Özgür, eğitimli, cahillik tehlikesine düşmeden medeni toplumların insanlarıyla eşit koşullarda yaşayalım istediniz hep...
İnsan insanı ezmesin, bu dünyadaki kısacık ömründe kimse baskı altında olmasın, düşündüğünü korkmadan söylesin, okusun, yazsın diye haberler yaptınız hep. Dünya insanıydınız. Tıpkı Voltaire'e atfedilen, "Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm" sözündeki gibiydi düşünceniz.
Dara düşürülen, dünyanın ortasında yapayalnız bırakılan Filistin'e umut için ölüm tehlikesini saniye düşünmeden atladınız o gemiye...
Çünkü siz tıpkı bizi bağrından çıkaran Anadolu gibiydiniz.
Anadolu eşittir umuttur.
Hep güldü yüzünüz Anadolu gibi. En sıkıntılı günlerin ardından bile açtı dağlarında çiçekler.
"Benim yalnız ve güzel ülkem" dememiş miydi bir Anadolu sevdalısı Nuri Bilge Ceylan.
Neresinden bakılırsa bakılsın Anadolu umuttur.
Büyük Ozan Veysel ne güzel de özetler umut adası Anadolu'yu:
"Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen..."
Umutlu olmaktan başka seçenek yok bu topraklarda yaşayan için.
Gözün görmediği minicik bir tohumu bile koruyup, kollayan sonra da yeşerten bir umut adası burası. Üstelik bu bereketli yer bizim vatanımız. Memleketindeki ölümden, zulümden kaçan milyonların bile sığındığı bir ana kucağı burası.
Gökmen ve Mediha, sakın umudunuzu kesmeyiniz yurdunuzdan.
Bir fotoğraf, bazen kitaplar dolusu söze bedeldir derler. İşte size bu memlekette yaşayanların neden daima umutlu olmaya mecbur olduklarını gösteren bir kare. Dikkatlice bakın! Tıpkı Ata'mızın ve onunla birlikte yola çıkıp bu vatanın kurtuluşuna ilk saniyeden itibaren inananların yaptığı gibi gerçeğin illaki ortaya çıkacağına olan umudunuzu hep koruyun.