1.5 günde Mardin’de onlarca insanla, görkemli binalarla, güzel işçilik ve manzarayla karşılaşıp etkilenmemek mümkün değil. Ama sanırım asıl etkileyici olan kentin insanlarının acılarını öğretiye dönüştürme becerisinde…

“Tam da mevsimi” denilen bir zamanda, Türkiye’nin en fotografik kentlerinden Mardin’deydim iki gün önce...
Önce fotoğrafı gördüm, sonra 2 günde zihnimde 200 yeni kapı açacak insan hikâyeleri dinledim.
Kısmet oldu da ‘üçüncü gözü’ açılmış bir cam altı ustasıyla, insan ihanetinden nasibini almış şahmeranları himayesi altına almış Tacettin Usta’yla (Ebu Burak) tanıştım.
Kısmet oldu da, hâlâ kök boyalarla ‘basma kalıp’ masa örtüleri, beşik bezleri, perdeler yapan 93 yaşındaki Nasra Teyze’ye sarıldım öptüm.
Kısmet oldu da, sürekli bir şeyler ısmarlamaya çalışan, hiç olmazsa menengiç kahvesi, yanında ‘az şekerli olduğu için’ ‘hayalet şeker’ dedikleri mor renkteki badem şekerlerinden ikram eden esnaftan alışveriş ettim.

n2
NAZARA KARŞI ÜZERLİK OTU


Yine esnaf, nazar, kötü enerji gitsin diye ‘üzerlik’ otu yaktı benim için; bir “Teşekkür” karşılığında...
Sokakta ona “İstanbul’u anlatmam karşılığında” eşek üzerinde tur atan çocuklarla tanıştım. Taklacı güvercin gördüm, Cercis Murat Konağı’nda Mardin’de nasıl güzel yemek yenilir, eğlenilir, hatta oralarda düğün nasıl yapılır onu izledim. Azmeden bir kadın neler başarır, konağın sahibesi Ebru Hanım’ın hikâyeleriyle bir kez daha gördüm. Görkemli bina da, muhteşem taş işçiliği de, etkileyici antik kent de gördüm... Keçi de sevdim, koyunların arasına da girdim... Sadece 36 saatte. Çünkü Mardin’deydim.
Ve İpek Yolu Misafir Evi’nin güzel kadınlarıyla tanıştım.

Otel ya da pansiyon da denebilir… Ama en doğrusu misafirhane. Telefonuna hâlâ dantellerin örtülü olduğu, eski radyoların, sedirlerin konulduğu, terasından Mardin’in yeşili ve bulutu mükemmel görünen bir yer...
Mardin’in merkezinde, sabunundan reçellerine, işletmesinden çay yanında servis edilen Süryani çöreklerine her şeyinin İpek Yolu Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi üyelerince yapıldığı bir yer.
Kooperatif üyeleri, kimi 7 ay, kimi birkaç yıl öncesine kadar ya ağır şartlarda çalışan ya da hiç çalıştırılmayan kadınlar.
Şimdi kendi işletmeleri var ve etkileyici işbirliğiyle ‘erkeksiz’ çalışıyorlar.
“Kocam erkekli yerde çalışmamı istemiyordu” diyor biri, şimdi misafirhanenin önemli isimlerinden.
Elinden her iş geliyor, çocuğunu kooperatifin kreşine bırakıp çalışabiliyor.
Zaten o kreşte de kooperatif üyesi kadınlar var.
Sabunlarını bile kendileri yapıyorlar. Yaptıkları el işlerini de, İstanbul’da da bir şubesi olan Nahıl Dükkan’da satıyorlar. Hem misafir evinden, hem Nahıl’dan elde edilen gelirden, kendi emeklerinin karşılığını aldıktan sonra, geriye kalan kazançla 2 çocuk yuvasının elektrik, su gibi ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bir oyuncak kütüphanesi bile yapmışlar.

n1
SORUMLU TURİST NEDİR?


Bunların hepsi 10 yıldır Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğiyle yürütülen ‘Sürdürülebilir Turizm’ projesiyle olmuş.

Şimdi bu üç ayrı kurum, ‘Gelecek Turizm’de projesi ve Saffet Emre Tonguç’un yüzü olduğu ‘Dünyalar Senin’ adlı kampanyayla turizm bilinci oluşturmaya, yerel halkı destekleyerek Türk turizmini kalkındırmaya çalışıyor.
Nasıl ki ‘Slow Food’ akımı, yerel üreticiyi destekleme, doğal tarım yükselen değerse, onlar da ‘Sorumlu turist’ akımı başlatıyor. “Mesela ‘sırf turistsin’ diye bankta oturan ve ‘güzel Instagram fotoğrafı veren’ bir teyze ile amcanın fotoğrafını ‘izin almadan’ çekemezsin! Orası onların yaşam alanı” diyorlar...
Mardin’e gitmek, kısa süre için bile çok şey öğretiyor...

n3
Bisikletle kandırılan bir ‘çocuk damat’


Adı Mehmet Kaya. 26 yaşında. Mardin’in Dara Köyü’nde, orada yaşayan pek çok kişi gibi toprağın altında nasıl bir tarih yattığını bilmeden büyümüş. Oradaki pek çok çocuk gibi “Abi size rehberlik yapayım mı?” diyerek, hikâyeler anlatarak...
Ve şimdi Mardin Müzesi’ne bağlı olarak çalışıyor; tarihi MÖ 530’lara kadar dayanan, Mezopotamya’nın Efes’i olarak bilinen, İpek Yolu üzerindeki önemli yerleşim birimlerinden Dara antik kentini anlatıyor.
Çok akıllı, esprili, dilbaz, bilgili. O mekânı anlatırken “şarkı kadar, şarkıyı söyleyeni” de merak ediyor insan...
“Burası 2008’de keşfedildi. Ama 2011 yılından bu yana ödeneksizlikten kazı yapılamıyor. Buradaki arkeologlar merkezdeki otellerde asgari ücretle bambaşka işlerle çalışıyor” diyor. Kazılara o da katılmış, anlatıyor. “Sen ne okudun?” diye soruyorum...

n5
“Okumadım ki” diyor.
Neden?
Çünkü evlendirilmiş.
15 yaşında.
Hiç istememiş evlenmek.
Tek istediği bir bisikletmiş.
Babası “Evlenince sana bisiklet alacağım” demiş.
Ablasının gelin verildiği evden gelin alınmış; berdel usulü evlenmiş.
Evlenince de babası “Evli barklı adam bisiklet mi ister?” yanıtını vermiş.
“İnsan babasına bile güvenmemeli” diyor.
İki çocuğu var. Yaşadığı evin altında da bir dev tarihi sarnıç. Bizi gezdiriyor, bir apartman boyunda, derine inip bakıyoruz su sarnıcına.

n4
Burada sarnıç olduğu anlaşıldığında kazı babasına devredilmiş; çevreden adam toplayıp kazsın diye... “Böyle tarihi kazı mı yapılır” diyerek şikâyet etmiş, uzmanlar düzgün bir çalışmayla ortaya çıkarmış hazineyi...
Bizim ekipten biri “Sizin evdeki sarnıç kaç yıllıktı?” diye soruyor, yanıt “5. yüzyıl”!
Dara o dönem suyuyla ön planda, ilk baraj sisteminin orada yapıldığı bile düşünülüyor. Bugünse bölgede her ama her gün elek-trikler en az 3 saat kesik. Çocuklar suyu ‘ara sıra’ gelen bir okulda.
Mehmet ise “Eşimle birlikte büyüdük” diyor. Okumaya kararlı. Şimdi dışardan liseyi bitirmeye uğraşıyor. Amacı dışardan üniversite okumak; arkeoloji ya da turizm istiyor. Küçük gelinler hepimizin derdi ama Mardin’de ‘küçük damat’ hikâyesi de hiç az değil ve ne hayatları köreltiyor... 26 yaşında da hayat yeniden başlar; dünyalar Mehmet ve çekirdek ailesinin olsun isterim.