Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Şimdi o mektubu çöplükten çıkarmak da ne kadar zordur

27 Ekim 2019

ACAYİP YAZILAR

Şimdi o mektubu çöplükten çıkarmak da ne kadar zordur

Eğer CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Amerika Başkanı Trump'ın rezil mektubunu grup toplantısında okumasaydı iktidarın buna tepkisini öğrenemeyecektik.

Meğer Erdoğan, Trump'ın “Aptal olma, Suriye'de hemen ateşi kes yoksa görülmemiş yaptırımlar uygulayacağım” diyen Trump'a, telefon etmiş ve çok ağır konuşmuş.

Demiş ki, “Hiç uygun düşmemiştir, bu tavrı kınıyorum.”

Bravo.

Ne kadar da güzel vermiş ağzının payını şımarık Amerikan Başkanı'nın değil mi?

Ama anlamadığım, bu kadar gurur verici bir bilgiyi bizlerden yani yerli halktan saklamış olması.

Sahi neden bu mektup gelir gelmez bir açıklama yapmadı Erdoğan?

Aslında galiba hiç söylemeyecekti bizlere, bunu fark eden Amerika tarafı, mektubu kendi medyasına sızdırdı.

Böylelikle Trump da kendi halkına seçimlerden önce “Gördünüz mü bakın Türklere nasıl baskı yapıyorum” demiş oldu.

Amerikan basınının mektubu sızdırması üzerine, bizler de bundan haberdar olduk ama yine iktidarın tepkisini göremedik.

Sustular nedense.

Sadece bir ara Erdoğan, “Gereken cevap, gerektiği sırada verilecektir” dedi.

Demek ki bu tür cevapların da bir vakti saati varmış.

Ne zaman ki mektubu CHP Genel Başkanı dile getirdi ve bir de üstüne bunu Meclis'teki kürsüden okudu.

İşte AKP o zaman yerinden hopladı.

Meğer bu mektubun okunması birlik ve beraberliğimiz için iyi olmamış.

Partisi adına açıklama yapan Ömer Çelik, CHP Genel Başkanı'nın daha önce de 17-25 Aralık tapelerini okuduğunu da hatırlatarak, “Mektup yok hükmündedir. Cumhurbaşkanımız gereken yerde, gereken zamanda karşılığının verileceğini söylemiştir” dedi.

Çelik bir de Kılıçdaroğlu'nu alkışlayanlara çok bozulmuş, “Buradaki hastalıklı bir psikolojidir” diye şikayet ediyor.

Kılıçdaroğlu'na kızanlardan biri de AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal.

Ünal, “Türkiye'nin çıkarlarını ve Türkiye'nin masada yürüttüğü oyunu bozmak için sızdırılan mektubu, Cumhurbaşkanımız alıp meseleyi kişiselleştirse, ‘Bana böyle bir mektup geldi' deseydi daha mı doğru olurdu?” diye sordu.

Valla cevabını ben bilemeyeceğim.

Türkiye'nin bir ucundaki sıradan bir vatandaşın yazdığı tweete kızıp davalar açılırken kişiselleştirme olmuyor mu acaba?

Sonuçta son noktayı yine Erdoğan koydu.

13 Kasım'da Amerika'ya Trump'la görüşmek için gideceğini hatırlatarak “O mektubu da yanımda götüreceğim” dedi.

Aklıma ilk “Niye götürecek acaba? Mektup götürülmez ki cevap verilir” demek geldi ama sonra “hangi mektubu götüreceğini” merak ediverdim.

Öyle ya, mektup sızdırıldığında “Aman canım, ne önemi var. Biz onu çöpe atmıştık. Zaten cevabı da sahada verdik” demişlerdi.

Haydi buyurun bakalım, çöpe atılan mektup nasıl bulunacak acaba?

14 kimde gelmişti mektup. Çoktan Ankara çöplüğünün diplerine karışmıştır.

Ama çare yok, madem Erdoğan mektubu yanında götürerek, bulunacak artık.

Çizmeleri giyip dalacak çöplüğe o bol maaşlı danışmanlar, ne yapalım, aldıkları maaşları hak etsinler bari.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Küçük tesadüfler büyük mutluluklar

Hafta içinde metrobüsten indim, hava da güzel yürüyorum.

Etraf hayli tenha.

Sadece hızla geçen arabalarla motorsikletçilerin motorlarından çıkan sesler çınlatıyor ortalığı.

Biraz ileride bir arabaya yaslanmış elindeki telefona ciddiyetle bakan biri dikkatimi çekti.

Zaten ortalıkta kimse de olmadığı için ister istemez takılıyor insanın gözü.

Telefona bakan kişi, yanından geçen motorun gürültüsünden rahatsız olup bir an gözünü telefondan ayırınca beni gördü ve öylece kalakaldı.

Ben de açıkçası bir an için tedirgin oldum.

Adam yüzünde beliren çok hoş bir gülümseme ile “İnanmıyorum” diye seslendi ve elindeki telefonu bana doğru uzattı.

Bir de baktım ki benim o sabahki programımın, YouTube'a yüklenmiş görüntülerini izliyor.

“Can Bey, sizi izliyordum, hayretler içindeyim. Bir anda karşıma siz çıktınız” dedi adam.

Ayaküstü iki üç dakika sohbet ettik.

Sonra ben yoluma devam ettim o da beni izlemeye.

Böyle bir tesadüf ilk kez geliyor başıma.

Vapurda otobüste, yazdığım gazetedeki köşemi okuyana rastlamıştım daha önceleri.

Ancak telefonundan sizi izleyen birine rastlama şansı o kadar yüksek olmaz.

Bazen böyle küçük tesadüfler insanı hem çok mutlu ediyor hem de gururlandırıyor.

Bunu sizinle de paylaşmak istedim bu tatil gününde.

KOMİK

Sıraya girmenin de bir felsefesi var

Okul arkadaşlarımdan oluşan grubumuza atılan bir yazı çok ilgimi çekti.

Konusu şu: Her yerde sırayı bozmaya, araya karışmaya çalışan tipler olur.

İşte böyle bir durumda “felsefi” açıdan ‘Kim ne tepki verir?' sorusuna cevap aranmış.

Bu tür esprili yazılar sosyal medyada çok çabuk dağılıyor.

“Aaa ne güzel, ben de köşemde yayımlayayım” diye üzerine atladığınızda, bazen tuzağa düşebilirsiniz.

Daha birkaç gün önce bir gazetede yayımlanmış olabilir örneğin.

Ben de “Acaba ilk kim yazmış, ne zaman yazmış, nerelerde yayınlanmış?” diye araştırmak için Google'a başvurdum.

En eski kaydı 2006 yılına ait.

Sonra 2011'de bir iki internet sitesinde yayınlanmış.

Matrak bir şey var. 2015 yılında Takvim gazetesinde Lütfi Albayrak'ın köşesinde yayınlanmış. Ama aynı yıl yine Takvim'de haber gibi de çıkmış.

Her nasılsa ben ilk kez gördüm.

O halde benim gibi okumamış çok kişi vardır.

Pazar günü komik bir yazı sevenler için bir kere de ben yayımlayayım bari.

Klasik tepki: Sıraya geç kardeşim.

Neoklasik tepki: Şeker kardeşim sıraya geçiver.

Realist tepki: Sıra var.

Sürrealist tepki: Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da, bak bir daha yapabiliyorlar mı?

Romantik tepki: Beyefendi galiba sırayı görmediniz.

Modern tepki: Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa da…

Postmodern tepki: Sırana geç lan ayı!

Uzlaşımcı tepki: Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi…

Devrimci tepki: Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.

Kaderci tepki: İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.

Septik kuşkucu tepki: Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.

Kantçı tepki: Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur.

Kötümser varoluşçu tepki: Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek.

İyimser varoluşçu tepki: Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor.

Hümanist tepki: İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.

ÇOK GÜLDÜM

Bu pazar için 4 fıkra birden

Bu hafta Yıldırım Tuna'dan 4 fıkra geldi. Birlikte okuyalım;

Evdeki eksik

Öğretmen sınıfta “Evinizde eksiğiniz olan şeyleri söyleyiniz” diye bir konu ortaya atmış.

“Bizim evimizde bilgisayar eksiğimiz var öğretmenim” diye söz almış Mary,

“Teşekkür ederim Mary, bilgisayar evimize yararlı bir ihtiyaçtır” demiş öğretmen ve hemen yanındaki Bill'e dönmüş; “Sen söyle bakalım evinizde ne eksik?” diye.

“Bizim evin hiçbir şeye ihtiyacı yok öğretmenim” diye cevap vermiş Billy.

“Hiç olur mu öyle şey yavrum?” demiş öğretmen hayretle.

“Vallahi öğretmenim” demiş Billy, “Hatta geçen akşam ablam eve ‘yeni erkek arkadaşım' diye yüzü gözü boyalı, üstü yarı çıplak bir Kızılderili getirdi. Babam onu görünce, ‘Haydaaa… Tamam oldu anasını satayım, evimizde bir tek bu eksikti' dedi..!”

Misyoner

Misyoner, görev yaptığı kabilede, Afrikalı bir yerlinin 5 karısının olduğunu öğrenince, ailenin hep birlikte yaşadıkları kulübeye gidip olayı yerinde görmek istemiş.

Tespit sonrası iki adam dışarı çıkıp oturmuşlar, “Tanrının emirlerine karşı gelinir mi?” demiş misyoner, “Bir erkek en fazla bir eş alır. Kulübeye girip dördüne daha fazla burada yaşayamayacaklarını, seni artık kocaları olarak tanımamaları gerektiğini onlara söyle.”

Yerli, “Yok ya” demiş, “Erkeksen içeri gir de sen kendin söyle.”

Kobra çiftliği

Adam Florida'da ‘Kobra Çiftliği'nde kendisini gezdiren yılan bakıcılarından birine, “Çok tehlikeli bir işiniz var” demiş, “Sizleri hiç yılan soktuğu oluyor mu?”

Adam, “Çok seyrek de olsa oluyor” diye cevap vermiş ve eklemiş; “O zaman tam soktuğu yeri sürekli emiyor ve zehri dışarı tükürüyorum.”

Meraklı adam bunun üzerine tekrar sormuş, “Peki Allah korusun, kazara yılanın tam üzerine oturursanız ne olacak?” diye.

“Güzel bir soru” demiş bakıcı, “O zaman hangisi gerçek arkadaşınız tam olarak anlarsınız..!”

Yardım doktor

– Doktor bana yardım etmelisiniz… Ellerim korkunç titriyor…

– İçki, kahve falan içiyor musunuz?..

– Nerdeee efendim, ellerimin titremesinden hep yere döküyorum..!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more