Reklamsız Sözcü
ÜMİT ZİLELİ

Adaletin trajedisi!..

4 Mart 2016

Her şey 2006 yılında Ankara Etimesgut'ta bir benzin istasyonunda başladı…
Benzin almak için istasyonda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda Kara Pilot Yüzbaşı olarak görev yapan Murat Eren, hemen yanı başında Atatürk'e ağır hakaretlerde bulunan kişilere müdahale etti. Genç yüzbaşı, Fethullah Gülen hakkında, onların biraz evvel kullandıkları küfür sözcüklerini sarf ederek arabasına atladı ve benzinlikten ayrıldı… Bilmediği ve çok yakında öğreneceği ayrıntı, hayatını akıl almaz biçimde değiştirecekti:
-Tartıştığı kişi, Etimesgut Terörle Mücadele Şube Müdürü idi!..
Çok değil, bir kaç hafta sonra, 18 Mayıs 2006 tarihinde, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne (TEM), “vatansever” rumuzlu bir ihbar e-maili geldi. Bu e-mailde Danıştay saldırısından, Başbakan'a suikaste kadar ne ararsan vardı. Bir tek ihbarcının imzası yoktu!..
İhbarcı, Danıştay saldırısından daha büyük bir eylem planlandığını, öncelikli hedefin Başbakan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu olduğunu iddia ediyordu.. İşte bu “imzasız ihbar” sonrası olaylar hızla gelişti. Başka sanıklarla birlikte Yüzbaşı Eren'in de evinde arama ve el koyma faaliyeti vakit geçirilmeden icra edildi… Yüzbaşının bilgisayarına, hard diskine el koyuldu ve sorgulanmak üzere Etimesgut TEM'e götürüldü. Kendisini sorgulayanlardan biri de kısa bir süre önce benzin istasyonunda tartıştığı müdür beydi… Kendisini tanıttı ve “hatırını” sordu!..
Sonrası Türk adalet tarihine geçecek bir süreçti. Bu davanın adını “Atabeyler Davası” koydular. Bu dava daha sonraları, yaklaşık 1 yıl sonra başlayacak Ergenekon ardından Balyoz, Casusluk, Odatv gibi “kumpas” oldukları bizzat devletin zirvesi tarafından kabul edilen ve tümü de çöken davaların başlangıcı olarak kabul gördü… Diğer bir deyişle; aydınlara, yurtseverlere, askere karşı başlatılan “organize kampanya” bütün haşmetiyle start almıştı…
-Siz buna “laboratuvardaki ilk deney” de diyebilirsiniz!..

Bilinen taktikler bilinen kişiler!..

Türk adaleti “dijital delil” meselesiyle ilk kez böylesine “organize” şekilde bu davada karşılaştı diyebiliriz. Yüzbaşı Eren ve diğer sanıklar hakkında hem yıllar sonra “paralelci” olduğu suçlamasıyla kapatılan 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, hem de Askeri Mahkeme'de dava açıldı.
Pekii, neye dayanarak açıldı?.. Evlerde ele geçirilen, bilgisayar ve hard disklerdeki suç belgelerinden!.. Yalnız ufak bir pürüz vardı; öncelikle yakalandığı yerde, sanık avukatlarının yanında alınması gereken bilgisayar ve hard disk “imajları” yani içerikleri alınmamıştı!.. Daha da traji-komik olan ise şuydu: hiçbir şekilde sanık avukatlarına verilmeyen deliller(!) ile ilgili olarak ortaya çıkan incelemeye göre Yüzbaşı Eren'in bilgisayar ve hard diskine 9 Ağustos 2006'da son kez değiştirilmiş, 13 Aralık 2006 tarihinde de son kez erişim sağlanmıştı.
Halbuki, Murat Eren 30 Mayıs 2006'da yakalanmış,
2 Haziran 2006'da tutuklanmıştı. Bu durumda Eren'in hapishaneden çıkıp, güvenlik güçlerinin emanetindeki bilgisayar ve hard diskine ulaşıp bu son değişiklik ve erişimi yapmış olması gerekiyordu!..
– Ben de sizin gibi “yok artık!” dedim valla…
Ancak mahkemeler demedi!.. Daha da acıklısı, Murat Eren, 2006 Yüksek Askeri Şura toplantısında askerlikten atıldı. YAŞ kararlarında kuvvet komutanlarının ve asker üyelerin ihraç edilmemesi yönünde şerh koyduğu ilk ve tek subay olarak da tarihe geçti!..
-Üstelik bu “başarılı harcama tekniği” diğer kumpaslar için de ilham kaynağı oldu!..

Savcılar tüydü, yüzbaşı hapiste!..

Bu suç belgelerini bulan(!), kullanan, yazan zevata bakalım şimdi de…
İncelemede bulunan çok önemli bir isim var örneğin: komiser Mehmet Yayla… Niçin önemli, çünkü çok becerikli, nerede suç teşkil eden dijital delil var, Yayla orada ve hemen ele geçirmekle ünlü… Mesela Ergenekon Davası'nda Levent Göktaş'ın avukatlık bürosunda yapılan aramada çok ünlü 51 nolu DVD'yi bulan görevli de oydu!.. Aynı muhterem, Ergenekon sanığı Serdar Öztürk'ün avukatlık ofisinde “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” dokümanını da şıp diye bulmuştu!.. hepsi de sahte çıktı, iyi mi!. Şu anda nerededir, hangi görevi yapar bilinmiyor!..
Bir önemli şahsiyet ise Zekeriya Öz!.. Danıştay saldırısı hükümlüsü “Osman'ım” diye seslendiği Osman Yıldırım'ın verdiği hayali ifadelerde de “Eren Ergenekon'un başlıca isimlerinden biri olarak gösteriliyordu”. Niçin?. Çünkü bu davayı da Ergenekon'a dahil etmek istiyorlardı da ondan!.. Şimdi “Osman'ım” da , Zekeriya Öz de firarda!..
Bir “çok önemli şahsiyet“ ise Ali Fuat Yılmazer. Şimdi hapiste!.. Niçin?.. Kumpas, delil üretmek gibi bir çok suçlamadan… İşte bu muhterem de Atabeyler Davası ile ilgili bir çok iddiayı dillendirdi. Ancak hiçbiri davaya konu olmadı!..
Daha neler var ama yerim bitti!.. Sonuçta, mahkum olan Murat Eren hâlâ hapiste. Avukatının Askeri Mahkeme'ye başvurusu 40 ay bekletildikten sonra “yeniden yargılanma” başvurusuna olumsuz yanıt verildi. Anayasa Mahkemesi de aynı karara varınca İnsan Hakları Mahkemesi'nin yolu göründü… Hiç tanımadığım, yüzünü bile görmediğim, açık bir kumpas sonunda içeride kalan bu tek subayın dramı beni çok etkiledi. Bu genç adamın hayatını mahveden özel yetkili mahkeme kapatıldı. Deliller kabak gibi ortada ama o hâlâ yatmaya devam ediyor…
-Fethullah'ın savcıları ise hicrette!!!

 

 

Ümit Zileli
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet