Bu iktidarın en büyük yanlışlarından biri Suriye ile papaz olmaktır!

Suriye Devlet Başkanı Esad’la 11 yıldır kavga ediyoruz. Neden?

Bunun bence kabul edilebilir bir izahı yok. Tamamen kişisel nedenlerden 11 yıl boyunca beri Esad’ı devirmeye çalıştık ama deviremedik!

“Şam’a gidip Emevi Camii’nde cuma namazı kılacağız” dedikleri günden bu yana yıllar geçti, o namazı kılamadık!

Suriye ile çatışmanın Türkiye’ye faydası olmadı. Tam tersine büyük zararlara yol açtı, hasar ağır oldu.

11 yıl sonra barış için ilk adımların atılması memnuniyet vericidir. Evet, bu noktaya çok geç gelindi ama hiç yoktan iyidir.

★★★

Şimdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Siyasette dargınlık olmaz. Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok.” diyerek Şam’a zeytin dalı uzattı.

Barış niyeti iki taraf açısından da iyi gelişmedir.

Peki, 11 yıldır neden bekledik? Bir inat uğruna neden uzun yıllar kaybettik?

Milyonlarca Suriyeli sığınmacı neden Türkiye’nin sırtında bir kambur gibi büyütüldü?

Ülkede 20 milyon insanımız açlık sınırında yaşıyor. Onları aç bırakıp milyonlarca sığınmacıya bakamayız.

Keşke güçlü bir ekonomiye sahip olsak da tüm sığınmacıları barındırabilsek! Ne mümkün!

★★★

Türkiye 11 yıl önce daldığı Suriye bataklığından çıkmak, akılcı bir politika izleyip mültecilerden kurtulmak zorundadır. Fakat...

Ankara-Şam hattında normalleşme mesajlarının gidip geldiği şu günlerde, yüzbinlerce Suriyeli sığınmacının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılması ilginçtir.

İçişleri Bakanlığı, TC kimliği alan 211 bin Suriyeli’den 120 bininin seçimlerde oy kullanacağını açıkladı. Vatandaşlığa alınan mülteci sayısı hızla büyüyor.

★★★

Türkiye’de kaç sığınmacı olduğu net olarak bilinmiyor ama toplam 7 ile 8 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor.

Mülteciler Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı, Pakistanlı, Mısırlı, Libyalı, Lübnanlı ve çeşitli Afrika ülkelerinin vatandaşları.

Sığınmacılar arasında Uygur ve Ahıska Türkleri de var.

Soydaşlarımız olan Uygur ve Ahıska Türklerine tabii ki kucak açmalıyız ama diğer tüm yabancı sığınmacılar kendi ülkelerine dönmelidir.

Her ölüm büyük acıdır


“Neylersin ölüm herkesin başında,

Uyudun uyanmadın olacak,

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında”

Büyük ozan Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu dizeleri, her dostumu kaybettiğimde aklıma gelir ve ardından Karacaoğlan’ın:

“3 derdim var birbirinden seçilmez,

Bir ayrılık, bir yoksulluk bir ölüm.” dizelerini hatırlarım.

Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan da ölüme doğru koşmaya başlarız.

Bu koşu bazen kısa, bazen uzun sürer ama sonuçta kaçınılmaz bir şekilde aynı yere varılır.

★★★

Bu hafta bir gün ara ile iki yakın arkadaşımı birden kaybettim.

Önce İhsan Hayırlıoğlu vefat etti. 6 kız, 1 erkek çocuk babasıydı. Beyin kanaması nedeniyle uzun süre felçli olarak yatağa bağlı kaldı. Çocukları ona son güne kadar sevgiyle, titizlikle baktılar. Önceki gün Zincirlikuyu Mezarlığı’nda uzun yıllar önce ölen eşinin yanında toprağa verildi. Nur içinde yatsın.

★★★

Dün de gazeteci dostumuz, Cumhuriyet sevdalısı, laik ve Atatürkçü Ünal Uyguç’u sonsuzluğa uğurladık.

Harika bir insan ve büyük bir vatansever olan Ünal Uyguç uzun yıllar TRT İstanbul Haber Müdürlüğü yaptıktan sonra emekli olmuştu. Dün Selimpaşa’da yapılan cenaze töreninden sonra Silivri’de toprağa verildi. Mekânı cennet olsun.

GÜNÜN SÖZÜ

Ölüm her kapıyı çalar, bey de ölür, ırgat da... Gidilen yer hep aynıdır!