Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Safınızı seçin

3 Eylül 2019

Mesele kişisel değil…
Ya, 11 Nisan 1920'den yanasın.
Ya da, 23 Nisan 1920'den yanasın.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın camilere gönderttiği 30Ağustos Cuma hutbesinde Atatürk adını silmesinin; Trabzon'da camiye asılan Atatürk ve Türk Bayrağını kaldırtmak istemesinin tarihsel bağı var…
Bugün adı “Ali Erbaş” olabilir; dün adı “Dürrizade Abdullah” idi.
Bugün makamı “Diyanet İşleri Başkanlığı” olabilir; dün makamı “Şeyhülislamlık” idi.
Anımsayınız:
Osmanlı, savaştan yenik çıktı. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlar Anadolu'yu paylaşmaya başladı. İstanbul bile işgal altındaydı. Aydınlar Malta'ya sürüldü.
Halk işgalcilere direnmek için Anadolu'da birbirinden kopuk “Müdafaa-i Hukuk- Milliye Cemiyetleri” ve “Redd-i İlhak Cemiyetleri” kurmaya başladı. “Milli Kongreler” düzenlendi.
Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı. Hedef, dağınık yerel milisleri toplayıp kurmay karargâh oluşturmaktı…
Osmanlı Sarayı, Mustafa Kemal'in yaptıklarından rahatsız oldu; geri çağırdı. Mustafa Kemal karara uymayınca görevden alındı. Hakkında tutuklama emri çıkarıldı.
Biliyordu ki Mustafa Kemal, zaferin büyüklüğü, mücadelenin zorluğuyla ölçülür…
Osmanlı Sarayı bu kez halkı uyarmak için Anadolu'ya şehzadeler başkanlığında Heyet-i Nasiha (Nasihat Heyeti) gönderdi; “barışı tehlikeye sokacak hareketlere kalkışmayın!”
Keza. Devreye Şeyhülislamı soktular:

Ölüm fermanı

Tarih: 11 Nisan 1920.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah fetva yayınladı:
– “Dünya düzeninin nedeni olan İslâm Halifesi (Yüce Allah, onun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin yönetimi altında bulunan İslâm beldelerinde bazı kötü kişiler, aralarında birleşip ve kendilerine başkanlar seçerek Padişah'ın bağlı uyruklarını hileler ve yalanlar ile kandırmaya ve yoldan çıkarmaya, Padişah'ın yüksek emirleri olmadan halktan asker toplamaya kalkışıp (…) yüksek halifelik makamına ihanet suretiyle Padişaha başkaldırmakla, (…)  Kuran ayeti gereğince katledilmeleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri yasal  ve zorunlu olur mu? Sorusunun yanıtı: Gerçeği Allah bilir ki, olur. (…)
Bu suretle halifenin askerlerinden olup da eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolunanlar şehit ve günahlarının bağışlanması için Hz. Peygamberin aracılığına nail olurlar mı? Sorusunun yanıtı: Gerçeği Allah bilir ki, olur… ”
Şeyhülislam, Mustafa Kemal için “katli vaciptir” diyordu.
Başta İngilizler işgal güçleri fetvayı ülkenin dört bir yanına dağıttı.
Ardından…
Mustafa Kemal'a karşı Anzavur, Şeyh Eşref, Düzce, Yozgat, Zile, Delibaş, Bozkır, Konya, Beypazarı, Koçkiri ayaklanmalar çıkarıldı.
Bitmedi.
Nemrud Mustafa başkanlığındaki Divan-ı Harb-i Örfî, Mustafa Kemal hakkında idam kararı verdi…
Osmanlı Sarayı “Kuvve-i İnzibatiye” adında silahlarını işgalci İngilizlerin verdiği “hilafet ordusu” oluşturup Mustafa Kemal'in üzerine gönderdi.
Tüm bu baskılara/ölüm fermanlarına rağmen Mustafa Kemal'in kavgası bitmedi, bitmeyecekti… 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'ni açtı; “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen…

Aldatıldık, uyandırın bizi

Padişah Vahdettin'e rağmen…
Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya rağmen…
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a rağmen…
Liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf Fırkasına rağmen…
Ali Kemal, Sait Molla gibi gazetecilere rağmen…
Mustafa Kemal başardı.
Soru şudur:
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın, bu tarihsel mücadelede yeri neresi?
“Keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerle aynı safta olması bunun yanıtıdır!
Herkes safını seçmelidir:
Ya Dürrizade safındasın, ya da Mustafa Kemal…
Ya Ali Erbaş safındasın, ya da Atatürk…
Biliyoruz ki:
Dürrizade Abdullah 5 Nisan 1920'de göreve başladı; eline fetvayı tutuşturdular.
Perde arkasında Vahdettin ile Damat Ferit vardı. Kuklaların ipini tutan ise İngilizler idi!
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın arkasında kim var?
Bu kavga yüz yıllıktır.

Ne yazdı Nazım Hikmet:

“Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more