Geçtiğimiz haftalarda Başbakan Davutoğlu, Diyanet’in IŞİD ve radikal akımlara karşı bir söylemin merkezini oluşturması gerektiğini söyledi. Yani Diyanet, cihatçı Selefi argümanlara karşıt argümanları savunacak ve böylece Türkiye’deki IŞİD taraftarları için bir karşı söylem oluşturacak.
Bunu Diyanet, hangi paradigmayla, hangi parametrelerle yapacak, alt yapısı buna ne kadar hazır, ayrı bir tartışma... Kaldı ki bu denli hayatiyet arz eden bir konuyu, sadece Diyanet üzerinden ele almak doğru mu; hani üniversiteler, nerede aydınlar?
Diğer taraftan hükümete sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun diyelim! Zira zorbalıklarına sözde bir İslam kılıfı giydiren ve ne oldukları başından beri belli olan bu barbarlar için “Bunlar birkaç kızgın adamdır”dan nihayetinde “en büyük tehdit” noktasına ulaştılar.
Peki, durduk yere mi oldu bu?
Bilinen bir gerçek var ki, bizim gibi ülkeler iktisadi, hukuki, idari, sosyal ve hatta kültürel birçok atılımı küresel güçlerin liderliği doğrultusunda ya da
onları taklit ederek gerçekleştirirler.
Batılılaşma yolumuzu hatırlayalım; Tanzimat, Islahat, I. ve II. Meşrutiyet, 1946’da çok partili demokrasiye geçişimiz ve hatta 24 Ocak kararları gibi tarihimizde önemli kırılmalar küreselleşen dünyaya eklemlenme mecburiyetinin sonucudur.
Tabii burada küresel güçlerin etkisi göz ardı edilemez.
Tüm bu geçişlerin yanı sıra pek çok modern özgürlükler de dış kaynaklı telkinler ve yeni dünyaya adapte olma zorunluluğunun yan etkileridir.
DERİN STRATEJİ ÇÖKTÜ
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun IŞİD’e karşı -yanlarına Diyanet teşkilatını da alarak- son zamanlarda takındığı sert tutumun da yukarıdaki geçişler bağlamında okunmasının daha iyi bir durum değerlendirmesi olacağı kanaatindeyim. Zira; Amerika’nın -Suudi Arabistan dışında- bölgede yeni bir Selefi devlete tahammülü yok. (Ayrıca -Taliban ve El-Kaide gibi- radikal İslamcı örgütlerin zaman içinde kendisine ve NATO üyelerine çevrilen bir silah olduğunu da gayet iyi biliyor.)
Rusya, daha doğrusu Putin Erdoğan’ı kastederek “Suriye’yi onun için bir Stanlingrad yapacağım!” dedi.
Çin ve İran’ın Suriye politikası belli; Esad rejimini destekleyecekler.
Evvelden terörist diyemediği IŞİD’i tehdit görmek ve doğrudan operasyon kararı almak ancak vaziyet bu hali aldıktan sonra Davutoğlu’nun aklına geliyor. (Bu arada IŞİD’den boşalan yerlere ise PYD güçleri yerleştiriliyor!) Davutoğlu’nun zihninde tasavvur ettiği Yeni Osmanlıcılık hayalleri için nefer deposu yaratacağını düşündüğü yeni İslamcı söylem uluslararası sermaye duvarına çarptı ve artık yerine ne koyacağını bildiği de şüpheli. Dış politikada “derin strateji” hayallerini artık hiçbir çevre ciddiye almıyor. Malum sıfır sorundan, sıfır çözüme yuvarlandık.
Tüm bunların üzerine, bir de artık ülkelerine geri dönecekleri son derece kuşkulu olan Suriyeli göçmenler meselesi var.
Hâsılı kelam, ülkemde işler karışık ve gidişatını kestirmekte zorlandığımız bir fırtınanın içine dalıyoruz.
ÇABUK UNUTUYORUZ
Bölücü terör örgütü PKK da, 1984 yılında ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiğinde, dönemin Başbakanı (merhum) Turgut Özal, vaziyetin ciddiyetini küçümseyerek, “Üç, beş çapulcunun marifeti” demişti.
İşte o başı küçükken ezilmeyen yılanın yıllardır yaptıkları malumunuz.
Benzer ciddiyetsizlik IŞİD’in ilk gündeme geldiği dönemde, dönemin hükümeti tarafından da gösterilmemiş miydi?!
Şimdi soralım; iç ve dış siyasetimizin, bilimsel, felsefi ve idari yapısının, tarihsel olgularla sınanan bir tartışma zemini ve müşterek gayeye doğru evrensel bir yönelimi var mı?
Diyanet’in karakteri mi değişti?
Uzun yıllar çalıştığım Diyanet teşkilatının hassasiyetlerini iyi bilirim. Hangi makamda ya da görevde olursa olsun, personelinin herhangi bir siyasi parti ile anılması etik bulunmazdı.
Son yıllardaki değişiklik akıl almaz boyutlarda; bazı Diyanet görevlilerinin Facebook adreslerinde AKP bayrakları ve logoları sergileniyor.
Seksenli yıllardı; yapılan bir denetimde, çekmecesinde MHP bayrağı bulundurduğundan dolayı bir Kur’an kursu öğreticisinin görevinden uzaklaştırıldığını hatırlıyorum.
Nereden nereye...
Başkan Mehmet Görmez’e sormak isterim:
- Bir ilahiyat bilgini olarak bu tavrı nasıl onaylıyorsunuz? Görmezden gelmenizin sebebi nedir?
- Bir CHP’li, MHP’li ya da HDP’li personel için de aynı tutumu takınır mıydınız?
- Din görevlilerinin siyasete bu denli angaje olmaları doğru mu?
- Her bir din görevlisi gönül verdiği siyasi partinin mücadelesini vermeye kalkışırsa, camilerin (110 binin üzerinde cami var) hali ne olur?