Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

CHP’nin seçimdeki en büyük handikabı sandığa gitmeyecek seçmenler

7 Kasım 2018

ÖNERİ

CHP'nin seçimdeki en büyük handikabı sandığa gitmeyecek seçmenler

Daha seçimlere tam beş ay var.
Kimi şirketler anketler yapıyorlar, sonuçlar birbirini pek tutmasa da iki konu öne çıkıyor.
Birincisi; AKP kesin olarak oy kaybediyor.
İkincisi; Çok ciddi oranda kararsız seçmen var.
Anket şirketleri şu ana kadar “seçime katılmayacağım” diyenlerin oranını vermediler.
Sormadıkları için oransal olarak göremiyorlar mı yoksa kararsız olduğunu söyleyenler aslında seçime gitmeme kararında olanlar mı bilemiyorum.
Ancak bildiğim bir şey varsa, muhalif kesimden ciddi oranda seçime katılmama eğiliminde olan insan var.
Bunlar ikiye ayrılıyor.
Birinci grupta, ki bu daha küçük bir oran, başta CHP olmak üzere muhalefete ateş püskürüyor.
AKP'nin kötü muhalefet nedeniyle her seçimi kazandığına inanıyor ve oy vermek istemiyor.
Ağırlıklı kesim ikinci grupta.
Bu gruptakiler seçim güvenliğinin asla olmayacağına, AKP'nin her durumda kendisini kazanmış ilan edeceğine inanıyor.
Buradakiler muhalefet partilerini suçlamakla birlikte artık çaresiz kalındığına ve sandıktan ne çıkarsa çıksın AKP'nin zafer kazandığının ilan edileceğini düşünüyor.
CHP ve diğer muhalefet partileri bu konuda ne düşünüyorlar bilmiyorum.
Ama bugünden itibaren bir şeyler yapmaları gerektiğine inandığımı söylemeliyim.
Elbette ben de biliyorum, şu anda asla oy kullanmayacağını söyleyenlerin büyük çoğunluğu son anda yine sandığa gidecektir.
Endişem bu kez firenin daha büyük olmasıdır.
Muhalefet partileri “Elleri mahkum nasıl olsa oy kullanacaklar” diye düşünmemeli ve seçmeni harekete geçirecek motivasyonu, moral desteğini şimdiden sağlamalıdır.
5 ay dediğiniz göz açıp kapayana kadar geçer gider.
Sonra katılım düşük olup da seçimler kaybedildiğinde kimse dizini dövmesin.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Öyle “Allah'ından bulsun” demekle olmaz

Bundan 13 yıl önce cemaatçi bir savcı aldığı talimat ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında dava açmaya kalkmıştı.
Skandal çabuk önlenmişti önlenmesine ama o sırada kimsenin aklına bunun bir işaret fişeği olduğu, kısa bir süre sona Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, aydınların, sendikacıların, sanatçıların, akademisyenlerin aleyhine çok büyük bir kumpasın başlatılacağı gelmemişti.
13 yıl öncesinin karacı paşası bugün hakkında dava açmaya yeltenen savcı tutuklanınca konuşmuş.
“Allah'ından bulsun” demiş.
İyi de bugün bu tür beddualar okumakla olmuyor.
Bu paşa zamanında silah arkadaşları tek tek hapse atılırken, itibarsızlaştırılırken, ordunun canına okunurken ağzını açıp tek kelime söylemedi.
Dönemin başbakanı ile Dolmabahçe'de yaptığı görüşmeyi devlet adamı olma geleneklerine bile uymayarak bugüne kadar sakladı saklamaya devam ediyor.
Şimdi ortaya çıkıp konuşmanın artık hiçbir anlamı kalmadı.

ŞAŞIRDIM

Boru döşerken ortaya çıkan skandal

Geçen hafta yeni nüfus kağıdımı çıkartmak için Nüfus Müdürlüğü'ne giderken Üsküdar'ın yine keşmekeş içinde olduğunu görünce otobüsten inip yürümeye başladım.
Üsküdar Doğancılar yolunun bir şeridi kapanmıştı. Yine kazı vardı.
Bu kez deniz kıyısını sel basmasına karşı önlem olarak dere ıslahı yapıyorlarmış.
Bitmeyecek bu Üsküdar'ın çilesi.
Boru döşenmesi için kazılan yere gelince gördüğüm manzara beni çok şaşırttı.
Çünkü yolun altından bir şehrin kalıntıları çıkmıştı.
Doğaldır, İstanbul'un her yerinden tarih fışkırıyor.
Ama bu farklı.
Çünkü bu Osmanlı döneminden kalma şehir kalıntısı asfaltın sadece 10 santimetre kadar altından başlıyor.
Bu da şu demek oluyor.
Bu yol ilk yapıldığında, altındaki şehir görülmüş ama “Amaaan boşverin” denilerek üstüne asfalt dökülüp yol yapılmış ve unutulmuş.
Soruyorum bu yolun ilk ne zaman açıldığı bilgisine ulaşamadım. Üsküdar Belediyesi de kaymakamlığı da bunu bilmiyor.
Zaten bilmediği ortada. Eğer bilseler oradan boru geçirmek için kazmaya başlarlar mı?
Ayrıca tarihi eserlerle veya arkeoloji ile ilgili birimlerin de belli ki haberi yok.
Üzerine yol yapılınca tarihi şehri unutmuşlar gitmiş besbelli.
Buna da arkeoloji skandalı demek lazım galiba.

basliksiz-1

BUNU YAZMAK GEREK

“Yok” denilen krizde aslında ne oldu?

Yandaşlıktan öte tetikçilik de yapan medya yok saydığı ekonomik krizden şimdi destanlar çıkarma telaşında.
Bunlardan biri dün son 16 yılın rekorunu kıran enflasyondan hiç söz etmemiş ama iktidarın çok kararlı tutumu ve muazzam başarısı sonucu döviz fiyatlarını düşürdüğünü uyarılara rağmen dövize yatırım yapanların 91 milyar lira zarar ettiğini yazıyor.
Oysa durum tam tersi.
Döviz hareketinden zarar edenler sadece dövizle borcu olanlar.
İktidar çevresi ise bu döviz hareketlenmesinden çok kârlı çıktı.
İki türlü kazanç oldu.
Birincisi döviz en tepe noktaya çıktığında henüz açıklanmayan miktarda çok yüklü döviz bozduruldu.
Bunun için Türk Lirası basıldı. Piyasadaki Türk Lirası cinsinden borçlar kapatıldı.
İkincisinde ise direkt döviz kazancı oldu.
Örnek vereyim. 1.000.000 dolar bozduranın eline (6.8'i baz alalım) 6 milyon 800 bin lira geçti.
Üç ay bu parayı bankada tutan kişi 5.5 liradan 5 milyon 500 bin lira ödeyerek 1 milyon doları yerine koydu.
Cebinde 1 milyon 300 bin lira kaldı.
Bunu belki harcadı belki onu da dolara çevirdi. Bu da yaklaşık 236 bin dolar eder.
Sonuçta 3 ayda 236 bin dolar net kazanç elde etti.
Böyle bir kazanç dünyanın hiçbir ülkesinde yok.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more