Reklamsız Sözcü
ZEYNEP GÜRCANLI

Tahran zirvesi; kandırılanlar kulübü…

10 Eylül 2018

Yanı başımızda, Hatay'ın hemen güneyindeki İdlib'e, topyekün bir operasyon hazırlığı var. Tahran'daki Rusya, İran ve Türkiye zirvesi bunu engellemek için son şanstı. Ancak AKP hükümetinin –aslında kendi yarattığı – İdlib çıkmazını çözmek için bu son şansı da başarısızlıkla sonuçlandı.
Dünyada ve Türkiye'de herkesin kendisini kandırdığını ilan eden AKP'liler, bugüne kadar nedense Rusya Lideri Vladimir Putin'i “kandıranlar” kategorisi dışında tutmaya özen gösteriyordu. Ancak Tahran zirvesinde, İranlıların sürpriz bir kararla, tüm toplantıyı canlı yayınlamaları ile, aslında Putin'in de AKP'yi kandırdığı –üstelik feci kandırdığı- ortaya çıktı.
Nasıl mı?
İdlib'e sıkışmış 3.5 milyon sivilin çok büyük bölümü Esad muhalifleri. İçlerinde 100 bin kadar, çeşitli terör örgütlerine ya da cihatçı gruplara mensup eli silahlı militan var. Cihatçı gruplar, Suriye'deki iç savaşın başlangıcında ülkenin her kesimindeydiler. Ancak Rus destekli Esad ordusu ilerledikçe, Halep'teki, Deyr-El Zor'daki, Doğu Guta'daki tüm cihatçılar tek tek teslim olup, bulundukları bölgelerden tahliye etmeyi kabul ettiler.
Peki bu tahliyelere kim aracı oldu? Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı şekilde, Türkiye aracı oldu. (Unutanlar için hatırlatalım; 19 Ekim 2016'da bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan aynen şöyle demişti; “Putin ile dün akşam görüştüm, Putin'in bir ricası oldu ve El Nusra'yı Halep'ten çıkarmak için bir çalışma içinde olalım diye mutabakatı görüştük.”)
Kısacası, İdlib'deki Esad karşıtı cihatçılar AKP hükümetinin yardımıyla bu bölgeye getirilip, sıkıştırıldılar. Şimdi Putin ve Esad elele verip, İdlib'de bu grupları – ve elbette ailelerini de- imha etmek için harekete geçmiş durumdalar.

Zirve neden canlı yayınlandı?

“Kandıranlar” kulübüne Tahran zirvesinde sadece Putin girmedi; Listeye İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yi de eklemek gerek.
Soru şu; İran gibi hiçbir şekilde şeffaf olmayan bir rejim, müthiş bir şeffaflık örneği göstererek neden Tahran zirvesini baştan sona canlı yayınladı? Bu sorunun yanıtı, canlı yayında tüm dünyanın ne izlediğinde gizli. İşin özeti şu; Erdoğan İdlib için “ateşkes” istedi, Putin ise “terör örgütleri burada yok. O zaman ateşkesi kimle konuşacağız” dedi. Böylece canlı yayında İranlılar, Türkiye'yi İdlib'deki cihatçı grupların “hamisi” gibi sunmayı başardılar.
Ortadoğu'daki tüm Şii hareketlerin “hamisi” durumunda olan, bu nedenle de başta ABD olmak üzere, Batı'nın büyük tepkisini çeken İran, Türkiye'yi de tüm Sünni cihatçı grupların “hamisi” gibi göstermeyi başardı.
Tek taşla iki kuş; İran, hem “Ortadoğu'da yalnız değilim. Herkes birilerini destekliyor” imajı yarattı, hem de Türkiye ile başta ABD olmak üzere, Batı'nın arasını daha da açabilmek için yeni hamle yapmış oldu. –Unutmayın; İran'ın bugünlerdeki en büyük derdi Washington'un yaptırımları. Bu yaptırımlardan olabildiğince korunmanın yolu ise, Türkiye gibi ülkelerin ABD ile zaten limoni olan ilişkilerini daha da kötüleştirmek. Böylece etrafındaki müttefiklerini arttırmak.-

Zirvedeki ‘davetsiz gelenler gitsin' çıkışı

Tahran Zirvesinde bir de Rusya ve İran'ın Türkiye'ye karşı birlikte yaptıkları bir çıkış vardı ki, büyük ölçüde gözden kaçtı/kaçırıldı; Hem Putin, hem de Ruhani, “Suriye'ye davetsiz olarak gelen tüm güçler geri çekilmeli” mesajı verdiler. Herkes bunu Fırat'ın doğusunda asker bulunduran ABD olarak anladı.
Gerçekten öyle mi?
Şu açıdan bakın; Yabancı ülkeleri Suriye'ye davet edecek olan kim? Halen BM'de Suriye'yi temsil eden Şam yönetimi. Elbette Amerikalılar Fırat'ın doğusuna girerken Şam'ın iznini almadı. Peki Türkiye Afrin'e, Cerablus-Mare hattına Şam yönetiminin davetiyle mi girdi? İdlib'deki operasyon sonrasında Rusya'nın da, İran'ın da Esad yönetimiyle birlikte gözünü Suriye'nin hangi bölgesine dikecekleri sanırım sır değil. Alın size bir “kandırılma” vakası daha. Bunun üstüne bir de, zirve bildirisinde Suriye'deki El Kaida, Nusra, Işid gibi terör örgütleri tek tek sayılırken, PKK terör örgütü uzantısı PYD-YPG'den hiç bahsedilmemesini de ekleyin. Durum feci.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye'nin girdiği bu girdaptan çıkmasının ise tek bir yolu var; 16 yıldır izlenen “İhvancı politikanın” terk edilmesi, dış politikayı ülkenin milli çıkarları yerine, mezhepsel yaklaşımlarla yürütmeye çalışmaktan vazgeçmesi.
Bakın “İhvancı” politikalar bize nelere mal oldu;
*Suriye'de Esad yönetimi AKP'nin tüm hesaplarını altüst edip ülke topraklarının büyük bölümünün kontrolünü yeniden ele geçirdi. Geriye bir İdlib ile PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD-YPG'nin kontrolündeki Fırat'ın doğusu kaldı. Esad'la ilişki koparılmasaydı, şimdi İdlib'de insani bir trajedinin önüne geçilebilmesi için en azından Ankara'nın Şam üzerindeki etkinliği kullanılabilirdi. Türkiye'yi dünyanın başka bir köşesine taşıyamayacağımıza göre, -zararın neresinden dönülürse kardır- deyip, Şam yönetimi ile temas kurmanın önü açılmalı. (Burada “ama Esad masum sivilleri katletti” filan diyenler olacaktır; Onlar da bir zahmet, AKP hükümetinin Yemen'de Suudi-ABD ortaklığı ile okulların, hastanelerin bombalanmasına, sırf Sünni mezhebinden değiller diye sivillerin –özellikle de çocukların- abluka altında açlığa mahkum edilmesine neden ses çıkarmadığını bir sorgulayıversinler).
*Suriye'de Türkiye'nin çıkarları açısından asıl sıkıntı yaratan bölge İdlib değil, Fırat'ın doğusudur. Ancak şimdi, bir yandan “Suriye'nin birliği ve toprak bütünlüğü” denilirken, diğer yandan Suriye topraklarındaki cihatçılara yardım edilmesi, kimseye inandırıcı gelmiyor. Bugün AKP'nin cihatçı gruplar için Suriye'nin kuzeybatısında “özel bir sistem- barış masasında özel bir söz hakkı” istemesi karşısında, ya yarın birileri “Fırat'ın doğusunda neden PYD-YPG de aynı haklara sahip olmasın” diye çıkarsa ne diyeceğiz?
*Türkiye kendi vatandaşlarının tümüne müreffeh bir yaşam sağlayamazken, ülkeye 4  milyon da Suriyeli geldi. Şimdi yandaşların sıkça dile getirdikleri “Suriyeliler'e Ensar olmak” lafları, hep bu “İhvancı politikaların” sonucu değil mi?
Kısacası; Türkiye'nin gerek içerde tüm yoğunluğu ile gelen ekonomik krizden çıkmak, hem dışarıda “yaptırıma uğrayan” değil, saygın bir ülke olmasının yolu, İhvancılığı bir kenara bırakmasıdır.
Atatürk'ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle ortaya koyduğu vizyon da, AKP'nin ihvancı politikalarının yarattığı zararın tek ilacı olacaktır.

plusbanner2x

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more