Reklamsız Sözcü

Birlikte çözüm üretmek için teröre alışmayalım!

2016 bitiyor bitmesine de, hepimizi ezdi geçti. Kötü haber almadan bir günü tamamlayamıyoruz. Bir yılın sonunda, yeni bir yılın başında bir psikiyatristle halimizi konuşmak istedim. Türk Psikiyatri Derneği Başkanı Profesör Timuçin Oral gülümseyerek karşıladı beni...

Özlem GÜRSES
android-time 03:00
Birlikte çözüm üretmek için teröre alışmayalım!
2016 bitiyor bitmesine de, hepimizi ezdi geçti. Kötü haber almadan bir günü tamamlayamıyoruz. Bir yılın sonunda, yeni bir yılın başında bir psikiyatristle halimizi konuşmak istedim. Türk Psikiyatri Derneği Başkanı Profesör Timuçin Oral gülümseyerek karşıladı beni...

Ben bu psikiyatristlerin “derviş” haline bayılıyorum! Keşke bunca acı, öfke ve umutsuzluk arasında ben de başarabilsem. Timuçin Oral özellikle iki konuyu çok önemli bulduğunu söyledi, bir; çocuklara olan biteni sakince anlatmak. İki; ülkeyi yönetenlerin kullandığı dil.

SAĞDUYU ÇOK ÖNEMLİ

– Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bu yaşadıklarımız toplumda nasıl bir etki yaratıyor?
Zor zamanlardan geçiyoruz gerçekten. Yaşananlar dehşet duygusu ve korku yaratıyor. Belirsizlik ve güvende hissetmemenin yarattığı korku, peş peşe gelen katliamların yarattığı öfke, hemen hepimizde hakim duygu halinde. Kanaat önderlerinin sağduyulu mesajları bu noktada çok etkili.

– Çocuklar nasıl etkileniyordur bu süreçten?
Çocuklar çevrelerinin nasıl tepki verdiğine bakarak tepki vermeyi öğreniyorlar. Günümüzde çocuklar maalesef bizzat kendi gözleriyle ya da basın yayın organları aracılığıyla tanık oluyorlar şiddete. Çok ama çok üzücü. Onları bu durumlardan korumak zorundayız.

ŞİDDET DİLİ BIRAKILMALI

– Geçen gün şöyle bir tweet okudum, “bir yönetici 3-5 birleştirici cümle söylese hepimiz birbirimize sarılıp ağlayacak durumdayız…” Öyle mi gerçekten?
Keşke o durumda olsak, ne yazık ki çok bölündük. Fakat şöyle bir doğruluk payı var, yöneticiler şiddet dilini kullanmadıklarında, kucaklayıcı ve bütünleştirici olduklarında toplumda birikmiş olan ve nereye yöneleceğini bilemeyen öfke kısmen yatışıyor. Herkes kendisini de sorgulamaya başlıyor. En azından bir grup insan diğer kesimlere karşı aldığı tavırda o yöneticiyi kendi arkasında görerek davranmıyor. Tıpkı bir ebeveynin evde yaşanan kriz sırasında öfkeli ve sağduyudan yoksun davranması gibi. O ebeveyn o öfkeyle davrandığında ortaya çıkan sonuçları kontrol etmek de mümkün olamaz. Toplumlar da buna benzer. Bu bakımdan yöneticilerin kullandıkları dil, tavır çok önemli.

– Teröre alışmalı mıyız yani? Hayat devam mı etmeli hiçbir şey olmamış gibi?
Tabii ki alışmamalıyız, alışamayız. Terör, dehşet yani korku demek. Korkutulmaya alışabilir misiniz? Ya da terörü lanetlediğinizde, “bizi korkutamazsınız” dediğinizde korkmayabiliyor musunuz? Alışmayalım ki çözüm üretebilelim. Öte yandan hayata devam etmeliyiz, en iyi bildiğimiz ve en iyi yaptığımız şeyleri yapmaya devam etmeliyiz; sadece ayakta kalmak için. Bu alışmak için değil, gücümüzü korumak için olmalı, umursamadığımız, kanıksadığımız için asla değil.

SAĞLIKLI MIYIZ?

– Ve son olarak, memlekete ve ruh halimize bir teşhis koyacak olsak… Mümkün mü?
Bireylerden söz ederken, üzgün, kaygılı ve öfkeli olduklarını söylemek mümkün ama toplumla ilgili tanı koymak toplumbilimcilerin alanıdır. Dünya Sağlık Örgütü sağlığı “Yalnızca hastalığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve toplumsal olarak tam bir iyilik halidir” diye tanımlar. Bu koşullar altında tek tek fiziksel ve ruhsal sağlığımız iyi olsa bile, toplumsal olarak iyi olmadığımız sürece birey olarak da sağlıklıyız diyemeyeceğim maalesef.

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more