar geçti Apo!.. Ve dünya
tersine döndü. Senin dağdakilerle yıllar boyu mücadele veren, enselendiğinde seni İmralı’da sorgulayan her rütbeden komutanlar, bu Tayyip iktidarı döneminde birer birer içeri tıkıldı. Onlar şimdi
Silivri’de yatıyor.
Sen ise İmralı’da krallar gibi
yaşıyorsun.
Sana isteğin yemekler özel olarak
pişiriliyor. Üzerinde hiçbir baskı yok.
Havalandırma saatlerin, çay kahve
keyiflerin sonsuz. ‘Aman Abdullah Bey’in sağlığı bozulmasın’ diye, emrinde uzman doktorlar bekletiliyor.
Şimdi de senin ayağına adam
gönderiyorlar, ‘Aman Abdullah Öcalan Bey, siz yardımcı olun da örgüt silah
bıraksın, bizim devletle pazarlık masasına otursun’ diye yalvarıp yakarıyorlar.
Ulan Apo, sen büyük adammışsın be!
Bir 1999 yılındaki Abdullah Öcalan’a bakıyorum, tırsmış, korkmuş...
Ve şimdi AKP hükümetini yönlendiren, örgütünü ‘Akan kanlar artık dursun’
diyerek pazarlık masasına oturması için teşvik eden cesur Abdullah’a!..
İyi de, enselenmeden önce senin
akıttıkların kan değil de çeşme suyu muydu?
* * *
Sayın Öcalan, dişini biraz daha sık
aslanım! Yakında senin hatırına genel bir Tayyip affı çıkarıp öncelikle seni
salıverecekler. Senin sayende de öteki
tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılacak.
Hani yıllar boyu senin adamlarınla
dağlarda vuruşan ve şimdi komik
davalarla hapis yatırılmakta olan o
kahramanlar var ya, onlara da senin
sayende af gelmiş olacak!
Sen ne önemli, ne büyük adammışsın be Apo!
Bu olacakları rüyanda görsen
inanmazdın lan, öyle değil mi!
Bak şimdi, sen yarın Tayyip’in AKP kongresinde söyleyeceği sözlere dikkat et. Bunlar senin baştan beri istediklerini bire bir verecekler. Özerklik mi dedin, al sana özerklik! Kürdistan mı dedin, al sana Kürdistan!
Başkanlık sistemi yutturmacasıyla
Kürtçülere her şey sağlanacak ve Türkiye bölünmeye doğru sürüklenecek.
Sayın Öcalan, İmralı’da sakın ola ki kafan bozulmasın. Sabrın sonu selamettir. Tahliye edilmene az kaldı, biraz daha dayan.
Ulan Sayın Öcalan, biz senin değerini
bilemedik, varsın Tayyip bilsin.
Sen ona bükemediği eli öptüren adamsın.
Helal olsun lan sana!”
HAPİSHANE MEKTUPLARI
Sevgili okuyucularım, haksızlığa ve
hukuksuzluğa kurban edilen hapisteki
komutanlardan sık sık mektuplar alıyorum. Dün son olarak Tümamiral Semih Çetin, emekli
Tümamiral Fikret Güneş ve Kurmay Albay
Mustafa Önsel’in mektupları elime geçti.
Hepsi de dört dörtlük.
Dün ayrıca Maltepe Askeri Cezaevi’nde yatan ve yukarıdaki isimler gibi Balyoz davasından hüküm giyen 18 komutanın imzasıyla bir mektup daha aldım ve bütün mesaj gönderenler adına onu
yayınlamaya karar verdim... Çünkü aldığım bütün mektupları yayınlayacak yerim yok.
İşte komutanların mektubunun geniş özeti:
“Sayın Çölaşan, Aytaç Yalman’ın size gönderdiği açıklamaları yazılarınızda
okuduk. Cevap hakkımız doğduğundan bu mektubu size gönderiyoruz.
Başbakan ‘Balyoz kamuoyunun bildiği gibi değil. Bildiklerimi şimdi söyleyemem. İleride kitap yazacağım’ dedi.
Hilmi Özkök olanlara çok üzüldüğünü, bütün bunların böyle olmaması gerektiğini söyledi. ‘Düşük rütbelilere daha az ceza verilmeliydi’ dedi. Anladığımız kadarıyla o da ileride bu konuda kitap yazacakmış!
Son olarak da köşenizde Aytaç Yalman ‘Zamanı geldiğinde tüm bilgileri basınla paylaşacağım. Bu süreçte itham edilmesi gerekmeyen tek kişinin ben olduğumu
anlayacaksınız’ dedi.
Biz sayın büyüklerimizi anlamakta
güçlük çekiyoruz.
Tüm bu ifadeleri bir şeylerin
saklandığının itirafı anlamına geliyor.
Bir hukuk devletinde bazı bireylerin, mahkemenin hükmünü etkileyecek bilgileri yargıdan saklaması yasal olmadığı gibi, etik de değildir.
Bir hukuk devletinin adil ve tarafsız
yargısı, yargıladığı konuda bilgisi
olduğunu itiraf eden kişileri rütbe ve
makamdan bağımsız olarak çağırır ve
dinler. Çünkü hukuk devletinin yargısı
ideallerin, hakların ve değerlerin
savunucusudur. Kişilerin, görüşlerin ve gücün manivelası değildir ve olmamalıdır.
* * *
Neden susuyorlar? Aytaç Yalman’ın
ifadesiyle ‘Konuşmamanın sağlayacağı fayda ve zararlar’ nedir? Biz hiçbir
suçumuz olmadan bu fayda ve zararların neresindeyiz? ‘İleride’ olarak ifade edilen zamanın gelmesine kadar biz
işlemediğimiz suçlar nedeniyle
özgürlüğümüzden mahrum mu kalacağız?
İleride açıklama yapmayı görev
bilenlerin hukuki sorumluluk
hissetmediklerini düşünüyoruz. Vicdani bir sorumluluk da hissetmiyorlar mı?
İma ettikleri, ama her nedense
açıklayamadıkları konu, yargılandığımız Balyoz davasının iddianamesinde yer alan hususlarla mı, yoksa malum plan semineri ile mi ilgilidir?
Mesajımız basit ve açıktır. Biz darbe
hazırlığı içinde görev almadık. İddia edilen suçları işlemedik. Böyle bir emir de
almadık.
Mahkemede önümüze delil olarak
konulan dijitalleri mahkemeden önce hiç görmedik.
Adil yargılanmadık. Yargılama süresince savunmanın talepleri binde 7, savcının
talepleri yüzde 99 oranında kabul gördü. Böyle bir adil yargılama olur mu?
Yargılandığımız konuyla ilgili gerçek
bilgiye sahip olan kişiler bildiklerini ileride açıklayacaksa, mahkeme adil bir hüküm kurmuş olabilir mi?
Saygı ile duyururuz. Maltepe Askeri
Cezaevi’nde bulunan tutuklular. 18 imza.”
* * *
Emin Çölaşan’ın notu: Tayyip açıkladı,
cezaevinde yatmakta olanlara, eşleriyle özel bir odada 24 saat birlikte olma olanağı
verilecekmiş.
Herkesin her yerde gizlice kayda alındığı bu ortamda inşallah eşleri de çaktırmadan kameraya alıp, sonra o çok özel görüntüleri yandaş medyaya servis etmezler!
Meraklısı, bu işlerin “Kimler” tarafından nasıl tezgahlandığını kitabından okusun:
İlhami Yangın’ın kitabı “Cümbür Cemaat.” (Bilgi Yayınevi.)