Sözcü Plus Giriş

Sözcü’nün adalet arayışında son gelişme: Duruşma ertelendi

Sözcü, attığı manşetler ve yazıları yüzünden 2 yıldır FETÖ’cü olmakla suçlanıp yargılanıyor. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün yine duruşma vardı. Türkiye’deki gazeteciliğin geleceğini etkileyecek karar için duruşma 4 Eylül 2019 tarihine ertelendi. Duruşmaya arkadaşlarımızın hukuk tarihine geçecek savunmaları damga vurdu.

10:03 -
Sözcü’nün adalet arayışında son gelişme: Duruşma ertelendi

Hande ZEYREK, Can ÖZÇELİK, Ümit TÜRK, Sevgim Begüm YAVUZ/İSTANBUL-SÖZCÜ

Çıktığı günden bu yana 12 yıldır Atatürk çizgisinden milim sapmayan SÖZCÜ’ye, 19 Mayıs 2017’de operasyon başlatıldı. Başta sahibi Burak Akbay olmak üzere, 8 gazeteciye FETÖ’cü suçlaması yöneltildi. Delil olarak sadece haber ve yazılar gösterildi.

ADALET BEKLİYORUZ

Yani Türkiye’de gazetecilik yargılanmaya başlandı. Dava sürecinde Atatürk düşmanı bilirkişiye itibar edilip Burak Akbay’ı aklayan bilirkişi raporu görmezden gelindi. Yine de suçlamalar tek tek çürütüldü. Suçlayan tanıklar bile olumlu ifade verdi. Şimdi son söz yargının…

SÖZCÜ’ye yönelik 19 Mayıs 2017’de başlatılan algı operasyonu sonunda İstanbul Cumhuriyet Savcısı Asım Ekren, gazetenin sahibi Burak Akbay, İzmir muhabiri Gökmen Ulu, muhasebe elemanı Yonca Yücekaleli ve internet sitesi eski sorumlu müdürü Mediha Olgun hakkında “Örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birikte bilerek ve isteyerek yardım” suçlamasıyla dava açtı. Hazırlanan ikinci bir iddianameyle bu kez SÖZCÜ Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, yazarları Emin Çölaşan, Necati Doğru ile gazetenin İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Mustafa Çetin ve Koordinatörü Yücel Arı hakkında da aynı suçlamadan dava açıldı. Her iki dava da İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirildi. SÖZCÜ’ye ilişkin kumpas davasında dosyaya sonradan atanan duruşma savcısı, avukatların delillerin toplanması, mali yönden inceleme yapılması ve tanıkların dinlenmesi taleplerini gözardı ederek önceki celse mütalaasını sundu. Gazetemizin yönetici ve yazarları hakkında, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım” suçlamasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Gazeteciliğin yargılandığı davanın karar duruşması bugün görüldü.

Sözcü Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, yazarımız Necati Doğru, sozcu.com.tr Yayın Yönetmeni Mustafa Çetin, sozcu.com.tr Haber Koordinatörü Yücel Arı, internet eski sorumlularından Mediha Olgun, muhasebeci Yonca Yücekaleli, Cumhurbaşkanı'nın günlerdir nerede olduğu bilinmezken yerini belirleyip ilk haberleştiren, darbe girişiminin yaşandığı gece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarını dünyaya duyuran muhabirimiz Gökmen Ulu, Çağlayan Adliyesi'nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeydi. Yazarımız Emin Çölaşan da duruşmaya Ankara Adliyesi’nde sesli-görüntülü sistemle katıldı.

Duruşmaya Sözcü çalışanlarının yanı sıra CHP’li vekiller ve STK temsilcileri de katılıyor.

DURUŞMADAN NOTLAR

Duruşmaya Sözcü çalışanlarının yanı sıra çok sayıda CHP’li ve İYİ Partili siyasetçi ile STK temsilcileri de katıldı. Duruşmada arkadaşlarımız ve avukatlarımız savunmalarını yaptılar.

Emin Çölaşan savunmasında “FETÖ'ye destek olayı bizim gazeteye sığmaz. FETÖ'ye yardım suçu havada kalmaktadır. Savcının bütün iddialarını çürüttüm. Herhangi bir suçum yoktur. Bizde öyle (FETÖ) şeyler yok. Hayatımız boyunca olmadı. Dolayısıyla FETÖ'ye destek vermek bilerek isteyerek yardım suçu havada kalmaktadır.” dedi.

Necati Doğru ise “İktidarın uşağı olmadığım için beni karşınıza getirdiler. Ne iktidarların ne de iktidara gelmek isteyenlerin uşağı olamam. Hukuk şerefli yaşamaktır. İtibarınız daim ve hep yüksek olsun.
Beni lekeliyorlar bu lekelemeye izin vermeyin.” dedi.

METİN YILMAZ: BİZ SADECE GAZETECİLİK YAPTIK

Metin Yılmaz ise savunmasında “Mütalaada FETÖ’cü polisler fotoğrafları size servis etti suçlaması devam ediyor. Savunmamda anlatmıştım ama mütalaada yine bu suçlama devam ediyor. Biz bu haberleri DHA’dan aldık. Belgeleri de sunduk. Hürriyet’te, Milliyet’te de çıkan haberler. Aynı şekilde birinci iddianamede 6 tane aleyhimizde tanıklar vardı. Mahkemede dinlendi. 6 tanık da mahkemede lehimize tanıklık yaptı. Sözcü FETÖ’cü mü değil mi? Hayır değil. Burak Akbay FETÖ’cü mü değil mi? ‘Hayır efendim değil’ dediler. Ama mütalaada aleyhe tanıklar diyor. Ben 43 yıllık gazeteciyim. Tercüman’da, Yeniçağ’da da çalıştım. Profesyonel gazeteciyim. Biz takım tutmayız. Biz yalakalık yapmayız, kimsenin piyonu olmayız. Genel yayın yönetmeninin görevi gazeteyi sattırmaktır. Yoksa patron kapıya koyar. Ticari bir işletmedir. Şu an 6 yerde matbaamız var. Bizim bakanlarla, başkanlarla işimiz olmaz. Biz gazeteden para kazanırız. Aybaşında çalışanlarımıza parasını veririz. Gazete kazanmıyorsa kapatması lazım. Şimdiki medyaya bakınca hepsinin kapanması lazım. Zarar ediyor. Ama patronların başka işleri var. Tek gazete var satan Türkiye’de; o da Sözcü. 17-25 Aralık manşeti var. ‘Başbakan soruşturmayı durdur yoksa senin için kötü olur.’ Kim bu Zekeriya öz? O dönem heykeli dikilecek adam. Bizim arkadaşlar da basın açıklamasını izlemiş. Bu adam beni tutuklatmak için adam yollamış. Ben bunu neden öveyim?”
dedi.

Duruşmayı Avrupa Delegasyonu’ndan bir heyet de takip etti. AB Delegasyonu’nun resmi twitter hesabından yapılan açıklamada da “AB Delegasyonu, bugün İstanbul Çağlayan Adliyesinde Sözcü Gazetesi hakkında açılan davaya gözlemci olarak katılıyor.” ifadelerine yer verildi.

YÜCEL ARI: TÜRK ADALETİNE GÜVENMEKTEN BAŞKA ÇAREM YOK

Yücel Arı ise savunmasında “Devamlı duruşmalar oluyor biz de buraya geliyoruz. Hukuk kurallarına uygun bir şekilde duruşmayı izliyoruz. Sizlerin sağlıklı kararını bekliyoruz. Avukatlarımız ‘son savunmalarınız isteniyor hazırlayın’ dedi. Ben de bilgisayar başına oturdum. Nasıl bir savunma yazayım diye düşündüm. Hiç dikkate alınmayan bir husus geldi keyfim kaçtı. Metin Bey’in tek tek izah ettiği tarihler 2010, 2013. Oysa ben 2016’da Sözcü’ye başladım. Bu husus mütalaada yer almadı. Bu hukuken doğru mu bilmiyorum. Uzun süredir yargılandığımız davanın her duruşmasına gelirken kendime soruyorum: Korkuyor musun? Hayır. Türk adaletine güvenmekten başka şansım yok. Neler yazayım dedim kendi kendime. Hangi suçu işlemiştim ki kendimi savunacaktım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Son sözlerim maalesef bana ait değil. Pir Sultan Abdal’a ait.” diyerek Pir Sultan Abdal’dan şu dörtlüğü okudu;

PAZARLIK MI OLUR ADİL DÜKKANDA
MEYL-İ MUHABBETİM KALDI SENDE
BU DİVAN OLMAZSA ULU DİVANDA
DOST BENİM SUALİM VERİR Mİ…

“ATATÜRK'ÜN YOLUDAN DÖNMEM”

SÖZCÜ muhabiri Gökmen Ulu da savunmasında şöyle konuştu:

Akla, mantığa, vicdana sığmayan bir iftirayla, hukuka aykırı, kanunsuz bir suçlamayla karşılaştım. İddia, dayanaktan yoksundur. Gazeteciliği suç saymaya çalışan bu mesnetsiz iddianame ne yazık ki bir iftiraname olarak karşımıza çıkmıştır. Hukuk delil ister. Kanıt var mı? Yok!

Peki tanık var mı? Yok! Savcının tanık gösterdiği kişiler bu duruşma salonuna gelerek ifadelerinde gerçeği söylediler ve hiçbir suçum olmadığını onlar da dile getirdiler.

Mantık var mı? Yok!

Hatırlayalım; ben neyle suçlanmıştım? Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın tatil haberini yaptığım için. Gazeteci haber yaptığı için suçlanamaz, haber yapmazsa eleştirilir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de liderlerin attığı her adım haberdir. Tatilleri de politik magazin haberi değerindedir. Gazete arşivlerine, internete baktığınızda, sayın Erdoğan dahil, tüm liderlerin tatilleri ile ilgili binlerce haber görürsünüz. Bir basın-yayın kuruluşunda haberi yaptırmak da, yapmak da, yayınlamak da suç değildir. Çünkü gazetecilik suç değildir.

Üstelik, ben bu haber çalışmamı gizli saklı yapmadım, açık seçik yaptım. SÖZCÜ Gazetesi'nin İzmir ve Ege Bölgesi'nden sorumlu haber muhabiri olarak, o gün Marmaris'teki otele gittim, otelin genel müdürleri ve personeli ile çay içtim. Beni tanıyor ve seviyorlar, “Hangi rüzgar attı” diye sordular, Cumhurbaşkanı'nın tatil haberini yapmaya geldiğimi söyledim. Otel müdürleri de bunu anında Cumhurbaşkanlığı yetkililerine ilettiler, bildirdiler. Yani, sayın Cumhurbaşkanı da haber yapmak için orada olduğumu biliyordu, devlet görevlileri de açıkça gördü. Benden haberdar olan sayın Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri haber çalışması yapmamda hiçbir sakınca görmediler, müdahale etmediler.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın Marmaris tatili haberi ilk kez DHA adlı haber ajansı tarafından 12 Temmuz 2016 tarihinde yayınlandı. Bizden önce başka basın kuruluşları da haber yaptı. Söz konusu tatil haberini benim yapıp yayınladığım tarih ve saat nedir? 15 Temmuz 2016 günü saat 16:25. O esnada ülkemizde olağanüstü bir durum, darbe kalkışmasına ilişkin herhangi bir emare var mıydı? Yoktu. Haberim, hayatın olağan akışı içinde yayınlanmıştır.

İftira sahiplerinin mantıksızlığı hakkında size bir misal vereyim : Örneğin; her gün olduğu gibi şu anda da birçok gazeteci, ünlü kişilerin haberini yapıyordur muhakkak. Eğer, şu esnada haberi yapılan ünlü kişinin başına, bu akşam bir olumsuzluk gelirse, bundan o gazeteci sorumlu tutulabilir mi? İşte bana, geriye dönük olarak böylesine beyhude bir algı operasyonu yapıldı.

Savcı şöyle diyor: “FETÖ üyeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nerede olduğunu bilmiyordu, Sözcü Gazetesi'nin internet sitesindeki tatil haberini görünce o gece darbe kalkışması yaptılar.”

Bu trajikomik iddia, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yerle yeksan olmuştur. Bakınız; FETÖ ile mücadele kapsamında, ülkemizin saygın cumhuriyet savcıları ve namuslu yargıçlar, ciddi soruşturma ve yargılamalar gerçekleştirdiler. Bu soruşturma ve yargılamalarda olgular, kanıt, tanık ve itiraflarla ortaya çıkmıştır.

Genelkurmay Çatı Davası, Akıncı Üssü Davası, Muhafız Alayı Davası ve Marmaris Suiskast Davası iddianameleri ve mahkeme tutanaklarında şu ortaya çıktı : FETÖ, günler öncesinden darbe hazırlıklarına girişmiş, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yerini günler öncesinden öğrenmiş ve hain planlar yapmış. FETÖ üyesi hainler, sayın Erdoğan'ın yerini 11 Temmuz 2016 günü tespit etmiş, 12 Temmuz 2016'da Diyarbakır'dan, 13 Temmuz 2016 günü Ankara Akıncı Üssü'nden F-16 uçakları ile havalanarak, uçuş programında olmamasına rağmen Marmaris'e yönelmiş ve Cumhurbaşkanı'nın konakladığı otelin üzerinde keşif yapmış, fotoğraflar çekmiş.

Aynı günlerde FETÖ üyesi teröristler otelin etrafında kara keşfi de yapmış.

Bunun yanısıra, Cumhurbaşkanı'nın başyaveri dahil olmak üzere dört yaveri FETÖ üyesiymiş. Bu yaverler de Cumhurbaşkanı'nın yeri ve programını terör örgütüne bildirmişler.

Hepimiz bu hakikatleri saydığım bu davalardan öğrendik. Ayrıca, aynı gerçekler, TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nun raporunda da yer alıyor. Beni aklayan hususlar arasında yer alan bu rapor, komisyonun Adalet ve Kalkınma Partili 9 üyesi tarafından hazırlanmıştır.

Tüm bu yargılama sonuçlarından siz de mutlaka haberdarsınız, mahkeme dosyasinda da var.

Yani, burada da görüyoruz ki, FETÖ, sayın Cumhurbaşkanı'nın yerini son anda internet sitesinden okuyup öğrenmemiş, günler öncesinden tespit edip gizlice planlar yapmış. Bu gerçeği, saygınlığını yitirmemiş olan yargı makamları açıklıyor. TBMM söylüyor.

FETÖ'nün Cumhurbaşkanı'nın yerini Sözcü'nün internet sitesinden okuyup öğrenmediği, günler öncesinden bildikleri onlarca olgu ile kanutlanmış durumdadır. Hiç şüphesiz, hakkımdaki iddia çökmüş, iftira tamamen çürümüştür.

Sayın heyet; savcıların görevleri arasında lehte delilleri toplamak da vardır. Sormak istiyorum; aleyhte hiçbir delil sunamayan savcı, gerçeklerin ortaya çıkması ve adaletin tecelli etmesi için lehte delilleri toplayarak mahkemeye sunma vazifesini niçin yapmamıştır?

Bütün bu hususların heyetiniz tarafından değerlendirmeye alınacağına inanıyorum.

Bir başka noktaya daha övünçle vurgu yapmak isterim: 15 Temmuz 2016 gecesi saat 22:00 sıralarında televizyonlarda şoke edici darbe kalkışmasını görür görmez soluğu Cumhurbaşkanı'nın yanında aldım. Bir gazeteci olarak tam da olmam gereken yerdeydim. Bir yurtsever olarak, ulusal bütünleşme duygusuyla hareket ettim, emperyalizmin ülkemizdeki taşeronu olan ihanet şebekesi FETÖ'ye karşı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın, devletimin ve milletimin yanında somut olarak yer aldım. Darbe kalkışmasının kırılma anı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı ilk açıklamadır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın halkımızı meydanlarda direnmeye çağırdığı ilk açıklamasını bütün dünyaya ilk duyuran gazeteci benim, ilk yayınlayan da gazetemizin internet sitesidir. Cumhurbaşkanı bu açıklamasını o gece saat 12'yi 5 geçe yapmış, 12'yi 10 geçe tamamlamış ve haber 12'yi 13 geçe sozcu.com.tr'de yayınlanmıştır. Bunlar resmi bilirkişi raporuyla da saptanıp mahkeme dosyasındaki yerini almıştır. Bundan yaklaşık 20 dakika sonra Cumhurbaşkanı'nın bir televizyon kanalında Facetime bağlantısı ile yaptığı açıklama videosu da bu haberime eklenerek sitemizde yayınlanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı saat 12:40 civarı Marmaris'ten ayrıldıktan sonra da şehir meydanında toplanan vatandaşlarımız darbe kalkışmasını protesto ederken halkımın arasında yer aldım, fotoğraflar çekerek bu haberi de haber merkezimize ilettim. Tüm bunları hem yayınlarımızda, hem incelediğiniz e-posta adresimde gördünüz. Bazı yandaş gazeteciler gibi sessizliğe bürünmedim, hangi taraf kazanacak acaba diye düşünmek aklımın ucundan geçmedi. Hiç tereddüt etmeden doğru bir duruş sergiledim.

Devletimizin bütün birimleri hayatımı didik etti, telefonlarımı, görüşmelerimi, banka hesaplarımı, ailemi, yaşantımı, her şeyimi detaylı şekilde inceledi. İyi ki de öyle oldu, korkacak hiçbir şeyim yok. Sonuçta tertemiz çıktım. Bugüne kadar hiçbir sabıkam olmadan, yasalara saygılı hayat sürdüm. Daima böyle olacak.

Ben, tanınan, hayatı ortada olan bir gazeteciyim. Tüm yaşantım ve eylemlerimde görüldüğü gibi, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine bağlı bir gazeteciyim. Hem ben, hem de SÖZCÜ'deki tüm arkadaşlarım uzun yıllardan beri hain terör örgütü FETÖ'nün olumsuzluklarını, barındırdığı riskleri, yarattığı tehlikeleri yazdık, anlattık. Her zaman bu örgütlü kötülüğe karşı mücadele ettik.

Hal böyleyken, çirkin iftiralar ruhumda yara açmıştır. Bir kısım medya ve sosyal medyada, haysiyet cellatları tarafından, ben ve ailem hakkında linç kampanyası yürütülmüş, lekelenmeme hakkım çiğnenmiştir. Masumiyet karinesi hiçe sayılmıştır. Suçsuz olmama, aleyhimde hiçbir delil, kanıt, tanık, hukuki dayanak ve kaçma şüphesi olmamasına rağmen haksızca tutuklandım. Çok ağır koşullarda altı ay boyunca zindanda tutsak edildim. Bu tecrit koşullarının yarattığı psikolojik ve fiziki hastalıklarla boğuştum. Tedavilerim hala devam ediyor. Evladıma, ihtiyar babama, aileme ıstırap çektirildi. Toplumsal barış zedelendi. Adaletin katledilmesi ülkemizi dünyaya rezil etti, Türkiye'ye güven kaybı oluştu, ülke ekonomimize darbe vurdu. Tüm bunlar beni çok üzdü.

Hakkımızdaki çirkin iddiaları reddediyoruz, iftira atanları telin ediyoruz. Kötülüğe karşı iyilikle direniyoruz. Haksızlık ve hukuksuzluğa karşı hak ve hukukla mücadele ediyoruz. Hak, hukuk, adalet istiyoruz.

Çanakkale'nin şehit kumandanı Hüseyin Hüsnü Bey'in, İstiklal Savaşı gazisi ve şehidi Yusuf Bey'in torunu ve Mustafa Kemal'in takipçisi olarak, bir kez daha haykırıyorum: Benim yolum adalet, cumhuriyet, demokrasi, barış ve özgürlük yoludur. Bir başka ifadeyle, benim yolum, ebedi önderimiz Atatürk'ün açtığı uygarlık yoludur.

AVUKATLAR EK SÜRE TALEP ETTİ

Sözcü avukatları, son savunma için ek süre talep etti.

DURUŞMA ERTELENDİ

Mahkeme heyeti  duruşmayı son savunmaların alınması için 4 Eylül 2019 tarihine erteledi.

TEPKİLER…

Gazeteciliğin yargılandığı SÖZCÜ davasının dün İstanbul Adliye’sinde görülen sekizinci duruşmasında siyaset dünyasının önemli isimleri mahkeme salonunda duruşmayı takip etti. SÖZCÜ’ye destek için aralarında sanatçı Bedri Baykam’ın da bulunduğu çok sayıda isim ‘Gazetecilik yargılanıyor. Bu dava bir an önce düşmeli” dedi.

Bülent Tezcan

“HUKUKA GÜVEN TESİS EDİLMELİ”

CHP Parti Sözcüsü Bülent Tezcan: Bu dava son dönemde yargı reformu strateji paketi yayınlıyoruz deyip toplumu kandırmaya çalışan bir saray rejiminin aslında teslim alamadıkları gazetecilik yapan SÖZCÜ Gazetesi üzerinde bütün topluma yönelik bir korku mesajıdır. Türkiye’de hukukun ayaklar altına alındığı bağımsız gazeteciliğin çiğnenmeye çalışıldığı ve gazetecilik mesleğinin doğrudan doğruya iktidar tarafından yargı aracı kılınarak teslim alınmaya çalışıldığı bir süre. FETÖ ile ilk günden itibaren mücadele eden, bu iktidar FETÖ ile kucak kucağa iken ona karşı kararlı bir şekilde FETÖ’ye karşı Türkiye Cumuhriyeti’nin değerlerini savunan SÖZCÜ Gazetesi’ne bu saldırı Türkiye’de rejimin hangi noktaya geldiğinin göstergesi. Hakimler aslında verecekleri kararla SÖZCÜ Gazetesi’nin pozisyonuyla ilgili karar vermeyecek. Verecekleri karar Türkiye’deki hukuk sisteminin ne olacağı üzearine verilecek bir karar olacak. Beklentimiz inancımız hala Türkiye’de hukuka güvenin tesis edileceği bir karar.

“GAZETECİLİK YARGILANIYOR”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek :Yargı Reformu Strateji belgesinin konuşulduğu bir dönemde gazetecilik yargılanıyor. Köşe yazıları yazarlar yargılanıyor. Düşünce yargılanıyor. Yıllarca FETÖ ile birlikte yürüyenler birlikte devleti ele geçirenler işbirliği yapanlar şimdi muhalif düşünenleri FETÖ ile ilişkilendirerek kendi suçlarını örtmeye çalışıyorlar. SÖZCÜ çalışanlarının yargılandığı bir Türkiye’de yargı reformundan adaletten bahsedilemez. Hukuk tarihimizin utanç duyulacak kumpas davalarından biri… Yaşamı FETÖ ile mücadeleyle geçmiş insanları bu yapıya yardım etmekle suçlamak akıl dışı, hukuk dışı, vicdan dışıdır. Bir gazetecinin binlerce yazısı içinden birkaç tanesini cımbızlayıp kurguya dayalı iddianame düzenlemek büyük bir adaletsizliktir. Gücün haklı çıktığı yerde adalet beklenmez. TCK madde 26/1 Hakkını kullanan kimseye ceza verilemez. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, araştırma, haber yapma, yayma, yöneticileri eleştirme ve denetleme, olayları yorumlama ve dikkat çekme haklarına dayanır. Gazeteciler, haklarını kullandıkları için yargılanıyor ve cezalandırılıyor. Hukuk bittiği için.. Bu davalarda “adalet aşağılanıyor”

Aytun Çıray

“BU DAVA FETÖ’YE YARAR”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray: Bu dava ancak hain FETÖ örgütünün işine yarayacak bir süreçtir. Bu davada yargılanan arkadaşlarımın çoğunu uzun yılalrdır tanırım. Geçmişte SÖZCÜ’nün ilk kuruluş yıllarında köşe yazan birisi olarak biliyorum ki bırakın FETÖ’ye yardımcı olmayı bilerek ve isteyerek, tam aksine FETÖ mücadelesini en keskin cşekilde yapan insanlardan oluşuyor. Bu davanın çok uzadığını düşünüyorum. Bir an önce gündemden kalkması herkesin beraat etmesi ve Baruk Akbay’ın vatanına dönmesi lazım. Böylece Türkiye’nin vicdanını rahatlaması lazım. Basın yönetenelr için lazım değil yönetilenelr için lazımdır. SÖZCÜ gibi gruplar mileltin hakkını savunan gruplardır. Böyle gazeteleri gözümüz gibi bakmak zorundayız.

“HUKUKUN KIRITISI VARSA BERAAT VERİLMELİDİR”

CHP Milletvekili Mahmut Tanal: CMK 226 ve 227 madde açık ve net ortadayken Mahkemenin düşme kararı vermesi gerekir. Buna dayanakta Basın Kanunu’nun 26. maddesindir. Çıkan her gazete burada gfünlük olarak adliyenin içerisinde basın savcılığa gider. Gazeteler günlük olarak bir nüshası basın savcısına gider. Gönderildiği tarihten itibaren 4 ay içerisinde dava açılıp sonuçlanması lazım. Bu davanın konusu da 2012, 2013 ve 2014 yılında çıkan haberleri içeriyor. Netice itibariyla burada mahkeme gerçekten hukuktan yana ise tarafsız ve bağımsız yargının timsali olarak görevlerini yapıyorlar ise beraat kararı verilmelidir. Olması gereken de beraattir. Gazetecilik faaliyeti suç teşkil ietmez. Eğer hukuk kırıtısı varsa bu davadan beraat verilir.

“BU AYIPTAN KURTULMALI”

CHP eski milletvekili Umut Oran: Hukuk bilimine adalete hakka hukuk stnadartlarına uymayan bir dava. Ortada tanık yok. Ortada suç ve suçlu yok. Ama bir iftiraname gibi bir iddianame var. Bu iddianamenin de gerçeklerden ayrı olduğunu görüyoruz. Sözde sanık Yücel Arı 2016’da gazetede çalışmaya başlamış ama yargılanma yılalrı 2013-2014 yani bu Balyoz’daki Ergenekon’daki davalara benziyor. Kes kopyala yapıştır gibi bir dava. Bu basın suçu desek basın suçu değil. Terör olamaz ortada ne silah var ne terörist var. Türkiye bu ayıptan bir an önce kurtulmalı ve dava düşmeli.

“YARGIYA GÜVEN SINAVI”

Emine Gülizar Emecan: Gazeteciliğin haber yapma özgürlüğünün yargılandığı bir dava. Savcılık makamının suçlamalarının hiç bir kanıta dayanmadığı görüldü. Buna göre aslında beraat kararı çıkması gerekir. Tek başına bir gazetecilik davası değil t5oplumun adalete olan güvenini de test edildiğini yargılandığını görüyoruz. Bu mahkemeden çıkacak karar toplumun yargıya güveni açısından önemli bir adım olacak.

Yaşar Okuyan

“ADALET TECELLİ EDECEK”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Yaşar Okuyan: Baştan sona hukuka aykırı yasalara aykırı bir durum. İşin hukuki tarafından çok siyasi tarafı olduğu çok açık. Eğer Sözcü ve onun yargılamaya muhattam ettiği yazarlar FETÖ’cüyse zaten Türkiye’de FETÖ’cü kalmadı demektir. FETÖ aleyhine yazılar yazan mücadele eden bir gazeteye sahibinden yazarlarına kadar FETÖ’cü muamelesi yapıyorsanız bunun örneklerini biz Ergenekon ve Balyoz’da gördük. FETÖ’nün o tarihlerde yaptığı kumpas tecrübesiyle birileri şimdi tersine çevirerek FETÖ’dan öğrendiklerini şimdi yurtseverlere vatanseverlere FETÖ ile mücadele edenlere yöntem olarak uyguluyorlar. Bu kabul edilemez. Ben eninde sonunuda adaletin tecelli edeceğine inanıyorum.

Muharrem İnce

“YARGI İKTİDARIN SOPASI OLMAMALI”

CHP’li Muharrem İnce: Türkiye’de kurumlar FETÖ’cüydü. Genelekler yok edildi. Anayasa, yasalar hepsi rafa kaldırıldı. Bir kişi karar veriyor kimin tutuklanacağına, kimin serbest kalacağına kimin ceza alacağına. Böyle bir ortamda dahi umutları yitirmemek lazım. SÖZCÜ Türkiye’de muhalif seslerden birisi. Susturulmak istendiğini her vicdanı olan kişi biliyor zaten. Umutlarımızı yitirmedik tazeliyoruz. Türkiye’de bugün en güvenilmez kurum yargı. Yargıya güven diplerde kimse güven duymuyor. Her şeyin talimatla yürüdüğünü hukuku yargıyı iktidarın sopa olarak kullandığını hepimiz biliyoruz. Türkiye’de yıllarca yargısız infazı konuştuk. Şimdi yargıyla bir infaz var. Yargı iktidarın sopası olmuş durumda olmamalı. İnşallah bugünlerden hep birlikte kurtulacağız.

İYİ Parti Milletvekili Ahmet Çelik: Davayı incileme imkanım oldu. SÖZCÜ ile ilgili FETÖ’ye irtibatlı olmamakla birlikte bilerek isteyerek yardım etme suçlaması akıl ve mantığa aykırı bir iddia. SÖZCÜ başta Metin Yılmaz, Necati Doğru’nun yargılandığı davada altyapısı olmayan iddialar gündeme geldi. FETÖ’ ye karşı direnen en çok haber yapan kurumdur. Haksız bir iddiadır hakimelrin doğru karar vereceğine inanıyorum.

Bedri Baykam

Bedri Baykam: Ben SÖZCÜ’nün aynen Cumhuriyet gazetesi gibi yıllardır FETÖ terör örgütüne karşı en büyük mücadeleyi verenlenden biri olduğunu biliyorum. Acaba benim bilmediğim yüz binde bir herhangi bir bilgi var mı diye bunan inanmadan böyle bir olasılık olmadığını bile bile izlemeye geldim. Esas inandığım bunalr maalesef ilerde tarihte kara mizah sahneleri olarak hatırlanacak. Hiçbir inandırıcılığı olmayan davaların o davaları açanlara neye mal olduğunu daha önce Balyoz’da Ergenekon ve Fenerbahçe davalarında gördük. Aynı sonucu bekliyorum. Bu soruşturmalar siyasi tarihimizin kararnlık sayfalarından ilerde mizah kitapalrına geçecek.

Atilla Sertel

CHP Milletvekili Atilla Sertel: Sözcü gazetesi toplumun, adalet arayanların, hak, hukuk arayanların, yoksulların, Türkiye'de ezilenlerin sesi olarak yayın yapan bir kuruluş. Mustafa Kemal Atatürk çizgisinden, cumhuriyet ilkelerinden, laiklikten, çağdaşlıktan asla ödün vermeyen bir gazete. Bugün uzun yıllardır haber müdürlüğümü yapan Necati Doğru'nun, Metin Beyin, diğer arkadaşların yaptığı konuşmalar, gerçekleri dile getirmeleri ve Sözcü'nün böyle absürt bir davada yargının karşısına çıkarılmasının ne kadar çürük temelli bir iddianame ile yapıldığını ortaya koydu. Kazanan halkımız olacak, demokrasi olacak, kazanan Sözcü olacak. Bu davanın görülmesi bir FETÖ ile yürüyen mücadelenin ve davanın sulandırılmasına neden olan bir durumdur. Bu davanın ilerideki yıllarda FETÖ'cülerin ekmeğine nasıl yağ sürüldüğünün ortaya çıkarıldığı bir dava olduğu gerçektir. Ergenekon davalarını izleyen bir gazeteci olarak o dönemde orada yargıçların ne kadar tarafgil ve taraftar oldukları süreç içinde ortaya çıktı ve yargılandılar. Şimdi bu davayı açan ve iddianameyi yazan savcıların da FETÖ hadisesindeki mücadeleyi sulandırmakla itham edilecekleri ve suçlandıkları dönem yaşanır mı diye merak ediyorum.

CHP Eski Milletvekili Barış Yarkadaş: SÖZCÜ’ye yönelik suçlamaların tümü çökmüş ve bu iddiaların tamamı çürümüş ve çürütülmüş olmasına rağmen, arkadaşlarımız hala yargılanıyor. Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Emin Çölaşan’dan FETÖ’cü olur mu? İnsanın bunu yazarken bile vicdanı sızlıyor. Bu dava medyamızın geleceği açısından da tarihsel bir önem taşımaktadır. Medya ya özgür olacak, ya da tamamen susacak! Bu davayla ilgili hukuki bir yorum yapmaya gerek de kalmadı! Çünkü davanın hiçbir aşaması hukuki değil. Bu dava medyayı susturmaya, Atatürkçü kalemleri sindirmeye kurgulanmıştır. Bilirkişi raporlarının bile görmezden gelindiği bir davaya ilişkin hukuktan söz etmek gereksizdir.

Son güncelleme: 16:33 14.06.2019
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more