-Ölçü bir sınır, bir anlam, bir ağırlıktır.-
Toplumsal yaşamımızda gün geçmiyor ki insanı üzen, çekindiren, hatta korkutan olaylar duyulmasın, görülmesin. Kişisel taşkınlık ve çirkinlikler bir yana kalabalıkların şımarıklık ve çılgınlıkları iç karartıyor. Özelikle siyasal gösteriler biçimindeki ölçüsüz ve sınırsız olanları ayrıca sarsıyor ve düşündürüyor. Yaşamın aydınlığını gölgelemekten öte sis altında bırakan çıkışlar, çelişkiler, tutarsızlıklar umut kırıcı ağırlıklarıyla korkutuyor. Birbirlerine karşı davranış özenini yitiren bireyler erdem yoksunluğunu yansıtan tutum ve davranışlarıyla kötü örnek sergiliyorlar. İyi duygular, iyi düşüncelerle anlaşıp kaynaşmak, mutluluk ve güven içinde zamanı değerlendirmek varken değişik olumsuzluklarla karanlığa gömülmek ve yıkıma sürüklenmek ahlâk ve anlayış bozukluğunun belirtileri olarak birbirine ekleniyor.
Eğitimdeki yeteneksizlik ve bozukluk, inanç bağlamındaki bağnazlık ve tutuculuk günümüz koşulların gerektirdiği yakınlık ve ilgileri engelliyor. Siyasal yakınlıklar, bağlantılar ve karşıtlıklar toplumsal ilişkileri bozduğu kadar kişisel tutum ve davranışları da etkiliyor. Olumsuzlukların birbirine bağlanması istenmeyen ve beklenmeyen sonuçlara varıyor. Yaşam tadından giderek uzaklaşan günler, haftalar, aylar insan yapısını, düşünce dünyasını gölgeliyor.
Gün geçmiyor ki yürek yaralayan, düşünce ağırlığıyla üzüntü veren bir durum yaşanmasın. Özellikle yönetimden ve siyasal yapılardan yansıyan olumsuzluklar, karşıtlık, çirkinlik ve yetersizlik belirtileri ruhsal ve düşünsel kaygılara neden oluyor. Geçenlerde İstanbul’da eski bir imamın Atatürk’ e karşı çirkin sözlerinin yöneticiler tarafından katılma görüntüsü veren sessizlikle karşılanması üzüntüleri daha da artırmıştır. Anlayış, terbiye, değerbilirlik yoksunu kimilerinin kınanacak sözleri ve tutumları karşısında sessiz kalmak bir anlamda onlara katılmak, onları uygun bulmak, desteklemek, onamak sayılır. Sapkınlıklar karşısında susmak, katılmak demektir. Halk dilinde “Patavatsız” denilen kusurlular yetkili ve görevlilerin hoşgörüsüne güveniyorlar ki Atatürk ve arkadaşlarıyla eserlerine yönelik değişik saldırılar son yıllarda arttı. Çirkinlik, sapkınlık, hattâ soysuzluk olarak nitelendirilebilecek karalama ve suçlamalar duyulmaya başlandı. Atatürk ve arkadaşlarının değerini bilmeyenler, yapıp yarattıklarının ayırdında olmayanlar, insanlık bozukluklarıyla çürüyenlerdir. Ne var ki ilgilenmesi, izlenmesi, karşı çıkmaları, gerekli önleyici yaptırımları gündeme getirmeleri gerekenlerin suskunluğu ve ilgisizliği bu tür insanlıkdışı kötülükleri yüreklendiriyor, yinelenmelerine neden oluyor. Halk dilinde “Maya bozukluğu” nitelemesiyle adlandırılan durum, insanlıktan yoksunluklarıyla bozulanların ne olduklarını ortaya koyuyor.
Çelişkiler, uyumsuzluklar, yoksunluklar, bozukluklar, tutarsızlık ve kötülüklerle kararan ortam, çekilmez yaşam, sırtımızdaki en büyük ağırlık, omuzlarımızdaki en kaba yüktür.
Ormanlarla birlikte ciğerlerimiz yanıyor. Yurdumuzun her değerine özenle sahip çıkmak bizim başlıca insanlık görevimizdir. Yoksa ağaçları değil kendi ulusal varlığımızı feda etmiş oluruz. Yitirdiğimiz yurttaşlarımız için başsağlığı diliyorum.