Sözcü Plus Giriş
SAYGI ÖZTÜRK

Valizleri hazır, cezaevine götürülmeyi bekliyorlar

16 Temmuz 2021 Yazarlar

28 Şubat soruşturması kapsamında ilk gözaltılar 12 Nisan 2012'de aralarında eski Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in de bulunduğu 31 askerle başladı. 6 Mart 2013'e kadar 12 dalga halinde devam etti. Gözaltına alınanlar 14 orgeneral/ oramiral, 17 korgeneral/ koramiral, 15 tümgeneral/ tümamiral, 15 tuğgeneral/ tuğamiral, 37 albay, 1 binbaşı, 3 astsubay ve YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz'dü. Bunlardan 76'sı tutuklandı. Dava, Eylül 2013'de başladı.

30 Haziran 2021'de Yargıtay, kararını açıkladı. Sanıklardan emekli orgeneraller Çevik Bir, Çetin Doğan, Ahmet Çörekçi, Fevzi Türkeri, İlhan Kılıç, emekli Koramiral Aydan Erol, emekli korgeneraller Yıldırım Türker, Hakkı Kılınç, Çetin Saner, Vural Avar, emekli tümgeneraller Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Kenan Deniz ve emekli Tuğgeneral İdris Koralp'e verilen müebbet hapis cezası onandı. Yaşları 72 ile 88 arasında değişen komutanlar şimdi cezaevine girecekleri günü bekliyor.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Genelkurmay eski Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak, kararla ilgili olarak SÖZCÜ'nün sorularını cevaplandırırken, ilk sözleri “Sözün bittiği yerdeyiz” oldu. Kendisine, “Bu cezaya çarptırılacak ne gibi yanlışlar, hatalar yaptınız?” diye sorduğumda şunları anlattı:

“Bizim hiçbir yanlışımız, hatamız yok. Genelkurmay olarak, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kararları çerçevesinde irtica ile mücadele ettik. MGK'nın kararları doğrultusunda bütün Silahlı Kuvvetler, sivil kuruluşlar da görevini yaptı. İçişleri ve adalet bakanı irticaya karşı genelgeler yayımladılar. Hem de MGK'da alınan kararlarda yazılmayan ağırlıkta sert genelgeler.

Darbe ile düşürülen hükümet, ‘Beni devirdiniz' der ve çeker gider. Oysa hükümet aylarca görevine devam etti. İstifa ettikleri dilekçeyi verdikleri gün, sadece başbakan değişikliğiyle iktidara tekrar talip oluyorlar. Yani zorla görevden alınan ya da görevden ayrılması için zorlanan bir hükümet yeniden hükümete talip olur mu?

TAYLAND BAŞBAKANI NE DEDİ?

Başbakan Erbakan gerek o dönemde, gerek görevden ayrıldıktan sonra hiçbir demecinde ‘Ben 28 Şubat'ta askerlerin zoruyla, baskısıyla görevi bıraktım' demedi. 2013'te Tayland başbakanı, ‘İstifa etmek zorundayım. Askerler bana baskı yapıyor' diyor. Hiç kimse Erbakan'ın ağzından böyle bir şey duymadı. Kimse, Erbakan'ın, Tayland başbakanı kadar cesaretinin olmadığını söyleyemez.”

İTİRAZ BAŞVURUSU YAPTILAR

Yargıtay'ın kararı Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geldiğinde, Ankara Cumhuriyet Savcılığı infaz bölümü, ‘Buyurun' diyecek. Erol Özkasnak, “Valizimiz hazır, bekliyoruz. Bu arada, avukatlarımız Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na, ‘eksik soruşturma' gerekçesiyle itiraz etti ve daire kararının kaldırılmasını istedi” diyor.

Yerel mahkeme kararı üzerine Yargıtay'a yaptıkları 1700 sayfalık itirazın okunmadığını düşündüklerini belirten Özkasnak, “Kozmik Oda'ya girmek isteyen ve halen FETÖ'den hükümlü olarak cezaevinde olan eski savcı Mustafa Bilgili'nin yazdığı iddianamedeki cümlelerin aynen kullanıldığını, hakimlerin de çoğunun FETÖ'den tutuklandığını, ihraç edildiğini” öne sürüyor.

İRTİCANIN GALİBİYETİ

Kanunda, cezaevine girmemek için yaş sınırı yok. Müebbet hapis cezasına çarptırılan komutanlardan Ahmet Çörekçi 88, Çevik Bir ile Vural Avar 83, Çetin Doğan 81 yaşında. En gençleri 72 yaşında. Komutanlar, verilen ceza için kimseye boyun bükmüyor, minnet etmiyor. Bu durumu Erol Özkasnak şöyle açıklıyor:

“Biz yaşa başa bakmıyoruz, ‘Biz yaşlıyız, bize ceza vermeyin' falan, asla böyle bir şeyimiz yok. Kimseden bir minnet beklemiyoruz. Olmayan bir suçun, yaratılmış bir darbenin haksızlığı, irticanın, laik cumhuriyete galibiyetinin sondan bir önceki şeyidir. İrticai düşüncenin, şeriatın, laik düşünceye galibiyetinin zaferinin sondan ikinci örneğidir.”

DAVADAN KAÇIRDILAR

Erol Özkasnak, “Laik cumhuriyetin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB), irticaya karşı mücadelede Genelkurmay Başkanlığı'na verilen yetki ve sorumluluklar belirtilmiştir. Aslında mahkemede bu esas delildir. MGSB'yi dava dosyasından kaçırdılar. Israrlı taleplerimize rağmen, işlerine gelmeyen belgeleri getirtmediler. Bunları başbakan imzalamış. Tansu Çiller döneminde o belge güncellenmişti. Onun içinde yer alan iç tehditte irticai faaliyetler, tarikatlar yazılmış” diyor. Özkasnak, açıklamasını şöyle sürdürüyor.

“TSK, bu MGSB'nin kendisine verdiği yetki ve sorumlulukları kendi bünyesi içinde uyguladı. Dışarıdaki sivil şeylere biz karışmadık. İçişleri bakanı, adalet bakanının kendi ünitelerine yazdığı genelgelerde, türban mürban meselesinin de TSK ile alakası yok. Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararlar doğrultusunda YÖK, diğer müesseseler, okullar, Milli Eğitim Müdürleri uygulamışlar, TSK da kendi içinde uyguladı. Bunlar kafadan, keyfi şeyler değil, hepsi yazılı dokümanda var.”

HÜKÜMETE DEĞİL, İRTİCAYA KARŞI

Özkasnak, “Sivil toplum kuruluşları, sendikalar, üniversiteler, yargı… Bunların hepsi laik cumhuriyete karşı o dönemde yapılan taarruzları, hücumu önlemek, laik cumhuriyeti korumak için kendi bünyelerinde, basın vs. yapılması gerekenleri yaptılar. 14 kişi mi yapmış bu kadar şeyi? Böyle bir şey olur mu? Bu tamamen hayali bir şeydir” diyor ve açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Laik kesim sadece TSK'dan ibaret değil ki. Ülkenin büyük çoğunluğu o dönem laikti. Üniversiteler, sendikalar, basın, sivil toplum kuruluşlarının bir kısmı vardı. Büyük çoğunlukla o dönemde yapılan irticai faaliyetlere karşı vatansever olarak yapılması gerekenleri yaptılar. 28 Şubat hükümete karşı yapılan bir mücadele değildi. İrticaya karşı yapılan bir mücadeleydi.  O da sadece TSK tarafından değil, bakanlıklar, valilikler, kaymakamlıklar, üniversiteler tarafından yapılan bir mücadeledir.

Rahmetli Erbakan eğer hükümete baskı ile zorla istifa ettirilmiş olsa en büyük zararı kendisi görürdü. Bir kere olsun ağızından ‘Ben 28 Şubat'ta yapılan baskılar yüzünden veya ortağıma yapılan baskılar yüzünden hükümeti idare edemez hale geldim' demedi ki. Tamamen aksini söyledi. Ölmesini bekledirler. Ölür ölmez yani 28 Şubat 1997'den 16 sene sonra dava açtılar. Başbakan Erbakan yaşasaydı böyle bir dava açamayacaklardı.”

ÇİLLER'E VERİLSEYDİ

Erol Özkasnak, “Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Erbakan ve Tansu Çiller'in verdiği dilekçeler doğrultusunda hükümeti kurmayı Tansu Çiller'e verseydi böyle bir darbe davası olacak mıydı? Olmayacaktı” görüşünü savunuyor ve şöyle devam ediyor:“Başbakanlığın Çiller'e verilmesini TSK mı engelledi? Vermeyen Cumhurbaşkanıdır. Bu konuda demeçleri var.”

“KATİLLER, HAİNLER”

O dönemde 11-14 yaşında olanların da bulunduğu 1148 müşteki bulunduğunu hatırlatan Özkasnak, “Dilekçilerin tek elden çıkan şablon dilekçe” olduğunu öne sürdü. Özkasnak şunları söyledi:

“Bunlar yıllarca mahkeme salonda ‘Katiller, hainler' diye bağırıp algı yarattılar. Mahkeme adeta panayıra çevrildi. Mahkeme başkanları siyasi otoriteden çekindikleri için birkaçı hariç bunları dışarıya çıkaramadı.

Ceza verildi ama vallahi hiç umurumda da değil Saygı Bey. Bizim başımıza gelenler en fazla beni ilgilendirir ama ülkenin başına gelenler, bütün ülkeyi, herkesi ilgilendirir. Tarihimizde böyle şeylerin örnekleri çok. Onun için en ufak bir sıkıntı içinde değilim.

İLELEBET YAŞAMALI

Çocuklarım geldi, valizimi hazırladım.  Gelip almalarını bekliyorum. Ne yapacaklar yani, zaten 75 yaşındayım. Bundan sonra en fazla 5 sene daha yaşarım. Ama bu ülke, laik, çağdaş bir şekilde ilelebet yaşamalı. Bizler faniyiz, gelir geçeriz. Böyle bir duruşma, böyle siyasi şey dünyanın hiçbir yerinde olamaz.”

28 Şubat 1997 döneminin en önemli isimlerinden Çevik Bir'le de başka bir gün konuşacağız.

Livaneli'yi üzen fotoğrafların hikayesi

Ünlü sanatçı, yazar, düşünür, siyasetçi Zülfü Livaneli'nin, CHP'nin önceki Genel Başkanı Deniz Baykal'la ilgili iddiaları tartışılırken, Livaneli'nin İsveç polisi tarafından çekilen, 1994'de belediye seçimlerine 4 gün kala ortaya çıkan fotoğrafları da gündeme geliyor. Livaneli'nin belediye başkan adaylığı döneminde SABAH gazetesi, kendi yazarlarından Zülfü Livaneli'ye alabildiğine destek veriyor, HÜRRİYET ise başka adayı destekliyordu.

Türkiye'deki baskılara dayanamayıp yurt dışına çıkmayı başaran Zülfü Livaneli'nin, ülkemiz aleyhine yapılan gösteride bayrağımızı yaktığı konuşuluyor, yazılıyordu. Buna ilişkin fotoğraflar olduğu söyleniyordu.

BÜYÜK YARIŞ

Rahmetli gazeteci ağabeyimiz Muammer Yaşar Bostancı adına SABAH gazetesi tarafından verilen haber ödülünü ben kazanmıştım. 22 Mart 1994 akşamı gazetede düzenlenecek törenle ödülümü alacaktım. Sabah İstanbul'a gideceğim için haberimi akşamdan yazıp bıraktım.

O dönem gazeteler arasında müthiş bir haber yarışı vardı. Muhabirler Emniyet'te karşılaşır “Acaba atladığımız bir haber var mı?” diye birbirimizden şüphelenir, bazen de “Yarın bombayı patlatıyorum” denilince sabahı zor ederdik. Adnan Gerger, Soner Gürel, Kadir Ercan, Tolga Şardan, Kamil Elibol, Göksel Polat, Nurettin Şimşek, Soner Arıkanoğlu hemen her gün Emniyet'te olur, habercilik yarışı sabah mesaisi ile başlar, mesai bitimine kadar devam ederdi. Basın Müşaviri Şerafettin müdür, Mevlüt müdür kahrımızı az çekmedi…

İŞTE BÖYLE BİR GÜN

Mesai bitmek üzereydi. O saatlerde ziyaretçi gelmediği için bilgi alabilmenin en uygun saatiydi. Emniyet'te bir daire başkanının yanına gittim. “Zülfü Livaneli'nin bayrağımızı yaktığı doğru mu? Acaba siz de böyle bir bilgi, fotoğraf var mı?” diye sordum. Hatırlamadığını söyledi. Ben, “Var da belki başkan bilmiyor ya da vermek istemiyor” diye düşündüm. “Dosyasına bir baksanız” dediğimde, “Valla ben de merak ettim” dedi. Zile bastı. Özel kalem görevlisine, “Zülfü Livaneli'nin dosyasını getirin” dedi.

Aradan neredeyse yarım saat geçti. Görevli bir klasörü başkanın masasına bıraktı. Müdür, klasörün kapağını kaldırdığında en üstte Livaneli'nin İsveç polisi tarafından çekilen gözaltı fotoğraflarını gördü. Fotoğrafı ve içinde yer alan Livaneli'nin iltica başvurusu dilekçesini özellikle istedim. Belgelerin fotoğrafı alınabilirdi ama bugünkü gibi teknoloji olmadığı için o fotoğrafları gazeteye götürüp telefoto cihazıyla geçmemiz ya da üzerinden fotoğraf çekmemiz gerekiyordu. Gazetede fotoğraflar İstanbul merkeze ulaştırıldı. Haberi de sabah geçilecekti.

AĞAR TALİMAT VERDİ Mİ?

Sabah, havaalanında HÜRRİYET'i aldığımda, benim getirdiğim fotoğraflar, yazdığım haber manşete taşınmıştı. Gazetenin yazı işleri, haberi kaynak olarak DYP'nin hazırladığı dosya biçiminde manşete taşımıştı. Hemen belirteyim ki, o fotoğrafların elde edilişi tıpkı anlattığım gibi. Livaneli, bu fotoğrafların dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın talimatıyla verildiğini belirtse de, işin doğrusu Ağar'ın ya da başka birisinin hiç ilgisinin olmadığıdır. Haberin spotuna gelirsek, o yazı işlerinin tamamen kaynak gizlemeye dönüktü.

Haberin yayımlandığı gün SABAH gazetesinde ki törene gittiğimde buz gibi bir hava esiyordu. Ben, muhabir olarak iyi bir haber yakalamanın, üstelik o gün rakip gazetenin ödülünü almanın mutluluğu içindeydim.

Livaneli'nin tartışma yaratan sözleri

Zülfü Livaneli'nin “CHP'nin Baykal gerçeğiyle hesaplaşması şart” başlıklı yazısı ve sözleri de CHP içinde tartışılıyor. Tekirdağ eski Milletvekili Enis Tütüncü, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılmasının altında yatan asıl gerçeği şöyle açıklıyor:

“2002 seçimlerinde AKP yüzde 34,7 oy almış ve 364 milletvekili çıkarmıştı. Yani Anayasa değişikliği için 4 sandalyeye ihtiyacı vardı. Meclis'te 9 bağımsız milletvekili vardı. Bunların transfer girişiminin de canlı tanığıyım.

ES GEÇMİŞLER

Yapılacak Anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer veto etse bile TBMM'ye gönderecek, AKP bunu aynen kabul edecekti. Bu durumda Anayasa değişikliği doğrudan halk oylamasına sunulacaktı. Anayasa değişikliği halk oylamasına (referanduma) sunulduğunda bir yandan CIA + FETO kaynaklı büyük dış destek, diğer yandan mağduriyet soslu yurt içi desteği, bir arada sonucunda AKP'nin referandumda  yüzde 50'nin üstünde bir oy sağlaması işten bile değildi.

Böylece CHP, AKP'ye daha henüz iktidarının başlangıcında yüzde 50'nin üstünde bir oy oranına sahip olma yolunu açmış olacaktı. İşin acı yönü, bu gerçeği CHP'de o tarihte yönetici  ve milletvekili olan arkadaşlarımızdan bir kısmı da es geçmişler ve hâlâ geçmektedirler.”

CHP'nin yükselişe geçtiği dönemde iç hesaplaşmalar başlıyor. Kılıçdaroğlu'nun yükselttiği çıta, iç hesaplaşmalar sonucu iniyor ve bu durum AKP'nin işine yarıyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI