Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

Ranta çok, vatandaşa yok

10 Ocak 2020

Kanal İstanbul güzergahı üzerindeki Arnavutköy'de gayrimenkul edinen üç Körfez ülkesi girişimcisine ilişkin yazımız ses getirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, çarşamba akşamı Habertürk ekranında bu bilgiyi doğrulamakla kalmayıp “Fazlası var” dedi.

Turkiye'de şirket kuran Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri uyruklu girişimcilerin satın aldığı toplam 300 dönümlük arazilerin ölçeğini küçümseyenler olduğu kadar, yabancıların gayrimenkul edinmesine karşı olup olmadığımı soranlar çıktı. İktidar yanlıları açısından bir anlamı var mı bilmiyorum ama bir daha paylaşmakta yarar var: Bu meselenin özü, halka gerçeğin anlatılmamasıdır. Onbinlerce ton betonun, çeliğin, çimentonun, akaryakıtın kullanılacağı, bu girdilerin ihtiyaç duyduğu paranın piyasalarda “dönerek” iktidarın dayandığı sistemi ayakta tutacağı bu projenin diğer yüzündeki emlak rantlarının gizlenmesidir.

35 MİLYON ETÜTE

İmamoğlu'nun “Fazlası var” dediği arazi hareketleri ve el değiştirmelerin, güzergah daha belli olmadan, ÇED raporu, etüt raporu açıklanmadan gerçekleşmiş olmasının hiç mi anlamı yok?

Yeniden anımsayalım: Kanal İstanbul'un etüt ihalesi 2017 yılında yapıldı. Ulaştırma Bakanlığı'nın 21/b ihale usulüyle yaptığı bu ihaleyi 34 milyon 990 bin TL ile Yüksel Proje'nin üstlendiğini ta o zaman yazmıştık.

Bütçeden 35 milyon TL kamu kaynağının şirkete aktarıldığı bu çalışmada Kanal İstanbul gibi bir projeye gerekçe olarak çevre felaketini önlemek, İstanbul Boğazı'nı daha güvenli hale getirmek, yeni bir uluslarası su yolu koridoru oluşturmak, ekonomiye katkı gibi nedenler gösteriliyor.

Gemi trafiğinin artmayıp azalmadığı resmi istatistiklerle ortaya konuldu. Kanal İstanbul derinliğinin tehlikeli yük taşıyan gemiler için sığ olduğu, yüksek tonajlı gemilerin manevra kabiliyetinin düşük olacağı tartışılmakta. Bu da gemilerin su yolunu tercih ederek ödeyecekleri paralarla ülke ekonomisine katkı argümanının güçlü olmadığının işareti.

Kanal İstanbul'un ilan edilen ölçüleri buradan en çok hafif tonajlı gemilerin ve yatların geçebileceğini gösteriyor. Bu da yat sahibi zenginlerin bölgede konumlanacağının düşünüldüğünü gösteriyor. Projenin finansmanına aynı zamanda gelir olarak da düşünülen emlak, konut, ticaret vs alanları ile bu yaklaşım birbiriyle bağlantılı.

Belediyelerin tapu sorgulamalarına kısıt getirilmesi de bu süreçten bağımsız değil. Kamuoyuna “belediyecilikte dijitalleşme” diye açıklanıyor.

Zaman içinde genişleyecek olan bu kısıtlama, yerel seçimlerden kısa bir süre sonra yazdığım “sanal kayyum”dan başka bir şey değil. Belediyelerin yararına gibi gösterilen sistem, bütün yerel yönetimlerin tasarruflarının Ankara'daki gözler tarafından izlenmesini mümkün kılıyor.

KAMULAŞTIRMA PARALARI

Diğer yandan kamuoyunun sınırlı biçimde haberdar olabildiği bir başka yasal düzenleme ile kamulaştırma davalarında hak sahiplerine ödenecek bedel azaltılıyor. Geçen yılın sonunda TBMM'de yasalaşarak yürürlüğe giren yasa değişikliği, kamulaştırılma sonrası değer kazanan gayrimenkullerde şirketler lehine, hak sahibi vatandaşlar aleyhine düzenleme öngörüyor.

Yeni düzenlemeye göre, davalarda taşınmazın değeri belirlenirken, idare adına tescil edildiği tarih esas alınacak.

Bu, daha sonraki bir tarih olacağı için, taşınmazın ilk sahibi daha sonra üzerine AVM, rezidans vs yapılan yapılar nedeniyle ortaya çıkan yüksek değerden yararlanamayacak. Değer belirlemede TÜİK'in açıkladığı TEFE/ÜFE/Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hak sahibine ödenecek. Bu, yapılacak ödemelerin olması gerekenin çok altına düşmesi anlamına geliyor. Bu madde, taşınmazına kamusal nedenlerle el konulan vatandaş yargıya gittiğinde, arazi ne kadar değerlenmiş olursa olsun, son değer üzerinden ödeme yapılmasını engelliyor.

Bunun anlamı ne mi?

Kanal İstanbul yapılacak olursa, kamulaştırılan arazi üzerinde iş yapan müteahhitler servetini büyütürken, kamulaştırılan taşınmazları için yargıya giden vatandaşlar dava açtıklarında sadece TÜİK verilerine göre artış alabilmesi demek.

Ve bu yasa, Kanal İstanbul ÇED raporunun tartışıldığı günlerde (25 Aralık 2019) çıktı. Nasıl ama İstanbul Boğazı'nın güvenliği?

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more