Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

İki Türkiye

17 Haziran 2020

Tee 15 yıl önceydi.

Asrın liderimiz Moskova'ya gitti.

Odalar Birliği'nin inşa ettiği alışveriş merkezinin açılışını yaptı.

Mağazaları gezerken, bir halıcıya geldi.

Vitrindeki ipek halıyı çok beğendi.

Halıcı jest yaptı, o ipek halıyı asrın liderimize hediye etti.

Gel gör ki…

Henüz 2005 yılıydı.

Havuz medyası henüz kurulmamıştı.

Harbi harbi gazetecilik yapılıyordu.

Asrın liderimiz İstanbul'a döner dönmez burnuna mikrofonu dayadılar, hediye halının fiyatını sordular.

E, tabii çok sinirlendi.

“Gazetelerde ağza alınmayacak, milletin adap çizgilerinin dışında ifadeler kullanılması çok çirkindir” dedi.

Fiyatı izah etti, “30 bin dolar diye yazdılar, halbuki fiyatı 10 bin 600 küsur dolar” dedi.

Kendisini karşılamaya gelen Akpliler tarafından “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlandı.

Gazeteler işin peşini bırakmadı, kurcalamaya devam etti.

Bunun üzerine, asrın liderimiz geri adım attı, hediye ipek halıyı başbakanlık envanterine kaydettirdi.

Kayıt numarası 001'di.

Yani?

İlk'ti.

O güne kadar envantere kaydedilmiş başka hediye yoktu.

Tam bu mesele tartışılırken, Merkez Bankası eski başkanı Gazi Erçel gazetecilere konuştu, “hediye halının kayıt numarası 001 olamaz, çünkü merhum başbakan Adnan Menderes'in Hazine'ye kaydettirdiği hediye kol saati olması lazım” dedi.

Haber iyice büyüyünce, Gazi Erçel detaylı detaylı anlattı:

“Seneler evvel, ben bankalar yeminli murakıbıyken, iki arkadaşımla birlikte, eskiden başbakanlık binası olarak kullanılan Hazine Genel Sekreterliği'nde çalışıyorduk, küçücük bir oda vermişlerdi, üç kişi sığmıyorduk, üstelik odada 2 metre boyunda 1.5 metre eninde kasa vardı, bari şu kasayı odadan çıkartalım diye düşündük, taşımadan önce içine bakalım dedik, Hazine Genel Sekreteri'nden izin aldık, anahtarı bulduk, çevirdik, açılmadı, şifreyi bilen usta emekli olmuştu, ustaya ulaştık, geldi, kasayı açtı, kocaman kasanın içinde naylona sarılmış bir kol saati vardı, ‘bana hediye edilen bu saati saklanması kaydıyla emanete bırakıyorum' manasında bir de not vardı, son derece mütevazı bir saatti, Adnan Menderes tarafından emanete bırakılmıştı, çok etkilendik, yerine koyduk, kasayı kapattık.”

Elbette müthiş etkileyici bir hatıraydı.

Gazeteler manşet yaptı.

Adnan Menderes hayranları ağladı.

Halbuki, Gazi Erçel yanılıyordu.

Kasada hakikaten kol saati vardı ama, Menderes'e ait değildi.

O saat… Maliye bakanlığı da yapan, dönemin Hazine Genel Müdürü Ziya Müezzinoğlu tarafından kasaya konulmuştu.

Çünkü o saat… 1959'dan 1960'a girerken, yılbaşı hediyesi olarak Ziraat Bankası genel müdürü tarafından kendisine hediye edilmişti.

Ziya Müezzinoğlu hediye konusunda hassas bir insandı.

Asla kabul etmezdi.

Suratına çarpar gibi geri göndermesi de yakışık almayacağı için, düşünmüş taşınmış ve bu formülü bulmuştu…

“Ziraat Bankası'ndan hediye edilmiştir” notunu yazarak, naylona sarmış, Hazine Genel Sekreterliği'nin kasasına koymuştu.

Milletin malını, devlete geri vermişti.

Bu gerçek ortaya çıkınca, gazeteciler Hazine Müsteşarlığı'na koştu.

O bahsedilen kasa arandı tarandı, Hazine Müsteşarlığı'nın bodrumunda bulundu.

Kayıtlar incelendi, anlaşıldı ki, büyük kasa boşaltılmış, büyük kasadaki emanetler, Hazine müsteşar yardımcısı'nın odasındaki küçük kasaya aktarılmıştı.

O kasa açıldı.

Saat oradaydı.

Naylona sarılıydı.

Hâlâ çalışır vaziyetteydi.

Üzerinde “Ziraat Bankası'ndan hediye edilmiştir” notu duruyordu.

(Bu mübarek memleket, maalesef… Üç kuruşluk hediye kol saatini bile Hazine'ye kaydettiren maliye bakanlarından, hayırsever (!) Rıza beylerin servet değerindeki hediye kol saatiyle dolaşan ekonomi bakanlarına geldi.)

Ziya Müezzinoğlu…

1919 doğumluydu.

Yaşı Cumhuriyet'ten büyük, Cumhuriyet'e yaraşır bir devlet adamıydı.

Hazine genel müdürlüğü, devlet planlama teşkilatı müsteşarlığı, Bonn büyükelçiliği, Ortak Pazar daimi temsilciliği yaptı, CHP milletvekili oldu, Bülent Ecevit'in başbakanlığında üç defa maliye bakanı oldu.

Devlet adamları nesli'nin son örneklerindendi.

Önceki gün, rahmetli oldu.

Değerli evlatlarının farkında bile olmayan Türkiye… Çok çok değerli bir Cumhuriyet evladını daha kaybetti.

2016 yılında, anılarını derlemişti.

“İki Türkiye” adıyla kitap haline getirmişti.

O kitapta şöyle diyordu…

“Bizler, Cumhuriyet'in ilk kuşağı olarak, benzer ülkelere örnek olduk.

Cumhuriyet'in kuruluşunun heyecanını ve mutluluğunu yaşadık.

Atatürk'ün çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş bir ulus olma ülküsüyle büyüdük.

Bugün, toplumumuzun çağdaş görüntü veren kesimi ile, neredeyse hâlâ Cumhuriyet döneminin başlarındaki görüntüyü veren kesimi, bana iki ayrı Türkiye'nin varlığını düşündürüyor.

İki ayrı Türkiye görüntüsünden daha önemli ve kaygı verici olan, siyasal iktidarın, toplumun tümünü kavramayan politikalarıdır.

‘Benden ve öteki' ayrımının, söz konusu iki toplum arasında soğuklaşmaya, yabancılaşmaya neden olduğunu ve zaten var olan farklılıkları körüklediğini kaygıyla gözlemliyorum.

Bu ayrıştırıcı politikanın, yalnızca kalkınma atılımına zarar vermekle kalmayıp, muhtaç olduğumuz toplumsal kaynaşmaya da, ulusal bütünlüğe de zarar verecek mahiyette olduğu kaygısını taşıyorum.”

İki Türkiye.

Yaşı Cumhuriyet'ten büyük, Cumhuriyet'e yaraşır bir devlet adamının… 101 yıllık ömrünün sonunda üzülerek gördüğü ve gözlerini kaygıyla kapattığı vahim manzara, maalesef işte bu.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more