Reklamsız Sözcü
ÜMİT ZİLELİ

İşkenceciye “İşkenceci” demenin cezası!..

14 Haziran 2018

12 Eylül Karşıdevriminin en karanlık günleriydi…
Aldığımız her solukta askeri cuntanın, ihbar mekanizmasının, uygulanan faşist baskıların ağırlığını hissediyorduk… Yurdun dört bir yanından gözaltı, tutuklama, işkence haberleri adeta yağmur misali yağıyordu!..
O zaman medya yoktu… Devletin televizyonu TRT kelimenin tam anlamıyla “Cunta Borazanı” görevi yapıyor, direnmeye çalışan televizyoncular kapının önüne konuyordu… Basın deseniz tam bir kıskaç altındaydı. Gazeteler en ufak bir haberde kapatılıyor, gazeteciler çeşitli gerekçelerle hapse mahkum ediliyor, içeri atılıyordu!.. Gazetelerin “meyhane baskısı” dediğimiz taşra baskılarında cuntanın hoşuna gitmeyebilecek en ufak bir haber bile örneğin bir başçavuşun telefonu ile çıkarılıyordu!.. Siyasi partiler kapatılmış, liderler ve önemli politikacılar o zamanın deyimiyle Zincirbozan'da ya da Ankara'da misafir edilmiş, bir kısmı ise düpedüz hapse tıkılmıştı!.. Yargılamalar esnasında ya da savunma avukatlarından öğrendiklerimiz ise inanılması pek zor, insanı dehşete düşüren, vicdan kanatan işkence hikayeleriydi!..
Diyarbakır Cezaevi'nin yıldızı tam da bu süreçte parladı!..

“Diyarbakır Cezaevi'nde Allah yoktur!..”

Üzerine romanlar yazıldı, filmler çekildi, ağıtlar yakıldı…
Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül Karşıdevriminin aynası olarak sivrildi!.. O süreçte kulaktan kulağa fısıldanan sonrasında bizzat mağdurları tarafından açık açık anlatılan cezaevi işkencelerinin bir de başkahramanı vardı:
-Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran!..
Gerçekten de soyadına yaraşır bir askeri cezaevi komutanı olduğu söylenirdi… O hapishaneden yüzlerce, binlerce kişi geçmişti; bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti mensupları, yazarlar, şairler, sıradan insanlar, muhalifler, sol örgüt sempatizanı gençler, aklınıza kim gelirse yapılanlara tanık olmuştu… Örneğin eski Mardin milletvekili Nurettin Yılmaz, yıllar sonra şöyle diyecekti:
-Diyarbakır Askeri Cezaevi komutanı Esat Oktay Yıldıran, eliyle koğuşları göstererek ‘Binleri kuzu gibi ıslah ettik' dedi. ‘Tam tersine, hepsini patlamaya hazır birer bomba haline getirdiniz' diye karşılık verdim!..
Çok haklıydı! Çok değil, bir kaç yıl sonra ülkenin başına bela olacak, on binlerce insanın ölümüne neden olacak PKK terör örgütü o cezaevinde doğmuştu!.. Yıllar yılı o cezaevi “Allah'ın olmadığı yer” olarak tanımlanmıştı!..
Cezaevinde en popüler işkence biçimlerinden birinin insanları boğazına kadar insan dışkısı solu çukura sokmak ve dışkı yedirmek olduğu söylenirdi! Mesela Diyarbakırlı Felat Cemiloğlu'na işkencede insan dışkısı yedirilmiş, o da dişlerini çektirmişti!..
Burada yapılan işkenceleri anlatmaya ne kalemim ne de yüreğim katlanabilir!.. Bunu yalnızca mağdurlar değil, devletin en üst düzey yetkilileri de defalarca anlattı. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaç mitinginde hem de Yıldıran'ın adını anarak “işkenceci” demiş ve Diyarbakır Cezaevi'nin müze yapılacağını söylemişti!.. Daha anlatılacak çok şey, gösterilecek binlerce tanık var…Bütün bu bilgi ve belgelerin ışığında söylenecek şey ise şudur:
-Diyarbakır Cezaevi ve komutanı Esat Oktay Yıldıran bu özellikleriyle tarihe geçti!..

105 gün temyizsiz ceza!..

12 Eylül döneminin bu karanlık yüzünü yıllar önce Beyaz TV'deki “Dinamit” programında anlattık…
Rasim Ozan Kütahyalı da benzer şeyler anlattı… Bir başka programda eşi Nagehan Alçı da anlatmış… Esat Oktay Yıldıran'ın oğlunun “babasının anısına hakaret” gerekçesiyle yargıya başvurduğunu çok sonra, İzmir'de sabaha karşı gözaltına alınıp savcılığa sevk edildiğim zaman öğrenebildim!.. Peki sonuç ne oldu dersiniz?
-İşkenceciye “işkenceci” dediğimiz için 105'er gün hapis cezasına mahkum edildik!..
İzmir 2. Asliye Ceza Hakimi Sabri Usta, gerekçeli kararında şöyle diyor:
-Diyarbakır Cezaevi'nde 1980-82 arasında işkence yapıldığı kanıtlanamamıştır. Bu nedenle hiç kimse “Diyarbakır Cezaevi'nde işkence yapıldı” diyemez ve Esat Oktay Yıldıran'a da “İşkenceci” demek yargısız infazdır!..
Hakimin gerekçeli kararında Yıldıran'ın  “Cumhurbaşkanlığı Övünç Madalyası” ve “TSK Övünç Madalyası” aldığı da özellikle belirtiliyor!..
Verilen 105 gün hapis cezası adli para cezasına çevrildi ve kesinleşti. Yani temyize de gidemiyoruz!.. Ancak avukatım Murat Ergül Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru ya da “Kamuoyu yararına bozma” yoluna gidilebileceğini değerlendiriyor…
Verilen ceza çok değil, zaten para cezasına da çevrilmiş denilebilir! Burada önemli olan verilen ceza değil, yargı kararıyla “işkencenin ve işkencecinin aklanması!” Peki ne olacak? Şu olacak; işkencenin ve işkencecilerin toplum vicdanının yanı sıra yargı önünde de mahkum olması için elimden geleni layıkıyla yapmaya devam edeceğim…
-İşkencenin onulmaz yaralar bıraktığı, ölüme gönderdiği, sakat bıraktığı, ruhunu örselediği insanlara olan borcumuzdur bu!..

sozcu-banner-1
Ümit Zileli
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more