Erdoğan Aktaş
Erdoğan Aktaş

Barıştan neden korkuyoruz?

Ülkenin en önemli sorunu için CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP'yi meşru organ olarak görebiliriz” dedi. Yani Cumhuriyet tarihinin belki de en büyük, en önemli sorunu için Meclis'i adres gösterdi.

Kıyamet de koptu.

Bu açıklama, sadece HDP'li Sezai Temelli'nin sözleriyle değerlendirilemez.

Bu sorun sadece, “Vay PKK, vay terör, şu bu” kolaycılığı ve hamasetle tartışılamaz.

Zamanında AKP sorunun çözümü için başta Abdullah Öcalan ve PKK olmak üzere herkesi muhatap almadı mı?

Üstelik Abdullah Öcalan bile izlenen yolun, yürütülen çizginin yasalara aykırı olduğunu söylemişti. Bakınız İmralı tutanakları.

O dönem terör örgütü muhatap alınmış, meydan konuşmaları yapılmış, memleketin dört bir yanında ikna turları düzenlenmiş bir tek Meclis muhatap alınmamıştı.

Şimdi ise sorunun çözümü için Meclis işaret ediliyor. Yani bütünüyle meşru zemin.

Şu ana kadar kimse Kılıçdaroğlu'na, “Tamam bu sorunun çözümü için Meclis'i işaret ediyorsunuz. Peki ama diğer adımlar ne olacak? Bu konuyla ilgili kapsamlı bir çalışmanız, öneriniz var mı?” diye sormadı bile.

Herkes konuşmaktan, tartışmaktan kaçıyor. Konuyu enine boyuna konuşması gerekenler, birbirlerini terör iş birlikçisi olmakla suçluyor.

Üstelik Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına, Meclis'in kilit partisi ve milliyetçi tabanın oy oranı itibarıyla en büyük partisi olan İYİ Parti son derece makul yaklaşıyor.

Ortada dağ gibi bir sorun varken, birçok kişi bunu konuşmaktan bile korkuyor.

Oysa bu sorun salt oy kaygısıyla düşünülemez. “Bu ülkeye barışı dostlarımızla getireceğiz” diyerek açıklamalarının arkasında duran Kemal Kılıçdaroğlu'nu tebrik etmek gerekir.

Herkes savaştan korkar, biz ülke olarak barıştan korkuyoruz. Bu konunun en meşru zemin olan TBMM'de konuşulup tartışılmasından daha doğal ne olabilir?

Kemal Kılıçdaroğlu

Sen misin öğrencilere yurt açan!

Öğrencilerin barınma sorunu çok büyük. Her ne kadar siyasi irade kabul etmese de hem öğrenci yurt kapasitesi yetersiz hem de yurtlarda çok büyük sorun var.

Bu sorun eskiden de vardı. 2010 yılında dönemin Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk üniversiteli gençlere yardımcı olmak için 320 kapasiteli kız öğrenci yurdunu hizmete sokmuştu. Belediyeye ait bina yurt olarak düzenlenmiş, hayırseverlerin de yardımlarıyla üniversiteli gençlerin hizmetine sunulmuştu. Bunun yanı sıra iki bina daha kiralanarak erkek öğrenci yurdu yapılması planlanmıştı.

Sen misin öğrencilere için yurt açan! Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün başına gelmedik kalmamıştı.

Sayıştay raportörü devreye girmiş, “Belediye olarak bu hizmeti sunamazsın, Belediyeyi zarara uğrattın. Harcanan parayı senden tahsil edeceğiz” diyerek Başkan Selami Öztürk'e milyonlarca liralık ‘zimmet' çıkarılmıştı.

Raportörün hazırladığı dosya, Sayıştay tarafından da onanınca hem öğrenciler hem de Başkan Öztürk şoke olmuştu. Ancak mücadeleden de geri durmadı. Dosya, Sayıştay Daireler Kurulu'na sevk edildi.

Başkan, “Belediyeler kadın sığınma evi yapabiliyor, hayvan barınağı yapabiliyor. Hatta gazino, hamam, otel bile yapabiliyor. Ancak öğrencilerin barınma sorununa yardımcı olamıyor mu? Biz bu durumu gençlere nasıl anlatırız?” şeklinde savunma yapınca oy çokluğuyla davayı kazandı. Bu kararla çok ağır bir cezadan da kurtulmuştu.

Fıkra gibi ama olay kelimesi kelimesine işte böyle yaşandı.

Halen 320 kapasiteli kız öğrenci yurdu Kadıköy'de hizmete devam ediyor. Fakat bu süreçte maalesef erkek öğrenci yurtları açılamadı.

Marmara son nefesini vermek üzere

Çoğu zaman basit konuları tartışarak birbirimizi yerken esas konuşmamız gereken sorunları gündeme getirmek çözüm üretmek aklımıza bile gelmiyor.

Herhalde az gelişmişliğin ya da geri kalmışlığın en önemli göstergesi bu olsa gerek.

Çünkü biz zamanımızı kısırdöngü halinde harcarken, ne kadar hayati kayıplar verdiğimizin farkında bile olmuyoruz çoğu zaman. Basit tartışmalar gündemde yerini korurken, ODTÜ araştırmacılarının Marmara Denizi hakkındaki raporu yeteri kadar haber bile olamıyor.

ODTÜ araştırmacıları, Marmara Denizi'nde canlılar için oksijen kalmadığı uyarısını yaptılar. Dikkatinizi çekerim, dünyada eşi benzeri olmayan bir coğrafyada yaşıyoruz, denizlerimizdeki balıklar oksijensizlikten yok olma tehlikesi altında ama maalesef biz sadece günü kurtarma derdindeyiz.

Eskiden koli basili incelemelerinin yapıldığı Marmara'da, bırakın yüzebilmeyi, hayat bile bitiyor. Oksijen azlığı bütün Marmara için büyük tehlike, Gemlik ve İzmit körfezlerinde ise bu sorun en son aşamada.

Düşünsenize, balıkları bile kurtaramıyorsak, onlar için bile bir şey yapamıyorsak, geriye kalan tüm konuların ne anlamı var?

Cübbeli'nin imam hatip çıkışı

Bu satırları kaleme alırken, bir yandan da Ahmet Hakan'ın programına katılan “Cübbeli Ahmet Hoca” lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü'yü dinliyordum. Lafı hiç dolandırmadan “Çocuklarınızı imam hatip ve ilahiyata göndereceğinize düz ortaokul ve liselere gönderin, daha az hasar alırlar” dedi.

Bu sert çıkışa şaşkınlığım sürerken O devam etti: “Müfredat işlemiyor. Müfredata yorum katıyorlar. Hangi cemaate bağlıysa, mezhepsizlik akımı, mealcilik akımı… Neyse orayı empoze etmeye çalışıyorlar” dedi. Ahmet Mahmut Ünlü öğrencilerin neden hasar aldığı konusunu da böyle açıkladı.

Yani Cübbeli Hoca'ya göre, hangi imam hatipte ya da ilahiyat fakültesinde hangi tarikat etkinse, o anlayış dayatılıyor.

Nereden baksanız bir tuhaflık var. Tartışılacak da çok şey var ama esas mesele şu:

Ola ki başka biri… Mesela bir eğitimci… Ya da bir bilim insanı… İmam hatip liseleri hakkında böyle konuşsa… Hatta çok basit bir eleştiri yapsa… Başına neler gelirdi acaba?

Bakalım Cübbeli Ahmet Hoca'ya bir eleştiri gelecek mi? Ya da protesto edilecek mi? Veya yurt çapında hakkında savcılığa başvuru yapanlar olacak mı? Sosyal lince maruz kalacak mı?

Yol ortasında namaz

Özellikle sosyal medyada yayınlanan görüntüler şaşkınlık vericiydi. Bazıları, nedendir bilinmez, caddenin ortasında, trafiğin içinde namaz kılmaya başlamış.

Muhafazakar kesimden de çok ciddi tepkiler aldı bu görüntüler. Herkes ayıpladı.

Hala şüpheyle bakıyorum ve bu işin altından bir bit yeniği olduğunu düşünüyorum. Öyle ya bu kadar saçma bir şey niye yapılır? Bunu yapanın aklından zoru olması gerekir diye düşünüyorum…
Ya da… Bu insanların başka bir amacı var? Çünkü onca cami-mescit varken yol ortasını tercih ediyorlar. Namaz kılarken; laf atanlara yanıt veriyorlar.

Hiç kimse bunun masum bir davranış olduğunu düşünmüyor. Keşke yetki makamlar bu eylemi gerçekleştirenleri araştırsa. Ne yani; sadece ben mi şüphe duyuyorum?