Gezi tutukluları cezaevinde 100 günü SÖZCÜ’ye anlattı

Gezi tutukluları Can Atalay ve Tayfun Kahraman, cezaevindeki 100 günlerini SÖZCÜ'ye anlattı. Atalay ve Kahraman, "1 gün, 1 saat, 1 dakika bile hukuksuzca içeride tutulmak ağırına gidiyor insanın" dedi, Osman Kavala ve Ali Hakan Altınay ile her hafta maç yaptıklarını anlattı.

Gezi tutukluları cezaevinde 100 günü SÖZCÜ’ye anlattı

Gezi davasında 25 Nisan'da Osman Kavala ile birlikte Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden de tutuklanarak cezaevine götürülmüştü.

Osman Kavala dışında Gezi davasında tutuklananlar 100 gündür cezaevindeler. Silivri Cezaevi'nde aynı koğuşta kalan Can Atalay ve Tayfun Kahraman, SÖZCÜ'ye 100 günü anlattılar.

İşte Atalay ve Kahraman'ın SÖZCÜ okurları için kaleme aldıkları mektuplar.

“CEZAEVİNDE 100 GÜN, YAZILDIĞI KADAR KOLAY DEĞİLMİŞ”

Can Atalay:

“En yalın ifadesiyle ‘100 gün ne kadar sürer?' diye sorayım. Uzun sürüyormuş. Cezaevinde 100 gün yazıldığı kadar, dile geldiği kadar kolay değilmiş. Üstüne bir de bu kadar haksız, dayanaksız bir tutuklanma, insanın durduğu yerde duramamasına neden oluyormuş. Ama hem dışarıdaki sahiplenme ve dayanışma, hem avukat arkadaşlarımızın bizi bir gün dahi yalnız bırakmayan emekleri, hem de burada üçümüzün zorlukları beraber göğüslememiz  her şeyi olabilecek en kolay hale getiriyor.

Avukat görüşleri, daha sonrasında okuyarak/yazarak, dışarıyı takip ederek geçiyor. Tabii ki sporu, temizliği ve bulaşığı da önemli vakit alan işler olarak anmalıyım.

Cezaevi çok kötü bir inşaat. O inşaatın içinde ve sürekli kilit altında yaşamak son derece tatsız. Biz (Tayfun, Hakan ve ben) aynı gün tutuklandık, aynı haksızlığa muhatap olduk ve buraya geldik. Ortak çok noktamız oluştu ve burada da artıyor. Bu nedenle sohbet açısından şanslı bir hücre A-47. Ama koridor ve yan avukat kabinleri dışında neredeyse kimseyi görmemek, konuşamamak sıkıntılı. Koridorda konuşmak dediysem, yürürken kısaca ‘nasılsın?' diye sormayı anlayın.

Bizim bulunduğumuz bölüm esasen Fethullahçılıktan hüküm giymiş ya da bu iddia ile tutuklu insanların bulunduğu bir blok. Tahmini zor değildir, diğer blokların aksine kapı, pencere aralığından bağırarak ‘sohbet' de bizim için geçerli değil neredeyse. Arka koridorumuzdan itibaren ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri kalıyor. Az ötedeki Kürt arkadaşlarla ise bağırışıyor, haberleşiyoruz. Tecrit gerçek bir olgu ve kabul edilemez.

Öte yandan yemeklerin fenalığını Hakan'ın salatalarıyla aşıyoruz. Salata gerçek bir çözüm oldu bizim açımızdan. Tayfun'un günlük hayatı kolaylaştıran ‘zihni sinir uygulamaları' da önemli. Kadınlar futbol şampiyonası ve voleybol turnuvası da dikkatle takip edildi A-47'de.

“1 GÜN, 1 SAAT, 1 DAKİKA BİLE AĞRINA GİDİYOR İNSANIN”

Tayfun Kahraman:

“100 gün tabii ki binlerce gün hukuksuz biçimde cezaevinde olanların yanında az görünebilir. Ama 1 gün, 1 saat, 1 dakika bile hukuksuzca içeride tutulmak, siyasi bir emirle özgürlüğünün elinden alınması ağırına gidiyor insanın.

Bizden çalınan her günün, ailelerimizden dostlarımızdan, sevdiklerimizden ayrı geçen her saatin değeri paha biçilemez. Bu nedenle 100 gün kısa görünse de duvarlar arkasında bir ömür kadar değerli. Elbette bu süreçte bize güç veren, milyonlarca yurttaşın desteği ve memleketimizde hukukun yeniden hakim olacağı günlerin yakın olduğuna ilişkin umudumuz oldu.

Geçen bu 100 günde tek zorluğumuz hasret oldu. Ailemize, sevdiklerimize duyduğumuz hasret harici bir sıkıntı yaşamadım kendi adıma. Kolay değil ama bu süreyi bol kitap okuyup, bol bol düşünüp yazarak geçirmeye çalıştık. Gelen mektuplara cevap yazdık, çizim yaptık, kuş yeminden çay posasında bitki yetiştiriyoruz. Bizi hiç yalnız bırakmayan avukat arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Tabi Türkiye gündemini hem gazeteler hem televizyondan sürekli takip ediyoruz. Avukat arkadaşlar günlük haberleri çoğunlukla bizden alıyorlar.

Cezaevi, özellikle Silivri, tecrit koşulları nedeniyle kendi başına zor bir yer. Üçümüz haricinde kimseyle iletişim kuramıyoruz. İletişim ya avukat görüşü sırasında karşılaşmalarda kısa diyaloglar ya da yakın koğuşlarla bağırarak kurulan kısa cümlelerle sağlanabiliyor.

“HAFTADA BİR GÜN OSMAN KAVALA İLE SPORA ÇIKMAMIZA İZİN VERİLİYOR”

Haftada bir gün, bir saat Osman Kavala ile spora çıkmamıza izin veriliyor. Onu da ısrarlı takip ve yoğun çaba sonucu elde edebildik. Mahrum kaldığımız tek şey iletişim ve sosyalleşme değil. Burada her şeyden mahrumuz. Memurlarca fark edilmedikçe pencere pervazında ya da kapı ağzında çıkan bitkileri görüyoruz sadece yeşil olarak. Şimdi kuş yeminden kendi bitkimizi de yetiştirmeye başladık. O da memurlar el koyana kadar. Yaşadığımız 40 metrekarede hareket etmek çok zor. Onu da spor yaparak gidermeye çalışıyoruz.

MASA İSTEĞİMİZ KARŞILANMADI

Koğuştan her çıkışta, avukat görüşüne, spora, berbere, revire, her nereye gidiyorsak ayakkabı içine kadar aranıyoruz. Bazen yanımıza kalem dahi almamıza izin verilmiyor. Koğuş ayda bir bazen 15 günde bir detaylı aranıyor. Bazı eşyalar atılıyor. Örneğin su doldurduğumuz plastik şişeler, havalandırmada çıkan bitkiler koparılıp atılıyor.

Ek bir sehpa isteğimiz ısrarla sonucu 1,5 ay sonra verildi. Ek masa isteğimiz hiç karşılanmadı. 75*75 cm bir masada üç kişi aynı anda çalışmaya çalışıyoruz. Bu duruklarda aldığımız eşyalardan kalan boş kutuları yatak üzerinde masa olarak kullanıyoruz. Kotalar var bir de. Kişi başı koğuşta 10 kitap, 10 fotoğraf tutabiliyoruz. Bu nedenle sürekli değiştiriyoruz. Bunun yanında alamadıklarımız da var. Örneğin resim çizmek için istediğimiz boya kalemleri bir aydır verilmiyor. Vera ve Ege'ye çizdiğim resimleri bu nedenle ya kurşun kalemle ya da mavi tükenmezle yapabildim.

“BELKİ DE EN ZORU GÖKYÜZÜNÜ GÖREMEMEK”

Belki de en zoru gökyüzünü görememek. Gün içinde gökyüzüne bakabildiğimiz tek yer 30 metrekarelik havalandırma. Orası da tamamen tel örgü ile kapatılmış durumda. Kesintisiz görebildiğimiz tek yer spor için haftada bir kez çıkarıldığımız 20-20 metrelik halı saha. Güneş ise günde sadece 2 saat vuruyor havalandırmaya ve o sırada koğuştaysak kısa da olsa güneşlenebiliyoruz.”

BİR GÜNDE NELER YAPIYORLAR? 

Atalay ve Kahraman bir günde neler yaptıklarını da SÖZCÜ ile paylaştı. Güne erken saatte başlayan Kahraman, Atalay ve Altınay, önce kahve, çay içip spora başlıyor. Daha sonra kahvaltı ile birlikte televizyon açılıyor, gazeteler geliyor, haberlere bakılıyor. Öğle yemeğinden önce kitap okuyorlar, bir şeyler yazıyorlar.

Avukat görüşleri öğleden sonra başlıyor. Günde 1-2 saat öğle uykusu, ardından akşam bir daha sayım ve kapanan havalandırma… Akşam haberleri sonrası varsa film, spor karşılaşmalarını izliyorlar. Bu sıralarda kendilerine eşlik eden sohbet ve çay… Atalay ve Altınay genelde 23.00 gibi uyurken Kahraman gece 2-3'e kadar ayakta kalarak masanın kendisine kalmasının avantajıyla okuduğunu ve çalıştığını söylüyor.

CEZAEVİNDE İKİ TAKIMLI MAÇ

En büyük zorluklardan biri de monotonluk ve her günün birbirine benzemesi. Çarşamba sabahları 9-10 arası Osman Kavala ile birlikte spora çıkıyorlar. Hatta iki de takım kurmuşlar; Atalay ve Kavala bir takım, Kahraman ve Altınay diğer takım. Her hafta futbol oynuyorlar. Kazanan ise hep Kahraman ve Altınay olmuş. Hatta son maçı 10-2 yenmişler.

Her hafta görüşleri iple çekiyorlar. Kahraman, şöyle anlatıyor: Cuma sabahları o nedenle erkenden kalkıp sırayla duşa girip, tıraş oluyor, güzel kıyafetlerimizi giyip bir bayram sabahı heyecanıyla sevdiklerimizi görmek üzere görüşe gidiyoruz. Hele ayda bir yaptığımız açık görüşse onlara dokunup sarılıp koklayacak olmanın heyecanıyla tam bir bayram havası yaşıyoruz.

Gezi tutukluları gerekçeli kararı değerlendirdi: Ortada tek delil yok İlginizi Çekebilir Gezi tutukluları gerekçeli kararı değerlendirdi: Ortada tek delil yok Gezi olayları sırasında yakılan cami yok! İlginizi Çekebilir Gezi olayları sırasında yakılan cami yok!

Günün Trend Videosu

Daha fazla göster
Loading...