Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Ekonomiyi batıran yatırımlar

27 Şubat 2020

AKP'nin iktisadi dünya görüşü “Bul parayı, yap binayı” şeklinde özetlenebilir. Finansman, para bulmak demektir. Mesela “Bu yatırım nasıl finanse edilecek?” sorusunun Türkçesi, “Bu yatırımı yapacak para, nereden ve nasıl bulunacak, külfeti yani faizi veya gelir garantisi ne olacaktır?” demektir. AKP'liler 2003'te iktidara geldiklerinde IMF ile yapılmış bir anlaşma vardı. Döviz sıkıntısı yoktu. Bırakın sıkıntıyı, dünya finans merkezlerinden Türkiye'ye oluk, oluk “sıcak para” akıyordu. Üstelik bu dövizler özel sektöre borç olarak geldiği için, kamunun dış ve iç borcu azalıyordu. O kadar çok para geliyordu ki; coşan ithalattan alınan vergilerle devlet bütçesi rahatlıyor, hem yatırımlar hem de sosyal transferler rahatça yapılabiliyordu. Üstelik döviz rezervlerimiz artıyor, bu sayede TL de durmadan değerleniyordu. Bu bahar havasına istemeden kapılan muhalif iktisatçılar bile “Bu gidişle bir dolar bir lira olur” diyordu. Kısacası, aynî ve malî sosyal yardım alan dar gelirli halk da memnundu, iktisaden kârsız yatırımını ucuzlayan dövizle finanse eden iş adamı da “kur farkını kâr yazdığı için” göbek atıyordu. Bu “saadet zinciri”nin küçük bir kusuru vardı. Cari açık büyüyerek sürüyor, dış borçlar, milli gelirden hızlı artıyordu. Zincirin bir gün kopacağı açıktı.

KENDİ FİNANS MERKEZİNİ KENDİN KUR

Durumdan fırsat çıkaran birçok akıllı bıdık finansmancı, AKP'nin içine sızdı. Ne de olsa zengin sofrasından aç kalkılmazdı. Kemik yalasan yine doyardın. Ortaya müthiş bir fikir atıldı. Türkiye, döviz borcu alırken, bir de çeşitli finans merkezlerine konuşlanmış para simsarlarına çuvalla komisyon ödüyordu. Bundan kurtulmalı, hatta biz, yabancılardan komisyon almalıydık. Her şey tamamdı, tek eksiğimiz görkemli bir “İstanbul Finans Merkezi” olmayışıydı. AKP, bu fikre bayıldı. Çünkü finans merkezi, inşaat demekti. İnşaat ise rant kaynağıydı. Hem inşaat işlerinden doğacak ranttan pay alınacak hem de komisyonlar cepte kalacaktı.

FİNANS MERKEZİ BİNA DEĞİLDİR

Finans merkezi denen yerler, bir binalar külliyesi değildir. Hukukun üstün, bankacılığın dürüst, kambiyo rejiminin serbest olduğu gelişmiş ülkelerin, en gelişmiş şehirleridir. Finans merkezi diye bilinen Londra, New York, Frankfurt gibi kentler finans merkezleri inşa ettikleri için finans merkezi olmadılar. Ekonomileri büyük, paraları döviz, siyasi sistemleri demokratik olduğu için finans merkezi haline geldiler. Binalar sonradan ve zaman içinde inşa edildi. Biz, finans merkezi olmanın ekonomik ve hukuki gereklerini yok saydık. Finansal faaliyetin sanal/dijital ortamda cereyan ettiği, binaların adeta anlamsızlaştığı bir devirde, önce bina yapalım, gerisi kendiliğinden gelir dedik. Hemen inşaata başladık. Bu birinci hataydı. Binalar yarım kaldı. Yüklenici battı çünkü pazar yoktu. Varlık Fonu yarım inşaatları satın alarak müteahhidi kurtardı. Bu ikinci hata oldu. Şimdi sıra Varlık Fonu'nu kurtarmaya geldi. Her birinin mükemmel binaları bulunan üç kamu kuruluşuna, sırasıyla Merkez Bankası'na, Halk Bankası'na ve Borsa İstanbul'a, “Buraya taşının” emri verildi. Bu da üçüncü hatadır. Bu üç kuruluşun ve özellikle Borsa İstanbul'un işlevine uygun tasarlanmış ve çok büyük paralar harcanarak inşa edilmiş harika bir yerleşkesi vardır. Taşınma Borsa İstanbul'a hiçbir şey katmaz. Çok şey götürür.

Son söz: Hata, hatayla düzelmez.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more