Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Gelecekte Chp diye bir partiye yer yok öyle mi?

7 Mart 2021 Yazarlar

Asrın liderimiz “gelecekte cehape diye bir partiye yer yok” dedi.

Bu lafı duyunca, Chp'yi tarihten silmeye çalışan liderlerin o eski şaşaalı günlerini hatırladım, nostalji yapasım geldi.

Kenan Evren mesela, ilk işi Chp'yi kapatmak olmuştu.

Kendisi ressamdı.

Yağlıboya tablolar yapıyordu.

Devletten malı götüren yalaka işadamlarımız Kenan Evren'in tablolarını pek beğeniyordu, darbecinin fırça darbelerine sahip olabilmek için açık arttırmalarda kıran kırana yarışıyorlardı.

Sergiyi bile gezmeden, tabloları bile görmeden kapış kapış satın alıyorlardı, hatta “biz peşin peşin ödemeyi yapalım, siz hangi tablonuzu takdir ederseniz onu verin” bile diyorlardı.

Tiko para 110 milyar liraya satılan bile oldu.

O günün Türkiye rekoruydu.

Memleketin en dandik ressamı, avangard yalakalarımız sayesinde, memleketin yaşayan en pahalı ressamı olmuştu.

Kültür Bakanlığı Resim Heykel Müzesi, Kenan Evren'in tablosunu 300 milyar liraya satın alıp, müzede sergiledi iyi mi!

Öylesine yalıyorlar, öylesine pohpohluyorlardı ki, kendisini Picasso'yla kıyaslıyor, onları ben de çizerim diyordu.

Sonra?

Devran döndü.

İktidarı sona erdi.

Gene sergi açtı, bir milyar lira etiket koydu.

Gezmeye gelen bile olmadı.

Yağlıboyadan suluboyaya döndü, sadece 500 lira dedi, kimse almadı.

250 liraya indi, gene alan olmadı.

Cumhurbaşkanlığı makamı, Çankaya Köşkü'nde sergilenmek üzere portresi bulunmayan eski cumhurbaşkanlarının tablosunu yaptırmak istedi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne başvurdu, yaşayan en pahalı ressam Kenan Evren'in tablosunu yapacak ressam bulunamadı, üniversite senatosunun kararını rektör açıkladı, “bizden mezun hiçbir ressam onun tablosunu yapmaz” dedi.

İşadamları tarafından milyarlarca liralara satın alınan tabloları, işadamlarının iflası üzerine icradan satışa çıkarıldı, yüz liraya bile alan olmadı, çöp oldu.

Kendisi iktidardayken bir bankamız tarafından kuşe kağıda basılan sergi kataloğu, internette nostaljik eşya olarak beş liradan satışa sunuldu, beş lira, günahını bile veren olmadı.

Turgut Özal iktidardı.

Lafı evirir çevirir Chp'ye getirirdi, “Chp zihniyetinin Türkiye'nin gelişmesinin önünde engel olduğunu” anlatırdı.

Yalaka işadamlarımız elini, yalaka gazetecilerimiz kıçını öperdi.

Mitinglerini organize eden meşhur danışmanı vardı, “Turgut beyin en büyük yağcısı benim, benim mesleğim yağcılıktır” diye övünürdü, sadrazam kılığına girer, maniler söyleyerek saz çalardı.

Papatyaları etrafında pervaneydi.

Hasbahçe geceleri düzenliyorlardı, Osmanlı sultanlarının kaftanlarını giyerek, Yıldız Sarayı'nda balolar yapıyorlardı.

Kaplumbağaların sırtına mum koyup, gezdiriyorlardı.

Göksu deresi'nde incesaz eşliğinde saltanat kayıklarıyla sefa sürüyorlardı.

Ultralüks yatlarda partiler, Jaguarlarla pozlar, pırlantalar, gırla gidiyordu, asgari ücreti bahşiş diye veriyorlardı.

Semranım'ın tombik parmaklarına şiir yazan papatyalar bile vardı.

Konuşan gülen eller, düşünen coşan eller, üzülen her kişinin peşine düşen eller / ana eller yar eller, Allah'a açık gibi, duaya hazır eller / dostça sıkılan eller, huzurlu dobra eller, kahkahayı atarken secdeye yatan eller / Turgut beye cereyanı veren eller, kalem tutan taç takan, her şeyi yakıştıran, tuttuğunu koparan, cesur mübarek eller…

Yalakalık işte bu seviyedeydi.

Devletin uçaklarına doluşup, resmi gezi ayaklarıyla dünyayı dolaşıyorlardı, o kadar çok bavul dolduruyorlardı ki, uçaklar havalanamıyor, bavullar arkadan başka uçakla geliyordu.

Pazar tezgahından domates alır gibi, kürk alırlardı, marketten 25 kuruşa poşet alır gibi, Hermesler, Diorlar alırlardı.

Turgut Özal'ın İcraatın İçinden programında gözümüze soktuğu tükenmez kalemi açık arttırmayla satışa sunuldu, dolmakalem bile değil, bildiğin tükenmez kalem, 20 bin dolar ödeyen oldu.

Üstünde namaz kıldığı seccadesi, müzelerde sergileniyordu.

O zamanlar umreye gitmek henüz moda değildi, ihale kapmak isteyen seccadeyi görmeye gidiyordu, seccadeyle fotoğraf çektiriyordu.

Sonra?

Devran döndü.

Musluk kesildi.

Maskeli balolarda pırlantalara boğanlar da selamı sabahı kesti.

Anap'ın debdebeli günlerine tanık olan seçim otobüsüne bile haciz konuldu.

Hem de alacaklarını tahsil edemeyen partinin çaycıları tarafından haciz konuldu!

Çünkü, tükenmez kaleme 20 bin dolar ödeyenler, partinin çay borcunu ödememek için bile telefona çıkmıyordu.

Süleyman Demirel iktidardı.

Hayatı boyunca Chp'yi yıpratmak için uğraştı.

Hiç unutmam, İzmir'de Fuar Göl Gazinosu'nda Dyp tarafından balo tertiplenmişti, kendisi gelemedi, şapkasını gönderdi.

Hem vallahi hem billahi, siyah fötr şapkasını gönderdi.

Fötr şapka özel olarak yaptırılmış cam fanus içinde getirildi, görevlilerin elinde salona girerken ayakta alkışlandı, şapkaya tezahürat yaptılar, en öndeki masaya başköşeye yerleştirdiler.

Piyangoya konuldu, tanesi iki bin liradan bilet satıldı, 2.5 milyon lira hasılat yapıldı, 20 bilet alan talihli bir işadamına çıktı.

Baba'nın şapkaları sadece parayla satılmakla kalmıyordu, kuponla da veriliyordu!

Tan gazetesi yarışma düzenlemişti, Demirel'in seçim meydanlarında millete salladığı fötr şapkalarından 10 tanesini ikramiye olarak koymuştu, tiraj patlatmıştı.

Sonra?

Devran döndü.

Şapka tedavülden kalktı.

İktidardayken kendisine yakın bir işadamına imzalı fötr şapka hediye etmişti, o işadamı iflas etti, alacaklılar icraya başvurdu, yediemin deposuna kaldırılan eşyalar arasında imzalı şapka da vardı, başbakan ve cumhurbaşkanıyken çıktığı yurt gezilerinde adeta elinden kapılan, kapış kapış giden, kapabilmek için kavga edilen şapkaya 50 lira fiyat biçildi, sadece 50 lira.. Alan olmadı.

Hacizli mallar deposunun tozlu raflarında çürüdü.

Tansu Çiller iktidardı.

Kraliçe Elizabeth bile o kadar el üstünde tutulmuyordu.

Uçak kiralayıp, Boğaz'daki yalısının üstüne dikeni ayıklanmış gül yaprakları ve kır çiçekleri yağdıran işadamları vardı.

Tansu Çiller'in “president” adıyla yatı vardı.

Devlet başkanı yani.

Şimdi?

O yatı Bandırma'da bastılar, kamaralardan Suriyeliler çıktı, insan kaçakçılığı yapıldığı ortaya çıktı.

Böylece, dünya tarihinde, bir zamanlar devletin yönetildiği yatla insan kaçakçılığı yapılan ilk ve tek ülke Türkiye oldu.

Ve, asrın liderimiz…

İktidara gelir gelmez kermes düzenlendi.

Özel eşyaları açık arttırmaya konuldu.

Ayakkabısı ve kadife pantolonu 21 bin liraya alıcı buldu, açık arttırmayı kazanan talihli işadamımız kadife pantolonu evinin salonunda tablo gibi duvara astı, ayakkabıları da biblo gibi şöminenin üstüne koydu.

Dolmakalemi 30 bin liraya, deri kabanı 15 bin liraya, paltosu ve hesap makinesi 10'ar bin liraya kapıldı.

Bir süre sonra asrın liderimiz makam otomobilinde komaya girdi, telaşla hastaneye kaldırılırken otomatik kapılar kilitlendi, zırhlı Mercedesin kurşun geçirmez camı balyozla kırıldı.

O balyoz, müteahhit milletvekili tarafından satın alındı.

Tbmm'de sergilendi.

Gazeteci Hande Fırat, 15 Temmuz gecesinde asrın liderimizle facetime üzerinden canlı yayın yaptı, işadamlarımız derhal kuyruğa girdi, Hande Fırat'a başvurdular, facetime yapılan o mübarek telefonu 250 bin dolara satın almak istediler, Hande Fırat satmadı, “düşer kırılır diye elime almaya bile korkuyorum” dedi.

Sonra?

Sonrası hiç değişmez.

Mübarek tabloların, mübarek tükenmez kalemlerin, mübarek şapkaların, mübarek kadife pantolonların akıbetleri hep aynıdır.

“Muhteşem yağlıboya” diye, alkışlarla başlar.

“Değmesin yağlıboya” diye, sıvışarak biter.

Chp'nin zor zamanlarını gördük.

Chp'ye gönül verenlerin çok zor zamanlarını gördük.

Ama, öbürlerinin acınası durumuna düştüklerini hiç görmedik.

Dolayısıyla, tecrübeyle sabit örneklerimize bakarsak… Asrın liderimiz Chp'nin gelecekte ne olacağını düşüneceğine, Akp'nin gelecekte ne olacağını düşünse, daha isabetli olur sanırım.

YAZARIN TÜM YAZILARI