Santral sinir sistemi bozukluğunun bir çeşidiymiş. Bipolar (iki uçlu) bozukluk deniyor adına. Stresli durumlar ya da yaşanan travmalar tetikleyici oluyormuş. Hastalığa yakalananlar birden ağlayabilir, ağlarken gülmeye başlayabilir, öfkelenebilirmiş.


Memlekette sıradan bir gün, haber izliyoruz...


Devletin verdiği 2 bin 597 lira engelli maaşı ile yaşayan(!) ‘yıkım kararı’ olan bir binanın alt katında tek göz oda için bin 650 lira kira ödeyen engelli genç bir kardeşimiz, kirayı 4 bin 500 liraya çıkaran ev sahibi tarafından sokağa atıldı!


Başına gelenlere rağmen gayet saygılı ‘efendim’ diyerek konuşan yurttaşa bakarken derinden yaralanıyorum.


Çaresiz bırakılmalara lanet okuyarak Türkiye’nin toz pembe kanalı TRT’ye geçiyorum...


Abdülbaki Erol’un ölümüyle ‘taht ve de mal kavgası’ başlayan Menzilcilerle ilgili programa denk geliyorum. Erol’un tahtın bir ucuna yapışan büyük oğlu Saki’ye yakın bir ismi, Şemsettin Bektaşoğlu’nu çıkarmışlar ekrana! Adam menzilcilerin başına kim geçsin hakkında fikrini, daha doğrusu rüyada gördüklerini açıklıyor devletin televizyonundan iyi mi... Şöyle diyor: Seyyid Saki’nin elini tutan Allah’ın elini tutmuştur!


Allah’ın elini tutmaktan kahvedeki Rıza amca bahsetse, anında polis gelir tutuklar. Akşama dünya lideri çıkıp televizyona, ‘utanmazlar’ falan der!


TRT’deki skandala, rüya safsatasına ‘Allah müstehakınızı versin’ deyip başka kanala atlıyorum.


Yolun iki yanına dizilmiş sarıklı, cübbeli, fesli, takkeli erkek beklerken çakarlı araçlar ışık çaka çaka yaklaşıyor. Onlarca lüks araçlı konvoy ağır ağır ilerliyor. Sanırsın konvoyla cuma namazına gidiyor bir idareci! Meğer Menzil tahtının öbür ucuna yapışan öteki oğul Muhammed Mübarek Elhüseyni’ymiş gelen!


Menzilcilere devlette yol, babanın ardından oğullarına çakar veren idarecilere ve onların elini tutunca Allah’ın elini tutmuş gibi sevinenlere acı acı gülümsüyorum.


Donup kaldı suratımda...


Başka bir kanalda muhabir musalla taşındaki tabutun az ilerisinde kısık sesle anlatıyor haberi.


“Karabük’te yaşayan(!) 78 yaşındaki K.Ö. geçim sıkıntısı ve borçları yüzünden canına kıydı! Cansız bedeni evinin balkonunda bulunan yaşlı adam arkasında ‘borç listesi’ bırakıp, ‘borçlarımı ödeyin lütfen, hakkınızı helal edin’ diye yazdı!”


Göz pınarlarımdaki baraj yıkıldı aniden...


78 yaşında ‘borç listesi’ bırakıp, ‘hakkınızı helal edin’ diyen ama kendisini ve milyonları bu hale getirenlere hakkını helal etmediği kesin olan K.Ö’den sonra kalktım haberlerin başından.


Her türlü yokluğu, sıkıntıyı çekerek gün yüzü görmeden ölüp gitsek de dertler bitmez... Çile, pazara kadar değil mezara kadardır bizde!


Açtım bilgisayarı başladım araştırmaya...


Mesela İstanbul’da ocak ayında mezar yeri ücretlerine zam yapmış belediye. En ucuz mezar 2 bin 900 en pahalısı ise 45 bin 260 liraya yükselmiş!


Satış sitelerinde mezar yeri satanların verdikleri ilanlar ise çığ gibi artmış!


Örnek mi?


* Zincirlikuyu’da dubleks, yeşilliğin içinde, hafif tepede manzaralı mezar yerimiz vardır. Sabancı mezarlığı ve caminin yanındadır. Fiyat çift mezar içindir. Ciddi alıcı veya aracıların iletişime geçmesini rica ediyorum. Fiyat 648 dolar...


* Eyüp Sultan’da sahibinden acil satılık iki adet yanyana mezar yeri. 10.8 metrekare olup etrafı çevrilidir. Fiyatı 40 bin lira.


* Tarihi semt Silivrikapı Mezarlığı’nda devren satılık mezar yeri. Fiyatı 55 bin lira!


Defin işlemlerini yapan firmalar da çoğalmış bu arada... Bir tanesini aradım. Masrafı nedir dedim. Görevli, cenazenin nereden alınıp nereye götürüleceğini sordu. Önemli mi dedim. Önemli, mesela İstanbul’un Anadolu yakasından alınıp Avrupa yakasına defnedilecekse fiyat daha yüksek dedi. Anadolu tarafı dedim. Hesap yaptı, sessizliğin ardından ‘her şey dahil 30 bin lira olur’ dedi!


***


Yazıyı toparlayıp bitirene kadar kah güldüm acı acı, kah gülerken dağlandı yüreğim, gözlerim doldu.


Arkası kesilmez stresler, yaşatılan travmalar yüzünden pert olan santral sinir sistemimiz, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık hali, iki uçlu bozukluk.


Hastayız işte!


Hastalığımızın adı bile ‘iki ucu b.klu değnek’ der gibi, tam memlekete göre...