Gazilere iade-i itibar!

Sevgili okurlarım, yakın geçmişe dönüp anımsamaya çalışın…

İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde, AKP'li belediyeler döneminde, bu ülke için canı pahasına mücadele edip elini, kolunu, bacağını, gözünü  kaybeden gazilerimizin belediye otobüslerine binmesi bile sorun oluyordu.

İstanbul'da bir gazi “kartın burada geçmez” diyerek belediye otobüsüne alınmamış, yağmurlu havada dışarıda bırakılmıştı.

Ankara'da Yılmaz Yiğit isimli Güneydoğu gazisi Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı otobüs şoförü tarafından ağır hakarete uğramıştı.

Yiğit'i otobüse almak istemeyen şoförün “Şerefsizsin sen. Allah görmüş de elini almış işte yaa” diye bağırdığı olayın görüntüleri internete düşmüştü.

Buna rağmen şoför için uyduruk bir soruşturma açıldı daha sonra göreve döndürüldü.

★★★

Vatan için savaşan bu kahramanların “yük” olarak görüldüğü dönem artık geride kalıyor. Şimdi Ankara Büyükşehir Belediyesi gazilere “iade-i itibar” yapıyor.

Nasıl mı?

Belediye otobüslerinde geçtiğimiz pazar günü başlatılan yeni bir uygulama var.

Otobüse binen gaziler kartlarını okuttukları anda, hoparlörden bir ses duyuluyor:

“Vatan size minnettardır.”

Mansur Yavaş'ın bu jestine vatandaşlar “Helal olsun” diye destek verirken, gazilerin gözleri yaşarıyor.

Küçük bir jest ama çok önemli

★★★

Bu arada Ankara'daki  belediye otobüslerinde hatalı bir uygulama daha sona erdirildi.

Gazeteci arkadaşımız Mehmet Çetingüleç'in şikayeti üzerine Ankara'da belediye ve halk otobüslerine binen 65 yaş ve üzeri vatandaşların kartları okutulurken hoparlörden yüksek sesle yapılan “65 yaş üzeri” anonsu da kaldırıldı.

Böylece özellikle kadınlarımızın yaşları üzerinden teşhir edilmesi gibi “saygısız” bir uygulama sona erdirilmiş oldu.

★★★

Mansur Yavaş şimdi başka bir uygulamayı da kaldırmak üzere…

Basın kartı sahibi olup maddi durumu yerinde olmayan ve bu nedenle belediye otobüslerine binmek zorunda kalan meslektaşlarımızın kartları okutulurken “Basın kartı” diye yüksek sesli anons yapılıyor.

Meslektaşlarımızı utandıran, gazeteciler için adeta beleşçi izlenimi yaratan bu sesin de kısılması isteniyor…

Gazeteci arkadaşımız Mehmet Çetingüleç bu konuda da mücadelesini veriyor…

Çünkü insanlar hem 65 yaş üzerini, hem de basın kartı sahibi gazetecileri bu anonslar nedeniyle “beleşçi” gibi görüyor.

Sevgili okurlarım, bizim meslek gerçekten ilginçtir…

Her kesimden insanlarla muhatap olmak zorundayız. İş arayanlar, kafası bozulanlar, haksızlığa uğrayanlar hep bize gelir ve soruna çözüm bulmamızı ister!

Telefonlar gelir, mektuplar ve e-posta mesajları gelir.

Oysa pek çok konuda bizim de yapacağımız bir şey ne yazık ki yoktur.

Çaresiz kalırız, sıkılırız.

★★★

Dün hayatımın en ilginç e-posta mesajlarından birini aldım.

Aynen şöyle:

“Efendim ben Ö.K. Çok önemli yardımınıza ihtiyacım var.

44 yaşındayım ve geçen hafta cuma gününden itibaren diyaliz hastası oldum. Evliyim ve bir çocuğum var.

Kısaca anlatmam gerekirse böbrek nakli yapılması için 72 yaşındaki babamın bana böbreğini vermesi gerekiyor.

Babam sizi çok seviyor. Daha önce sizden randevu alıp yüz yüze görüşmüş.

Doktorumuz özellikle babadan alınan böbreğin büyük oranda uyum sağladığını söylüyor. Ancak babam bu söylemi kabul etmiyor. Yani böbreğini bana vermek istemiyor.

Biz Ankara'da yaşıyoruz.

Sizden tek isteğimiz babamla bir görüşmeniz. Babam V.K.'nın telefon numarası…

Yüz yüze görüşüp yanınıza çağırdığınız takdirde onu ikna edeceğinizi düşünüyoruz. Sizin sözünüzden kesinlikle çıkmaz.

Lütfen yardım edin.

Faydanız olursa size ömür boyu minnettar kalırım. Saygılarımla.”

★★★

Bu duygusal mektubu okuyunca çok düşündüm, okurumun ismini saklı tutmaya karar verdim…

Ama kafama bazı sorular ve kuşkular takıldı.

-Bu mektup ciddi mi?

-Okurumun babasını çağırıp ikna etmeye kalkışsam sonuç ne olur?

-Demek ki baba ikna olmuyor. Bu durumda elimden ne gelir?

-Sen benim işime karışma, kendi işine bak derse ne yaparım?

Bu durumda ne okurumu aradım, ne de babasını.

Doğru mu yaptım yanlış mı? Acaba bir böbrek hastasının sağlığı ile mi oynadım?

Ama aile içi bir soruna karışma yetkisine sahip olmadığımı düşündüm.

Yanlış yaptıysam özür diliyorum.