Sözcü’de 12 yıl

Sevgili okurlarım insanların yaşamında bazı önemli günler, yıl dönümleri vardır. Onları bazen unutursunuz ama bazılarını hiç unutmazsınız.

Örneğin kendi doğum gününüzü unutma olasılığı zayıftır ama unutsanız da sakıncası yoktur!

Ama eğer erkekseniz ve evlilik yıl dönümünü, ya da eşinizin doğum gününü unutursanız iş kötüdür! Bu durumda kendisinden mutlaka ciddi bir uyarı alır, hatta sorumsuz olduğunuz gerekçesiyle fena halde fırça yersiniz!

Evlilik yıl dönümünü, ya da onun doğum gününü unutan herhangi bir erkeğe karısının “Canın sağ olsun, hepimiz bazı şeyleri unutuyoruz. Hiç üzülme” dediğini şimdiye kadar kimseden duymadım!

Bir de bazı yıl dönümleri vardır, işiniz veya sağlığınızla ilgilidir. Falanca tarihte işe başlamış, filanca tarihte ameliyat olmuş veya bir yakınınızı o gün yitirmişsinizdir.

Bunlar da önemli günlerdir ve unutulması pek mümkün değildir.

★★★

Benim hiç unutmadığım tarihlerden biri de, Sözcü'de ilk yazımın çıktığı gündür.

13 Ekim 2009…Tam 12 yıl öncesi. 

Sözcü ile ilişkimiz, daha doğrusu gönül bağımız daha önce kurulmuştu. Ağustos 2007'de Hürriyet'ten kovulduktan sonra gidecek yerim yoktu. Bilgi Yayınevi'nde oturup kitaplar yazmaya başlamıştım. Tam o günlerde Sözcü'den bir telefon geldi. Önceden hiç tanımadığım, sadece ismini bildiğim Mehmet Şehirli arıyordu:

“Abi biz senin Hürriyet'teki eski yazılarını her gün Sözcü'de yayımlamak istiyoruz. Kabul eder misin?”

★★★

Yayın hayatına yeni başlayan çiçeği burnunda Sözcü o sırada yaklaşık 100 bin satan bir gazete idi ve çalışanların bazıları da zaten Hürriyet'ten daha önce kovulan arkadaşlardı.

Bilmeyenler için kısaca anlatayım. Nisan 2007'ye kadar Sözcü diye bir gazete yoktu. Doğan Grubu bünyesinde medya patronu Aydın Doğan'a ait Gözcü gazetesi vardı. Grup içerisinde AKP'ye muhalefet yapabilen tek gazete idi ve başında Rahmi Turan abimiz vardı

İktidar baskısı altında ezilip kişiliğini yitiren Aydın Doğan sonunda pes etti ve çareyi Gözcü'yü kapatmakta buldu!

★★★

İşten kovulan Gözcü ekibi yeni arayışlara girdi ve hemen ardından Sözcü gazetesini çıkardı. Gazetenin sahibi genç bir iş adamı, o zaman 36 yaşında olan Burak Akbay'dı.

Mehmet Şehirli'ye olumlu yanıt verdim… Eski yazılarım artık her gün Sözcü'de yayımlanıyordu.

Böyle bir olay Türkiye'de ve dünya basınında daha önce hiç görülmemişti, bir ilkti.

Ben de bir yanda Bilgi Yayınevi'nde Hürriyet'ten kovuluş öykümün kitaplarını yazıyor, ama her sabah onların seçmiş olduğu eski bir yazımı Sözcü'de sanki bir gün önce yazmışım gibi okuyordum!

★★★

Gün geldi, üçüncü kitabı da bitirdim. Şimdi sırada bir gazetede yazmak vardı ve bana yer verecek tek gazete Sözcü idi.

Artık önümde yeni bir süreç başlıyordu. İki yıldan fazla bir süre gazetede taze yazı yazmamıştım. Acaba yazı yazmayı unutmuş olabilir miydim, gazeteye katkım olur muydu!..

Ya da Sözcü'de neler yaşayacaktım!..

Çünkü Hürriyet'teki baskı ortamı beni yıldırmıştı.

“Onu yazma, bunu yazma… Hükümeti eleştirme… Maliye ile işimiz var, o konuya girme… Çok sert yazmışsın, bu yazıyı değiştir… Sayın Başbakan Tayyip Bey sana çok kızıyor. Başımıza dert açıyorsun, haberin olsun haa!”

Acaba aynı olaylar Sözcü'de de olur muydu! Burak Akbay ve genel yayın yönetmenimiz Metin Yılmaz güvence verdiler:

“Bizde öyle şey olmaz.”

Ve 13 Ekim 2009 günü ilk yazım çıktı.

★★★

Belki aklınızda yine de sorular oluşur:

“Sözcü'deki yazıların konusunda bugüne kadar gazete yönetiminden hiç uyarı aldın mı? Sansür yaşadın mı?.. Herhangi bir talimat veya baskı geldi mi?..”

İnanın, bu konularda en ufak bir ima bile olmadı.

Ne yazdıysam gazeteye aynen girdi. Bir gün olsun genel yayın yönetmenimiz Metin Yılmaz'dan, ya da patronumuz Burak Akbay'dan herhangi bir rica, istek, uyarı, talimat vesaire gelmedi.

“Aman bu yazı çok sert olmuş, iktidarı kızdırmayalım” gibi korku dolu onursuz davranışlar benim için çok gerilerde, Hürriyet döneminde kaldı.

Her gün huzurla, istediğim gibi yazdım ve yazıyorum.

Bir köşe yazarı için en önemli şey, yazılarını herhangi bir müdahale ve baskı olmadan, ya da olmayacağını bilerek özgürce yazabilmesidir.

Bir medya kuruluşu eğer iktidar baskısına açıksa, bilin ki patronu ya çıkar karşılığı satın alınmıştır, ya da devletle, hükümetle işleri ve beklentileri vardır.

Burak Akbay sadece gazeteci. Sadece gazetecilik yapıyor. Devletle ve hükümetle hiçbir işi yok.

Bizler o nedenle özgürce yazabiliyoruz.

★★★

2009 yılında Sözcü'ye başladığım zaman gazetemiz 100 bin dolaylarında satıyordu.

Satışta 12. sırada idik. Adım adım yükseldik.

Övünmek gibi olmasın ama yükseliş yolunu ilk açanlardan biri ben olmuştum gibime geliyor.

Gazeteye benden sonra Necati Doğru gelince ne kadar sevinmiştim.

Sonra Saygı Öztürk, Uğur Dündar, Ege Cansen, Bekir Coşkun, Soner Yalçın, Çiğdem Toker, Yılmaz Özdil, Deniz Zeyrek ve öteki arkadaşlar geldi ve Türkiye'nin en güçlü yazar kadrosu böyle oluştu.

Gazetemiz, sizlerin de desteği ile işte bu aşamalara ulaştı.

★★★

Ancak bu yükseliş kolay olmadı. Karşımıza bu kez yasal engeller çıkarmaya başladılar.

Örneğin dünya liderimiz Recep Bey, hakkımda 20'ye yakın cumhurbaşkanına hakaret davası açtı. Sonra günün birinde, benimkiler dahil, açmış olduğu bütün davalardan vazgeçtiğini duyurdu.

Burak Akbay'la birlikte hakkımızda “FETÖ'cülük” davası açıldı!

Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandık.

Metin Yılmaz, Necati Doğru ve bana diğer bazı arkadaşlarımızla birlikte bazıları üç yılı aşkın çeşitli hapis cezaları verildi.

Benim payıma 3 yıl 6 ay 15 gün hapis düştü.

Dosyamız şimdi Yargıtay'da temyiz sürecinde.

Bizler ve FETÖ'cülük!

★★★

Ülkemizin kanını sülük gibi emenlerle, Türkiye Cumhuriyeti'ni bölme veya din devleti yapma hevesi taşıyanlarla, yolsuzluk yapıp milletin paralarını söğüşleyenlerle mücadelemizi ilkelerimizden ödün vermeden aslanlar gibi sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz.

Mustafa Kemal Atatürk'ün aydın izinden yürüyoruz ve yürüyeceğiz… Çünkü biz Atatürk'ün evlatlarıyız.

Bizim kitabımızda dincilik, bölücülük, Kürtçülük, iktidar yalakalığı gibi safsatalara yer yok.

Sizlerden bu ilkeler doğrultusunda aldığımız güç ve destekle bu gazete nerelerden nerelere geldi…

★★★

Sevgili okurlarım, 12 yıl boyunca gazetede herhangi bir arkadaşımla bir gün olsun tartışmadım, gereksiz polemiklere girmedim, yönetimden “Yarın çıkacak yazım çok önemlidir, bunu manşetten verin” gibi uçuk isteklerde bulunmadım!

Dedikodu, kulis, ekipçilik ve hizipçilik yapmadım.

Birbirimize karşı her zaman saygı ve sevgiyle davrandık.

Burada bir gün olsun yalan yazmadım, sizleri kandırmaya yeltenmedim.

Bazı eksiklerim mutlaka olmuştur. Örneğin sizlerden gelen mektupların tamamını dikkatle okuyorum ama yanıt veremiyorum… Ve bunun için özür diliyorum. En büyük eksiğim bence budur.

★★★

İşte böyle!..

Benim açımdan koskoca 12 yıl ne de çabuk, göz açıp kapayana kadar geçmiş.

Bundan sonra ikinci bir 12 yıl olmayacağı kesin de, bakalım defter ne zaman ve nasıl kapanacak!