Bazen çok şaşırıyor “Bunlar akıllı mı, yoksa çok mu saf?” diye düşünüyorum.
Sağdan-soldan, birçok yerden “CHP sine-i millete” dönsün” sesleri geldikçe inanın ki, çok kızıyorum.
Sine-i millete dönülse ne olacak ki?
Bilgisizce ortaya atılan bir fikir!
“Sine-i millete dönmek” siyaset meydanını tam anlamıyla iktidar partilerine terk etmek demektir.
Sine-i millet “Milletvekillerinin Meclis’teki görevlerinden istifa ederek Meclis zeminini terk etmesi ve halkın arasına dönerek siyasi mücadeleyi tabandan sürdürmesi anlamını taşıyan bir protesto ve strateji yöntemidir.”
Temel amacı, meşruiyetini yitirdiğine inanılan iktidarın yarattığı baskıcı siyasi ortamda halk desteği ile yeni bir mücadele başlatmaktır.
Kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm bir siyasal stratejidir bu... Uzun yıllardır hep konuşulur, hep söylenir ama bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Sine-i millete” dönen tek parti olmamıştır.
Ben bu “Sine-i millet” lâfını 50 yılı aşkın süredir duyarım ve boş bir düşünce olarak nitelerim. Yani, hiç akıllıca bulmam!
Neyse ki, ana muhalefet partisi CHP’nin yöneticileri bu taleplere hiç yüz vermedi, çok doğru yaptı.
★★★
Gazetecilerin “Sine-i millet” sorularını cevaplandıran CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu formülün iktidarın ekmeğine yağ süreceğini belirterek şöyle dedi:
“Meclis’ten istifa ile boşalttığınız 130 yere 130 AK Partiliyi seçerler. Sine-i millete döndükten sonra ara seçime girecek halimiz yok ya... Ondan sonra da Anayasa’yı değiştirip memlekete felâketi yaşatırlar. Hassas bir hattayız. Millet verdiği bayrağı bırakırsak, bir daha elimize vermez... Mücadeleyi Meclis ve belediyeler çatısı altında sürdüreceğiz. Darbelere teslim olmayız. Kapatmadan, butlandan söz ediliyor. Biz boyun veririz ama boyun eğmeyiz. Bunlar ateşle oynuyorlar. Ateşle oynayan evini yakar, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar!”
Özgür Özel “sine-i millet” konusundaki görüşlerinde haklıdır. CHP böyle bir tuzağa düşmeyecek kadar büyük deneyim sahibidir.
“Tom Barrack, küstahlık üstüne küstahlık yapıyor!”
Gelecek Partisi Genel Başkanı (eski başbakan) Ahmet Davutoğlu’na pek sempatik bakmam. Çünkü...
Ben onu ülkemizin bugünkü hazin duruma gelmesinde önemli payı olan siyasetçilerden biri olarak görürüm. Fakat...
Sayın Davutoğlu bazen öyle sözler söylüyor ki, hak vermemek mümkün değil!
Davutoğlu, Meclis’teki grup toplantısında iktidara seslenerek “Kadını koruyamayan, aileyi koruyamaz. Koruduğunuz tek şey koltuklarınız, makamlarınız, maaşlarınız” dedi.
Davutoğlu’nun bu sözlerine katılmamak mümkün değil!
Onun çok doğru bulduğum başka sözleri de var.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye’nin cumhuriyet ve demokrasiden vazgeçip “Monarşi”ye, yani “Sultan rejimine” dönmesinin çok iyi olacağını söylemişti.
Davutoğlu, bu siyasi terbiye özürlü Tom Barrack’a hak ettiği cevabı verdi. Haddini bilmeyen Büyükelçi Barrack için ben de kısa bir süre önce sert bir eleştiri yazmıştım.
Davutoğlu “Küstah” dediği Amerikan Büyükelçisi için şöyle konuştu:
“Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak isyan ediyorum. Neye mi? Bir küstah büyükelçi, Antalya Forumu’nda konuşma yaptı. Bu küstah büyükelçi, ‘Sayın Erdoğan meşruiyet istiyor. Sayın Trump da bu meşruiyeti veriyor’ diyerek meşruiyetin Meclis’ten ve Türk milletinden değil de, yurt dışından alındığını ima eden bu adam, daha o zaman gönderilmeliydi. Ama gönderilmesi için, bırakın gönderilmeyi, Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp uyarılmadığı için gaf üstüne gaf, küstahlık üstüne küstahlık yapıyor. Sizden müdahale isteyen kim Allah aşkına? TBMM’yi 1920’de açanlar sizden müdahale mi istediler? Size mi sordular?”
Davutoğlu bu görüşlerinde de haklıdır. ABD’nin haddini bilmeyen büyükelçisi Tom Barrack’a AKP ve MHP de tepki göstermeliydi. Hiç değilse bazı milletvekilleri Tom Barrack’ın densizliğini dile getirip eleştirmeliydi. Oysa hepsi sessiz kaldı!
GÜNÜN SÖZÜ:
Arkanı sağlama al. Çünkü insan ne kadar dönerse dönsün arkasını göremez!
