Bu köşe Cumhurbaşkanına, Muhalefet Partisi Genel Başkanına, Bakana, mafya liderine, ona buna mektup yazılacak bir köşe değil. Bu köşenin gerçek sahibi okurlardır. Bugün okurumdan özür dilerim. Adalet Bakanı’na siz okurlarımın sabrına sığınarak bir uzun mektup yazma ihtiyacı duydum. O mektubu yazacağım.
★★★
Sayın Adalet Bakanı!
Kaderin intikamına bakın!
Hayat sizi nereye getirdi?
Siz bile benim nerdeyse kurulduğundan beri yazı yazdığım SÖZCÜ gazetesine güven duyma noktasına geldiniz. Son toplantınızda SÖZCÜ gazetesi muhabirini de davet edip, “izleyeceğiniz adalet çizgisi hakkındaki görüşlerinizi, halk da öğrensin diye” anlattınız. SÖZCÜ de yapacaklarınızı çok geniş yer vererek yayımladı, okurlarına duyurdu.
★★★
Oysa siz SÖZCÜ gazetesini ve yazarı olarak beni ve diğer arkadaşlarımı lekelemek, okurun gözünde ve toplumun önünde bizi itibarsızlaştırmak için 2.5 yıl uğraştınız. Siz mahkemenin başkanıydınız: İçinde benim de bulunduğum SÖZCÜ yazarları, yazı işleri müdürleri ve gazetenin yayımcısını; 2,5 yıl içinde 20 duruşmada yargıladınız.
★★★
Hatırlıyor musunuz?
2019 yılının aralık ayında o zamanki İstanbul Başsavcısı, SÖZCÜ Gazetesinden Burak Akbay (sahibi), Yonca Yücekaleli (muhasebe yöneticisi), Metin Yılmaz (genel yayın yönetmeni), Mustafa Çetin, Yücel Arı (Yazı müdürleri), Gökmen Ulu, Mediha Olgun (muhabirleri) Emin Çölaşan, Necati Doğru (yazarları) hakkında bir iddianame yazdırmıştı. Bu Başsavcıyı, iktidar önce Yargıtay üyesi diye atadı, sonra da Yargıtay’ı asansör gibi kullanıp onu Anayasa Mahkemesi üyeliğine taşıdı. Bu iddianame bizim için; “FETÖ üyesi değiller ama haberleriyle, yazılarıyla ona bilerek ve isteyerek yardımcı olmuşlardır” suçlamasını taşıyordu. Siz, o yıllarda mahkeme başkanı idiniz ve bu iddianameyi ciddiye alarak bizi yargılamayı başladınız.
★★★
Unutmuş olamazsınız.
Duruşmalar sırasında bana savunma sözü verdiğinizde size kaç defa anlattım: “Sayın yargıç bu iddianame iktidarın ittirmesiyle yazılmış. İktidar, muhalefet yapıyor diye SÖZCÜ’yü susturmak, kapatmak, gözdağı vermek istiyor. Ve bizi lekelemeye çalışıyor. Bu leke bize yapışmaz. Necati Doğru olarak benim geçmişim, dünya görüşüm, hayat felsefem, yaşama ve inanma biçimim Fettullah Gülen’e bir milim bile yaklaşmaz. Bugüne kadar 10 ayrı gazetede yazdım ve hep muhalefet çizgisinde kaldım. Gazetecilik muhalefettir. Gazete yazarı, her iktidara, egemene, zengine, mafyaya, gizlenene, saklanana muhalefet yapar. Tarafsız, bağımsız gazetecilik lafları uydurmadır. Türk gazeteciliğinin kurucu babaları Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Agah Efendi, Ziya Paşa, Sabahattin Ali, ölünceye, öldürülünceye kadar hep muhalefet yazısı yazdılar. Ben yazdığım ve bu iddianamenin; “FETÖ üyesi değil ama bilerek ve isteyerek yazısıyla yardımcı olmuştur” suçlamasını iktidarın bize atmak istediği çamur, lekeleme, itibarsızlaştırma çabası olarak görmekteyim. Sayın yargıç, bu yazıyı bir kez daha okuyun; benim yazım “Fettullah Gülen darbesine yardım eden değil onunla dalga geçen, gündüz vakti köprü başı tutarak darbe mi olur, bu naylon, danışıklı bir darbe” demekteyim. Ben darbeyle alay eden yazı yazdım.
★★★
Sayın Adalet Bakanı!
Hatırladınız mı?
Yukarıda şimdi okurlarımla da paylaştığım bu savunmayı size her duruşmada tekrar ettim. Bunları anlatırken de “Bu duruşmaları bir TV kanalı yayınlasa halk da görse” diye içimden hep geçirdim. Siz diğer arkadaşlarımın, avukatlarımızın ve benim savunmamdan ikna olmadınız, 2.5 yıl boyunca 20 duruşma sonrası hepimizi mahkûm ettiniz. Benim payıma düşen 5 yıl 8 ay hapis (yatarı 3.5 yıl) cezası oldu.
Sonra şu oldu:
Yüksek mahkeme Yargıtay’ın baş savcısı ile yargıçları, “bizim davayı incelediler” ve esastan bozarak “Böyle dava olmaz, diğer SÖZCÜ yazar ve yöneticileriyle birlikte Necati Doğru’yu da 5 yıl 8 ay hapse koyacak hiçbir maddi delil yok, bu davayı yeniden görün ve bütün sanıklara beraat verin” demiş oldular. Dosya geri geldi, mahkeme yeniden görüldü. Bize beraat verdi.
Leke zaten yapışmamıştı.
Adalet de sözünü söyledi.
Yaşasın adalet!
★★★
Sayın Adalet Bakanı!
Siz bizi mahkûm ettikten sonra iktidar, sizi mahkeme yargıçlığından alıp siyasi bir koltuk olan Adalet Bakanlığı yardımcılığına yükseltti. Belki yanılıyorum ama ben bunu; “Bizi mahkum etmenizin karşılığı olarak iktidarın sizi bir ödüllendirmesi” olarak yorumladım. Neyse! Sonra da iktidar partisi başkanı Cumhurbaşkanı, sizi Adalet Bakanlığı Yardımcılığı’ndan alıp İstanbul’a Başsavcı yaptı. Siz de içlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu olmak üzere; 106’sı tutuklu 402 sanıklı 3 bin 900 sayfalık; “Asrın yolsuzluk davası iddianameyi” hazırladınız. Ve iktidar sizi İstanbul Başsavcılığı’ndan alıp Adalet Bakanı yaptı.
★★★
Son diyeceğim şu:
Sizin başsavcı iken hazırladığınız iddianamenin davası bugün İstanbul’da başlıyor. Muhalefet partisi genel başkanı, bu iddianamenin boş olduğunu, ortada hiçbir maddi delil olmadan belediye başkanlarının siyasi amaçlarla suçlandığını; 15 gizli tanığın, 500-600 kez; “hatırladığım kadarıyla- duydum-söylenmişti- düşünmekteyim- ben rüşveti alırken görmedim ama bana öyle söylediler” diye tekrar ettiği cümleleri sizin delil sayıp 143 ayrı eylem ve yaklaşık 20 suçlama üzerinden 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar hapis istediğinizi meydanlarda toplanan yüzbinlerce halka anlatıyor.
96 miting yaptı.
Tek bir şey istiyor:
TV’den yayımlansın.
Halk görsün izlesin.
★★★
Adalet Bakanımız!
İddianameyi hazırlayan sizsiniz. İddianamenize güveniyorsanız Cumhurbaşkanı’ndan ve iktidar partisi önde gelenlerinden rica edin, gönül koyun, baskı yapın bu dava TV’den naklen yayınlansın. Halk izlesin, görsün. Sizin “adaleti iktidarın muhalefeti vurma aleti haline getirdiğiniz düşüncesinde olan” benim gibi muhalefet yazarları da “Adalet bakanına haksızlık yapmışım” desin! Bütün dünya, hazırladığı iddianameye güvenen bir adalet adamı görsün!
Korkmayın! Yazdığınız 3900 sayfalık iddianame gerçekten “Adaletin bağımsız süzgeçlerinden geçirilerek hazırlanmışsa” bunun davası TV’lerde canlı yayınlansın. Bu yayını Cumhurbaşkanı ve partinizin başkanı engelliyorsa siz de istifa edin.