Reklamsız Sözcü
SİNAN MEYDAN

Borç batağındaki Osmanlı’nın sarıldığı Düyunu Umumiye

8 Ekim 2018

Bundan tam 143 yıl önce, 6 Ekim 1875'te, Osmanlı İmparatorluğu “iflas” etti. O gün gazetelerde yayımlanan ve yabancı elçilere gönderilen bir kararname ile Osmanlı, bütün iç-dış borçları ve faiz ödemelerini, 5 yıl süreyle, yarı yarıya indirdiğini (yarısını para, yarısını yüzde 5 faizli hisse senetleriyle ödeyeceğini) açıkladı

02bina

Osmanlı Bankası'nın mimarı Alexandre Vallaury tarafından 1897'de inşa edilen Düyunu Umumiye binası.

Türkiye ekonomisinin McKinsey Danışmanlık Şirketi'ne teslim edileceğinin söylenmesi, akıllara Düyunu Umumiye'yi getirdi. İki haftadır Türkiye, Düyunu Umumiye'yi konuşuyor.
Peki, neydi bu Düyunu Umumiye? Neden ve nasıl kurulmuştu?
En başından anlatayım…

OSMANLI'NIN İFLASI

Osmanlı, 1854-1875 arasındaki 21 yılda toplam 5.297.676.500 frank borç almıştı. Değişik kesintiler nedeniyle Osmanlı'nın eline toplam 3.012.884.714 frank geçmişti. Yani, Osmanlı'ya kabaca 2.300.000.000 frank havadan borç yüklenmişti. Osmanlı'nın ödemesi gereken yıllık faiz ve itfa bedeli ise toplam 299.068.487 franktı.
1874/1875 Osmanlı bütçesinde 25.000.000 Osmanlı lirası gelir gösterilmişti. Fakat gerçek gelir 17.000.000 Osmanlı lirasıydı. Osmanlı'nın, bu paranın 13.000.000 lirasını dış borç için ayırması gerekiyordu. Geriye kalan 4.000.000 lirayla devleti yönetmek olanaksızdı. İflas kaçınılmazdı. (Parvus Efendi, Türkiye'nin Mali Tutsaklığı, s. 33, 34)
Kokulan oldu! Osmanlı, 1875'te yarıya indirdiği borç ödemelerini de yapamadı. Mart 1876'da bütün dış borç taksitlerinin ödemelerini durdurdu. 1876'da Osmanlı ekonomik olarak battı.
Peki, Osmanlı, nasıl bu kadar derin bir borç batağına sürüklendi?

OSMANLI'NIN BORÇ ARAYIŞI

Osmanlı, 1768-1774 Rus Savaşı'ndan sonra, 1775'teEsham Sistemi” ile yani “hazine bonosu” ihracıyla iç borçlanmaya gitti. Ancak bu sistemle gerekli parayı toplayamadı.
Osmanlı, 1783'te Kırım'ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, I. Abdülhamit döneminde, ilk dış borç teşebbüsünde bulundu. Fransa, Hollanda, İspanya, hatta Fas'tan bile dış borç alınması gündeme geldi. Uzun tartışmalardan ve görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Aydın eyaletinin valilere ait gelirleri “esham” yoluyla satılarak bütçe açığı kapatılmak istendi. Ancak bu girişim bütçe açıklarını kapatmaya yetmedi. (Mübahat Kütükoğlu, Baltalimanı'na Giden Yol, Osmanlı-İngiliz İktisadi Münasebetleri (1580-1850), s. 272)
Osmanlı, Kasım 1789'da İngiltere'den 20.000.000 kuruşluk dış borç istedi. İngiltere bu isteğe cevap bile vermedi. O sırada Napolyon Mısır'a saldırmış, Osmanlı, Fransızlarla savaşa tutuşmuştu. Acil paraya ihtiyaç vardı. Aralık 1799'da İngiltere'den bir kere daha dış borç istendi. Ancak İngiltere olumsuz cevap verdi. Osmanlı, 1839'da üçüncü defa İngiltere'den bu sefer 2.000.000 sterlin borç istedi. İngiltere, Osmanlı'ya yine borç vermedi. (Kütükoğlu, s. 273).
Dışarıdan borç para bulamayan Osmanlı mecburen içeriye döndü.
Osmanlı, 1848'de Galata Bankerleri olarak bilinen sarraflardan çok yüksek faizle borç almaya başladı.
1850'de Avrupa, Osmanlı'ya borç vermeyi kabul etti. Londra'da bir borç sözleşmesi imzalandı. Fakat Osmanlı, daha sonra bu borcu almaktan vazgeçti. Osmanlı, antlaşmayı tek yanlı olarak bozduğundan, borç verenlere 2.200.000 frank tazminat ödedi. (Parvus Efendi, s. 29).

OSMANLI'NIN BORÇ BATAĞI

1853'te, Osmanlı Kırım Savaşı'na girdi. Savaş masraflarını karşılamak için paraya ihtiyaç vardı. Osmanlı, Kırım Savaşı'nda Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile birlikte hareket ediyordu. Bu yakınlığın da etkisiyle, 24 Ağustos 1854'te Londra'da Dent-Palmer ve Ortakları, Paris'te Goldscimd ve Ortakları ile 75.000.000 franklık ve yüzde 6 faizli bir borç antlaşması imzalandı. Kesintiler nedeniyle bu paradan ancak 60.000.000 frank Osmanlı hazinesine girdi. (Vedat Eldem, Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, s. 260.) Bu borçlanmaya, Mısır'dan alınan yıllık vergi “teminat” olarak gösterildi. Ancak bu borç, savaş masraflarını karşılamaya bile yetmedi.
Osmanlı, aldığı borcu üretime değil, tüketime yönelik olarak kullandı. Borcun anapara ve faizlerini ödemek için yeni borçlar almak zorunda kaldı. Osmanlı'nın uzun vadeli ve yüksek faizli borç tahvilleri, Avrupa piyasalarında çok tutuldu. Osmanlı'ya borç vermek çok kârlı bir iş halini aldı. Çünkü Osmanlı, Avrupa bankalarına yüzde 15-20 faiz ödüyordu. (Parvus Efendi, s. 33). Yabancı sermayedarlar, tehdit ve rüşvetle Osmanlı devlet adamlarını daha çok borç almaya zorladılar. Galata Bankerleri, yüzde 10-12 komisyonla Avrupa piyasalarından Osmanlı'ya borç para buldular. Sırf Osmanlı'ya borç vermek için yabancı bankalar ve kredi şirketleri kuruldu. Osmanlı Bankası bunlardan biriydi. Sadece borç verenler değil, aracılar da çok kazandılar. (Şevket Pamuk, Türkiye'nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, s. 118).
Osmanlı, 1866'dan itibaren ödeme güçlüğü çekmeye başladı. 1873'te dünyada “borsa krizi” çıktı. Avrupa piyasalarından borç para bulamayan Osmanlı, 1875'te iflas etti. (Pamuk, s. 120).
Osmanlı, 1854-1875 arasındaki 21 yılda toplam 15 dış borç antlaşması yaptı. 21 yılda kabaca 237.000.000 lira borçlandı, fakat devletin eline ancak 127.000.000 lira geçti.

Düyunu Umumiye memurları...

Düyunu Umumiye memurları…

Osmanlı maliyesinin yabancı denetimine girmesi

1876'da II. Abdülhamit padişah olduğunda devlet gelirlerinin yüzde 80'i bile dış borçları ödemeye yetmiyordu. Bu nedenle öncelikle memurların, emeklilerin ve bakanların aylıkları düşürüldü. Bu düşük memur aylıkları bile ancak dört-beş yıl gecikmeyle ödenebildi. (Stanford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, s. 274-275).
93 Harbi sonrasında, 1878'de, Yeşilköy'e kadar gelen Ruslar, yüksek bir savaş tazminatı istediler. Böylece Osmanlı, yılda 35.000.000 kuruştan 100 yıllık bir borç altına daha girdi. (Shaw, s. 275).
1878'de Kıbrıs Adası bir miktar para karşılığında İngilizlere kiralandı.
1878 Berlin Kongresi'nde, alacaklı devletler Osmanlı'ya, İstanbul'da -Osmanlı maliyesini yönetecek- çokuluslu bir mali komisyon kurulmasını kabul ettirdiler. (Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni, Birinci Kitap, s. 126-127)
Ekonomik bağımlılık beraberinde siyasal bağımlılığı getirdi.

Devlet içinde devlet: Düyunu Umumiye

1881'de İngiliz, Fransız, Avusturyalı, Alman, İtalyan alacaklı temsilcileri ile Osmanlı temsilcileri İstanbul'da uzun görüşmeler yaptılar. Bu görüşmeler sonunda Osmanlı borçları -ödenebilecek biçimde yeniden yapılandırıldı.
II. Abdülhamit, 20 Aralık 1881'de (Hicri takvime göre 28 Muharrem 1299'da) Muharrem Kararnamesi'ni yayımladı. Bu kararname ile Osmanlı'nın toplam 237.138.819 lira dış borcu, 141.505.309 liraya indirildi. Başka bir hesapla Osmanlı'nın toplam 4.568.841.250 frank dış borcu, 2.660.930.850 franka indirildi. (Parvus Efendi, s. 37,38, 233).
Muharrem Kararnamesi'ne göre İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Hollandalı, Avusturyalı ve Osmanlı alacaklıları ile Galata Bankerlerini temsilen toplam 7 üyeden oluşan  Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kuruldu. Düyunu Umumiye Meclisi'ni oluşturan bu 7 üye 5 yıllık sürelerle seçilecekti. Kurumun başkanlığını, beşer yıllığına, sırasıyla İngiliz ve Fransız delegeleri yapacaktı.
Muharrem Kararnamesi ile 1879'da kurulan Rusum-u Sitte İdaresi kaldırıldı. Daha önce buraya aktarılmış olan devletin temel gelirleri Düyunu Umumiye'ye aktarıldı.
Osmanlı'nın Düyunu Umumiye'ye bıraktığı temel gelirler şunlardı:
1- Tuz ve tütün tekeli
2- Damga pulu vergisi
3- Alkollü içkiler vergisi,
4- Edirne-Samsun-Bursa İpek Öşrü
5- İstanbul ve birçok bölgenin balık vergisi
6- Tömbeki vergisi
7- Kimi vilayetlerin koyun vergisi
8- Gümrük gelirleri
9- Kazanç vergisine göre ortaya çıkacak fazlalık.

Osmanlı Bankası ve Düyunu Umumiye tarafından düzenlenen ‘Osmaniye 1890' adlı yüzde 4 faizli borçlanmanın 22 liralık (20 sterlin, 500 frank, 400 mark) tahvili (Osmanlı Bankası Müzesi).

Osmanlı Bankası ve Düyunu Umumiye tarafından düzenlenen ‘Osmaniye 1890' adlı yüzde 4 faizli borçlanmanın 22 liralık (20 sterlin, 500 frank, 400 mark) tahvili (Osmanlı Bankası Müzesi).

Osmanlı'nın temel gelirlerinin üçte birine el koyan Düyunu Umumiye, Ocak 1882'den itibaren devlet içinde devlet gibi çalışmaya başladı. Kurum, aslında hükümetten ayrı, yabancıların kontrolünde bir özel şirketti. (Parvus Efendi, s. 38) Düyunu Umumiye Meclisi, şirket yönetim kurulu gibi yapılandı. Kurumun İstanbul'da bir genel müdürlüğü vardı. 1897'de Cağaloğlu'nda yapılan gösterişli bir binada (şimdi İstanbul Erkek Lisesi) çalışmalarını yürütüyordu. İstanbul'daki 4 merkez müdürlüğü ile taşra müdürlükleri bu genel müdürlüğe bağlıydı. Kurumun, 1898 sonunda toplam 26 bölge müdürlüğü, 720 il ve ilçe müdürlüğü vardı. Müdürler ve yönetici personel özellikle Avrupalılardan oluşuyordu. Düyunu Umumiye, Osmanlı'nın birçok yerinde şubeler açtı. Binlerce memur istihdam etti: 1 Mart 1912'ye kadar 8.931 memur çalıştırdı. Bunların 5.652'si sürekli, 3.253'ü geçici memurlardı. Bu memurlara çok iyi maaş verdi. Ancak ne gariptir ki, bu özel şirketin memurları aynı zamanda “devlet memuru” niteliği taşımaktaydı ve devletten “emekli maaşı” alma hakkına sahipti. Dahası, burada çalışan yabancılara bile emekli maaşı vermek için ayrıca bir sandık kurulmuştu. (Parvus Efendi, s. 75)
Düyunu Umumiye, Osmanlı Maliye Nezareti'nin yanında ikinci bir maliye bakanlığı gibiydi. Çok büyük bir geliri yönetiyordu: Kurulduğunda 2.552.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol eden kurum, 1911-1912'de 8.258.000 Osmanlı lirası kadar bir geliri kontrol ediyordu. Yani, bütün Osmanlı gelirlerinin yüzde 31.5'i Düyunu Umumiye'nin kontrolündeydi. (Parvus Efendi, s. 38)
Düyunu Umumiye'nin gelirleri zamanla Osmanlı'nın tüm borcunu kapatacak duruma geldi. Fakat Düyunu Umumiye bu parayla Osmanlı borçlarını kapatmak yerine, Avrupa bankalarından tahviller aldı. Osmanlı'nın çıkardığı hazine tahvillerini alıp Osmanlı'ya kaynak sağlamaktan özellikle kaçındı. Ara sıra Osmanlı'ya faizle “avans” verdi. Bunun karşılığında bazı öşür gelirlerine “güvence” olarak el koydu. Böylece Osmanlı, zaten kendisine ait olan bir paraya, faiz ödeyerek ve öşür gelirlerini ipotek ettirerek ancak sahip olabildi. Osmanlı, 1911'de Trablusgarp'ta İtalyanlarla savaşırken, Düyunu Umumiye, aynı yıl “İtalyan eshamı” satın aldı. Böylece Osmanlı parasıyla Osmanlı'nın düşmanına bile yardım etti. Düyunu Umumiye Osmanlı'nın Trablusgarp Savaşı sonrasında alacağı savaş tazminatına da el koydu. (Parvus Efendi, s. 63-65, 243, 244)
Doğan Avcıoğlu'nun ifadesiyle, “Düyunu Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.” (Avcıoğlu, s. 132)
Düyunu Umumiye'nin ekonomiyi kontrol etmesi nedeniyle oluşan “güven ortamında” Osmanlı Avrupa'dan daha uygun koşullarda borç bulabildi. II. Abdülhamit döneminde, 1886-1908 arasında 19 yeni borç antlaşması daha yapıldı. 12.000.000.000 kuruş borç alındı. Kesintiler nedeniyle bunun ancak 10.800.000.000 kuruşu ele geçti. (Shaw, s. 277-279).
1903'te Osmanlı borçları yeniden yapılandırıldı. O sırada 101.500.000 liraya inmiş olan borçlar, 57.800.000 liraya indirildi (Eldem, s. 263). Borç miktarı azaldı, ama yıllık ödemeler hiç azalmadı. Çünkü tutarı azaltılan borçların faizleri arttırıldı. Bu reformun iyi yanı, Düyunu Umumiye'nin, 2.157.375 lirayı aşan gelirin yüzde 75'ini Osmanlı'ya bırakacak olmasıydı. (Parvus Efendi, s. 234)
1914'e geldiğinde Osmanlı'nın toplam 153.700.000 lira dış borcu vardı. Bu borç I. Dünya Savaşı sonunda 303.700.000 liraya çıktı. Üstelik bu borçların sterlin, frank, markla ödenmesi gerekiyordu.

Jandarmalı Tütün Rejisi

Düyunu Umumiye, tuz tekelini kendisi işletti. Tütün tekelini ise 30 yıl boyunca iki yabancı bankanın kontrolündeki “Tütün Rejisi”ne bıraktı.
Tütün Rejisi, 1883'ten itibaren her yıl elde ettiği kârdan 750.000 lirayı Düyunu Umumiye'ye verecek, kendisi de yüzde 8 kâr alacaktı. Bunlar düşüldükten sonra kalan gelir ise Düyunu Umumiye ile Osmanlı arasında paylaşılacaktı.
Daha önce serbest olan tütün üretimi, alımı, satımı tamamen “Tütün Reji”sinin tekeline bırakıldı. Reji, tütün alım fiyatlarını çok düşük, satış fiyatlarını yüksek tutunca kaçak tütün ticareti arttı. Reji, kaçak tütün ticaretine karşı bir kanun taslağı hazırlayıp Osmanlı'ya kabul ettirdi. Osmanlı, 2 Mayıs 1885'te kaçakçılıkla mücadeleyi Reji'ye bıraktı. Reji, kaçakçılarla mücadele etmek için kendi jandarmasını kurdu. Osmanlı, bu tütün rejisinin jandarmasına silah taşıma ruhsatı da verdi. Jandarma ile kaçakçılar arasında yaşanan çatışmalarda çok sayıda insan öldü.
Reji, zaman zaman Osmanlı'ya yüzde 6 ve yüzde 12 faizle “avans” verdi. Parvus Efendi'nin hesaplamalarına göre Reji, Osmanlı'ya her yıl 500.000 lira kaybettirdi.
1913'te Reji imtiyazı sona erecekti. O yıl, İttihat ve Terakki, daha önce kaybettiği Edirne'yi Bulgarlardan geri alacaktı. Ordunun masrafları için para lazımdı. Gereken parayı Reji İdaresi sağladı. Buna karşılık Reji imtiyazı 15 yıl daha uzatıldı. (Avcıoğlu, s. 134-137. Parvus Efendi, s. 40, 41, 162, 164)

★★★

Şu tesadüfe bakın ki, Osmanlı'nın iflas edip tüm önemli gelirlerini Düyunu Umumiye'ye terk ettiği yıl (1881) Atatürk doğdu. Osmanlı'nın bu borçlu-bağımlı düzenine, 42 yıl sonra, Atatürk son verdi. Genç Cumhuriyet, Osmanlı borçlarını 1954'te bitirebildi.
Sözü evirip çevirmenin anlamı yok! Düyunu Umumiye, IMF veya McKinsey… Al birini vur ötekine…  Kurtuluş, üretime dayalı, bağımsız bir ekonomik düzen kurmakta…

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Sinan Meydan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more