Bir uçak düştü, hayatımız değişti.
Bu yıl, işler kötü! Türk hava sahasını 17 saniye aştı diye Rus uçağının düşürülmesinden sonra, ticaretimiz sekteye uğradı, Rusya’da iş yapan Türk şirketleri zor duruma düştü ve en ağır darbe de turizmimize indi.
6 milyondan fazla Rus turisti kaybetmiş durumdayız!
Turizmciler kan ağlıyor. Ayrıca turizme bağlı 47 yan sektör de bu durumdan etkilendi.
Peki, ne olacak? Ankara ile Moskova arasındaki bu siyasi gerginlik devam edecek mi?

*  *  *

Ankara’daki Rus Büyükelçisi Andrey Karlov, Türk-Çin ve Türkiye-Rusya Dostluk Derneği Başkanı Kemal Baytaş’ı dostça bir sohbet için yemeğe davet etti. Kemal Baytaş “Sayın Büyükelçi, ben ev sahibiyim. Bu nedenle sizi önce ben davet ediyorum.” diyerek onunla Trilye Restoran’da bir yemekte buluştu.
Doğal olarak konuşulan konuların başında “Uçak düşürme olayı” geliyordu.
1992 yılından bu yana Türkiye ile Rusya arasındaki diplomatik, ekonomik, turizm ilişkilerinin dorukta olduğu bir süreçte Rus savaş uçağının düşürülmesi iki devlet arasında derin bir siyasi yara açmıştı.

*  *  *

Kemal Baytaş, Rus Büyük-elçisi Andrey Karlov’a
şöyle dedi:
“Diplomasi dostlukları gelip geçicidir. Asıl olan halkların dostluklarıdır. Uçak düşürülmesi olayını Türk halkının büyük çoğunluğu tasvip etmiyor. Ancak, hatanın ceremesini halk çekiyor.
Bu sorunun hallolmasıyla Türk halkının Rusya’ya olan dostluk duyguları daha da güçlenecektir.”

*  *  *

Rus Büyükelçisi Andrey Karlov, Kemal Baytaş’a şöyle cevap verdi:
“Biz sizi (Kemal Baytaş’ı) çok iyi tanıyoruz. 1990’dan sonra Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesinde sizin çok değerli hizmet ve çabalarınız olmuştur.
Biz de iki ülke arasındaki dostluğa çok önem veriyoruz. Bizim Türkiye ve Türk halkına karşı olumsuz bir yaklaşımımız yoktur.
Bu uçak düşürme olayından önce 2017 yılını ‘Karşılıklı kültür ve turizm yılı’ ilan edecektik. Ancak, uçak düşürme olayı planlarımızı altüst etti.”

*  *  *

Evet sevgili okurlar... Bu samimi görüşme, dostluğun yeniden tesisi yolunda atılan sıcak bir adım oldu ama tüm sorun, bizimkilerin katı tutumlarını devam ettirmesi!
Dostluk bağlarının yeniden kurulması, iki ülkenin de yararına olacak.
Bunun için her şeyden önce aklımızı kullanmamız gerekiyor.

Deizm’e sığınmak!

Aydın din adamımız Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk diyor ki:
“Din adına yürütülen ve dünyanın her tarafında her gün biraz daha egemen kılınan dinci tasallut, insanlığı boğmaya devam ederse, insanlık DEİZM’i ciddi biçimde sahneye çağırmaya mecbur kalacaktır.”
Ciddi bir uyarı...
Peki, DEİZM nedir?
Deizm’in diğer adları “Tanrıcılık” ve “Yaradancılık”tır.
Deizm, dinsel bilgiye sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu nedenle vahiye dayalı tüm dinlere uzak duran “Tek Tanrı” inancıdır.
Allah’a imanını korumak ama dinciliğin insan onuruyla bağdaşmayan dayatılmalarını yaşamak istemeyen insanlar, Allah’a imanlarını tehlikeye atmamak için bir çıkış yolu aramışlar ve DEİZM’i bulmuşlardır.

*  *  *

Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle devam ediyor:
“Laikliğin koruyucu kalkanından yoksun bulunan Müslüman kitleler, Deizm’i çağırmaya mecbur kalabilir.
Batı, laiklik sayesinde dinciliğin ağır yıkımından büyük ölçüde kurtulmuş durumdadır.
Fakat, İslam dünyasının şu an için böyle bir şansı yok.
İslam dünyası dincilik belasının kahrından kurtulmak için mutlaka bir çare arayacaktır. Çünkü İslam coğrafyalarında din adına hayatı cehenneme çeviren ‘dinci tasallut’ her gün biraz daha güçlenmektedir.”

*  *  *

“Bu dinci tasallut, son yıllarda dünyayı da ciddi biçimde tehdit etmektedir. Özellikle ürettiği şiddet ve terörle...
Hem Allah’a imanını korumak, hem de dinci zulüm ekiplerinin günlük hayata tasallutundan uzak kalmak isteyenlerin bir sığınağa ihtiyaçları vardır. O sığınak DEİZM olacaktır.”
Yaşar Nuri Hoca, DEİZM’in dindarlığa karşı geliştirilmediğini, dinciliğe karşı geliştirildiğini, Kuran’ın da sahte dinden kaçanlar için o kapıyı aralamış olduğunu söylüyor.

Günün Sözü
Sakın iri bir ayının kuyruğunu tutmayın, tutarsanız da sakın, ama sakın bırakmayın!