Reklamsız Sözcü
SİNAN MEYDAN

Cumhuriyetin boğazına dayanan bıçak: MENEMEN OLAYI

24 Aralık 2018

Derviş Mehmet, cami avlusunda, sağ eliyle kavradığı o kör taassup bıçağını, tekbir getire getire, sadece genç öğretmen Kubilay'ın boğazına değil, aynı zamanda Laik Cumhuriyet'in boğazına dayamıştı…

Halk Dostu Gazetesi 28 Aralık 1930.

Halk Dostu Gazetesi 28 Aralık 1930.

88 yıl önce, 23 Aralık 1930'da, Menemen'de yedek subaylığını yapan genç öğretmen Asteğmen Kubilay, Cumhuriyet düşmanı bir grup tarikat mensubunca vahşice katledildi.

Ancak gelin görün ki Menemen Olayı, 1950'lerden beri sürekli çarpıtıldı. Bugün ise hem çarpıtılıyor hem unutturulmak isteniyor.

Peki, ama 88 yıl önce Menemen'de gerçekten ne oldu? Kubilay neden ve nasıl şehit edildi?

İSYANA HAZIRLIK

1930'da Manisa'da Giritli Derviş Mehmet adında biri ortaya çıkıyor. Nakşibendi tarikatına giriyor. Çevresindeki birkaç kişiyi “mehdi” olduğuna inandırıyor.

Derviş Mehmet, 7 Aralık'ta, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan ve Çakıroğlu Ramazan adlı 7 müridiyle birlikte “mehdiliğini” ilan etmek için harekete geçiyor.

7 Aralık sabahı Derviş Mehmet ve müritleri Manisa'dan Paşaköy'e geçiyorlar. Birkaç gün burada Derviş Mehmet'in bacanağının evinde kalıyorlar. Burada bir taraftan zikirlere devam ederken, diğer taraftan silahlanıyorlar. Birkaç gün sonra Kıtmir adlı köpeği de yanlarına alıp müritlerden Sütçü Mehmet'in köyü Bozalan'a gidiyorlar.

Bozalan Köyü'ne geldiklerinde müritlerden Çakıroğlu Ramazan gizlice kaçıyor. Böylece 6 kişi kalıyorlar. Burası Rumeli göçmenlerinin yaşadığı bir köydür. Köy halkı fazla dindar değildir. Derviş Mehmet ve müritleri bu köyde göze batınca Sümbüller Dağı'nda bir kulübe yaptırıp 15 gün kadar orada kalıyorlar. Her gün zikir yapıp esrar içiyorlar. Derviş Mehmet, burada “mehdiliğini” ilan ediyor.

22 Aralık gecesi, Kıtmir'i de yanlarına alarak Bozalan Köyü'nden ayrılıyorlar.

Şimdiki hedefleri Menemen'dir. Plana göre orada bir gece Hoca Saffet Efendi'nin yanında kalıp gerekli öğütleri ve telkinleri alacaklar, sonra da İstanbul'daki Nakşi Şeyhi Hoca Esat Efendi'ye telgraf çekip isyanı başlatacaklar.

MENEMEN'DE İSYAN

Tarih: 23 Aralık 1930, Salı

Yer: Menemen

Derviş Mehmet ve müritleri 3 tüfek, 4 tabanca, yüzlerce mermi, balta, testere, kılıç ve bıçak gibi silahlarla şafak vakti Menemen'e varıyorlar. Çektikleri esrar nedeniyle dumanlı kafalarla Menemen'e giriyorlar, ancak ne yaptıklarının farkındalar.

Saat: 07:15.

Derviş Mehmet ve müritleri, sabah namazında Müftü (Gazez) Camisi'ne giriyorlar. Başı sarıklı Derviş Mehmet cemaatin şaşkın bakışları arasında şunları söylüyor: “Aziz cemaat! Ben mehdiyim! Dinimizi korumak için buraya geldim! Beni dinleyin!” Bu sırada müritlerden Nalıncı Hasan, camide mihrabın yanında duran ve üzerinde Fetih Suresi'nin birinci ayetinin yazılı olduğu yeşil sancağı alıyor.

Derviş Mehmet ve müritleri tekbir getirerek ellerindeki yeşil sancakla camiden çıkıyorlar. Menemen sokaklarında dolaştıktan sonra Belediye Meydanı'na geliyorlar. Halkı o yeşil sancak altında toplanmaya çağırıyorlar.

Saat: 07:40.

Belediye Meydanı'nda 80-100 kişi birikiyor. Meydana bir çukur kazıp ellerindeki sancağı oraya dikiyorlar. Derviş Mehmet, meydana toplanan halka, “Ey ahali! Başlarınızdaki şapkaları atınız ve şu sancağın altından geçerek bize katılınız!” diye sesleniyor. Öğleye kadar o sancağın altında toplanmayanların, arkalarındaki 70 bin kişilik halife ordusu tarafından kılıçtan geçirileceğini söylüyor. Toplanan kalabalığın bir bölümü müritlere katılıp zikre başlıyor.

Bu sırada bazı duyarlı vatandaşlar olayı emniyet güçlerine haber veriyor.

Tekbir seslerinin yükseldiği meydana önce Bölük Komutanı Jandarma Yüzbaşısı Fahri Bey, geliyor. Niçin toplandıklarını soruyor. Derviş Mehmet, “Ben mehdiyim! Şeriatı ilan ediyorum! Bana kimse dokunamaz! İzmir-Bergama yolu adamlarım tarafından tutulmuştur. Yolumdan çekil!” diyor. Yüzbaşı Fahri Bey, kalabalığın dağılmasını istiyor, ancak kalabalık dağılmıyor. Fahri Bey tedbir almak için oradan ayrılıyor. Bunun üzerine halkın bir bölümü Derviş Mehmet'i alkışlıyor. Böylece Derviş Mehmet ve müritleri daha da cesaretleniyor.

23 Aralık 1930'da Menemen'de vahşice katledilen Asteğmen Kubilay

23 Aralık 1930'da Menemen'de vahşice katledilen Asteğmen Kubilay

Kubilay'ın katledilmesi

Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Fahri Bey, telefonla 43. Alay'dan yardım istiyor. Alay Komutanlığı da asıl işi öğretmenlik olan yedek subay Asteğmen Kubilay'ı bir müfrezeyle olay yerine gönderiyor. Kubilay, silahını bile almadan ve emrindeki erler de sadece manevra mermileriyle olay yerine hareket ediyorlar.

Saat: 08:30.

Kubilay, birliğini meydanın bir köşesinde bırakarak tek başına cezbeye tutulmuş öfkeli kalabalığa doğru ilerliyor. Kalabalığın ortasındaki Derviş Mehmet'in yakasına yapışıp “Siz kimsiniz? Hükümete isyan mı ediyorsunuz? Çabuk dağılın!” diye bağırıyor. Kubilay'la Derviş Mehmet arasında itiş-kakış yaşanıyor. Derviş Mehmet, tabancasını çekip Kubilay'ı vuruyor. Genç asteğmen kanlar içinde yere yıkılıyor. Mustafa Muğlalı'nın Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği 26 Aralık 1930 tarihli rapora göre birliğin başındaki çavuşlar önce hareketsiz kalıyor, sonra firar ediyorlar. Böylece Derviş Mehmet ve müritleri daha da cesaretleniyor. Bu sırada yaralı Kubilay, camiye sığınmak istiyor, ancak cami avlusuna kadar gelebiliyor ve orada düşüyor. Hiç kimse Kubilay'a yardım etmiyor. Cumhuriyet'in genç asteğmeni, “yobaz öfkeye” teslim ediliyor.

Derviş Mehmet ve müritleri, Kubilay'ın yanına gidiyorlar. Müritlerden Alioğlu Hasan torbasından bir bıçak çıkarıp Derviş Mehmet'e veriyor. Bu, çiftçilerin bağ bahçe işlerinde kullandıkları, asma budadıkları, ucu kıvrık, tırtıllı büyük bir bıçaktır. Derviş Mehmet, sağ eliyle kavradığı o kör taassup bıçağıyla tekbir getirerek genç Cumhuriyet'in genç öğretmeni Asteğmen Kubilay'ın başını gövdesinden ayırıyor. Bazı görgü tanıklarının anlatımına göre Derviş Mehmet, avuçlarıyla Kubilay'ın kanını içiyor.

Olayın kan donduran ayrıntıları şöyle:

Mehdi, genç ve yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir ayağını yaralı omzuna koydu, bir eliyle saçlarından tutup Kubilay'ın diri diri boğazını kesti. Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak ‘Gördünüz mü? Kafirlerin akıbeti işte budur!' diye bağırmaya başladı. Sonra, ‘Getirin bir ip!' diye bağırdı. İp getirildi. Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağladılar.” (Hâkimiyet-i Milliye, “Korkunç Bir Sahne, İrtica Çetesi Kubilay'ın Başını Nasıl Kesti?”, 29 Kanun-u Evvel -Aralık- 1930, s. 1.)

Derviş Mehmet “Kalkın ahali! Müslümanlığı kurtaralım!” diye bağırıyor. İşin acı yanı oradaki kalabalık Derviş Mehmet'i alkışlıyor.

Bu sırada olay yerine gelen iki bekçi; Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki, isyancı yobazlara ateş etmeye başlıyorlar. İsyancılardan birini yaralayan bekçiler, isyancıların açtığı ateşle öldürülüyor.

Bir süre sonra Yüzbaşı Ragıp ve Yüzbaşı Bahri Bey komutasında makineli tüfek takviyeli iki bölük olay yerine geliyor.

Teslim olun!” çağrısına Derviş Mehmet, “Ben mehdiyim! Bana kurşun işlemez!” diye cevap veriyor. Derviş Mehmet'in üzerinde Şeyh Ahmet Muhtar'ın yazdığı bir muska var. Derviş Mehmet buna güveniyor.

Başlayan ateşte Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet öldürülüyor. Mehmet Emin yaralanıyor. Nalıncı Hasan ve Küçük Hasan ise kaçıyorlar, ancak çok geçmeden yakalanıyorlar.

Atatürk'ün Menemen tepkisi

Menemen Olayı gerçekleştiğinde Atatürk, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yla birlikte Trakya gezisindedir. Edirne'de Kemalköy'de belediyede olayı öğrenen Atatürk'ün ilk tepkisi şudur: “Bu ne haldir! Bu, Cumhuriyet'in ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba ‘ville modite' (lanetli şehir) ilan edilmeye müstahak olmuştur.

Atatürk, 28 Aralık 1930'da Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'ya gönderdiği yazıda da Kubilay şehit olurken, “mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında” Menemen halkının bir kısmının alkışlamasının “bütün Cumhuriyetçiler ve yurtseverler için utanılacak bir durum” olduğunu belirtiyor.

TBMM, 1 Ocak 1931'de Menemen Olayı'nı görüşmek için toplanıyor. Başbakan İsmet Paşa, Menemen Olayı'nın üç aylık bir hazırlığın sonucu olduğunu, bu olayla bir kere daha dinin kullanılmak istenildiğini belirtip “laikliğe” vurgu yapıyor. Konuşmalardan sonra yapılan oylamada Menemen ile Balıkesir ve Manisa merkezde sıkıyönetim ilan edilmesi kabul ediliyor.

Atatürk 7 Ocak 1931'de Çankaya Köşkü'nde bir toplantı yapıyor. Toplantıya Başbakan İsmet Paşa, Meclis Başkanı Kazım Paşa, Milli Müdafaa Vekili Zeki Bey ve Sıkıyönetim Komutanı Fahrettin Paşa katılıyor. Bu toplantıda Atatürk, olayın siyasi boyutunun araştırılmasını, Nakşibendi tarikatının yok edilmesini, olayla ilgisi olanların mutlaka cezalandırılmasını, verilen idam hükümlerinin hemen infaz edilmesini, alkışlayan ve olaya seyirci kalan Menemen halkının göç ettirilmesini, hatta bazı gazetelerin de sorgulanmasını istiyor. İsmet Paşa, çok ağır yaptırımlara karşı çıkıyor. Bunun üzerine Atatürk, Menemen'in ‘ville modite' (lanetli şehir) ilan edilmesi ve halkının göç ettirilmesi gibi ağır yaptırımlardan vaz geçiyor.

Korgeneral Mustafa Muğlalı başkanlığında bir askeri mahkeme kuruluyor. Menemen'de 15 Ocak 1931'de başlayan duruşmalar 24 Ocak 1931'de tamamlanıyor. Mahkeme 105 sanıktan 37'sine idam veriyor. Diğer sanıkları ise değişik cezalara çarptırıyor. 27 sanık ise beraat ediyor. TBMM, 2 Şubat 1931'de 28 kişinin idamını onaylıyor. İdam cezaları 4 Şubat 1931'de Menemen'de infaz ediliyor.

Kubilay'ın ölümüne ilişkin keşif raporu.

Kubilay'ın ölümüne ilişkin keşif raporu.

Menemen Olayı ve tarikat-cemaat bataklığı

Menemen, hem 1929 ekonomik buhranından en çok etkilenen hem de –kapatılan- 1930 SCF muhalefetinin en güçlü olduğu yerlerden biridir. Ayrıca göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir yerdir. Göçmenlerin hem geçim hem uyum sorunları vardır.

Menemen'de, halifeliğin kaldırılması, kılık kıyafet devrimi, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi laik karakterli devrimlere içten içe tepki duyan insanlar var. Burada Nakşibendi tarikatının faaliyetleri gizliden gizliye devam ediyor. Şeyh Esat'ın Manisa'da Nakşibendiliği yaymak için görevlendirdiği Laz İbrahim Hoca bölgede bir tarikat iklimi yaratıyor. Nitekim Menemen Olayı öncesinde Manisa'da tarikat toplantıları, zikir ayinleri yapılıyor.

Menemen iddianamesinde “tarikat ağacının zehirli meyvesi” denilerek olayın, tarikat temelli bir “irtica olayı” olduğu belirtiliyor.
Atatürk, İsmet Paşa ve hükümet ile dönemin basını, olayın bir “irtica olayı” olduğunda hemfikir… Menemen yargılamaları sırasındaki ifadelerden de olayın temelinde medrese kültürünün ve tarikat yapılanmasının yer aldığı görülüyor.

Kubilay'ın başını kesen yobazlar, Kehf Suresi'ndeki “Ashab-ı Kehf” kıssasına dayanmak istiyorlar. Derviş Mehmet'in Manisa'dan Menemen'e gelişindeki dinsel simgeler bunu kanıtlıyor: Derviş Mehmet'in kendini “mehdi” ilan etmesi, ayın 7'sinde 7 kişi yola çıkmaları (hicret etmeleri), sürekli zikirler ve tekbirlerle motive olmaları, yanlarına “Kıtmir” adlı bir köpek almaları, camiden aldıkları yeşil sancak, “bana mermi işlemezsöylemi, muska ve son olarak kesik baş bir dinsel sahne oluşturuyor. Bu sahnede Ashab-ı Kehf Mağarası yerinde ise Bozalan'da sığındıkları ahşap kulübe var.

Demem o ki; 23 Aralık 1930'da Menemen'de sadece genç öğretmen Asteğmen Kubilay'ın değil, onun şahsında aslında Atatürk'ün kurduğu Laik Cumhuriyet'in boğazı kesilmek istendi. Tarikat, cemaat bataklığı kurutulmadıkça Laik Cumhuriyet'in boğazını kesmek isteyen yeni Derviş Mehmetler yetişmeye devam edecektir. O bataklıkta yetişen FETÖ, daha dün Cumhuriyet'in boğazını kesmek istemedi mi?

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more