Sevgili okurlarım, Türk Milleti olarak uzun süreden bu yana çektiğimiz korkuların önemli bir bölümünü artık atlattık gibi görünüyor. Bunu söylerken enflasyonu, fon rezaletini falan kastetmiyorum. Başımızda çok büyük bir bela vardı. Sayın cumhurbaşkanımızın aldığı son derece doğru ve tutarlı bir kararla bu işi atlattık. ‘Nedir o karar kardeşim, hayırdır inşallah’ demeyin, sözlerime dikkat edin... Çünkü bu yazıyı okuduktan sonra mutlaka rahatlayacak ve bana teşekkür edeceksiniz! Ne oldu da rahatlayalım falan gibi düşünceleri kafanızdan lütfen atın. ★★★ Şimdi söyleyeceklerimi çoğunuz bilmiyordunuz... Türkiye Cumhuriyeti olarak çok büyük bir tehdit altındaydık. ABD’den gelen istihbarat raporlarına göre bazı ülkeler ve komşularımız bize saldıracaktı. Bu konuda hazırlıkları tamamlanmıştı. Saldırganlar arasında Yunanistan ve onun çömezi olan Kıbrıs Rum Kesimi ilk sırayı alıyordu. Sayın cumhurbaşkanımız ve iktidarımız bu vaziyete uyandı ve işe derhal el koydu. Bir süre sonra tercihte bulunduk. Suudi Arabistan ve Pakistan’la bir saldırmazlık anlaşması imzalayalım. Yunanistan ve Kıbrıs bize saldıracak olursa özellikle Suudi biraderlerimizden yardım isteyelim. Onlar bizi kurtarır! Peki nasıl olur bu kurtuluş? Kahraman Suudi askerleri Türkiye’ye gelir, savaş meydanlarında düşmanları kovalar... Çünkü bizzat sayın cumhurbaşkanımız tarafından Mekke’de imzalanan anlaşma uyarınca, böyle bir durumda bize asker, malzeme ve cephane yollamak zorundalar. Denizde kum bu heriflerde para! ★★★ Biz söylüyoruz ama sizler bu işlerin yine farkında değilsiniz... Bu anlaşma bizim sayın iktidarımızın söylediği gibi, ülkemizin dünyada olan saygınlığını bir kat daha attırdı! Üstelik de sayın cumhurbaşkanımızın dünyaya gelmiş geçmiş en büyük lider olduğunu bütün dünya önünde bir kez daha kanıtlamış oldu. Kolay değil yani o koskoca iki İslam ülkesini, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı yanına çekip bizim düşmanlarımızı tepelemek hiç kolay değil. ★★★ Biliyorsunuz, her akşam TV’lerde boy gösteren herkesin görüntüsünün altında bir unvan yer alıyor... “Orta Doğu uzmanı... Siyaset analisti... Ekonomik yönetici... Siyaset bilimci...” Bunca yıllık gazeteciyim, ne acıdır ki kendi arkama böyle güzel bir unvan taktırmayı başaramadım! ‘Gazeteci’ falan deyip geçiniyorum işte! O yüzden, yukarıda söylediklerimin sadece bir ‘şaka’ olduğunu mutlaka anlamışsınızdır. Allah bizi o Suud’lu hırsızlara hiçbir zaman muhtaç etmesin. Onların ne askerini isteriz ne de parasını! Ve Mehmet Haberal Sevgili okurlarım, güne dün ülkemiz açısından ilginç ve gurur verici bir haberle başladık.. Prof. Dr. Mehmet Haberal Başkent Üniversitesi Hastanesinde organ nakli bekleyen üç çocuğa yeni organlarını taktı. 16 saat süren üç operasyonda çocuklardan biri 8, öteki 10 ve en küçüğü 1.5 yaşında idi. Sabah saat 8’de başlayan operasyonlar gece saat 24’te sona erdi. Organ nakli yapılan ve böbrek takılan 1.5 yaşındaki çocuk böylece dünya tıp literatürüne geçmiş oldu. Herkes şunu iyi bilsin, Mehmet Haberal bu ülkeye gelmiş geçmiş en ‘yapıcı’ bilim adamlarından biridir. Bu ülkeye Başkent Üniversitesi’ni kazandıran, kurduğu çeşitli hastaneler ve sağlık kuruluşlarıyla halka sürekli hizmet veren bir bilim adamı... Ne diyeyim, sen çok yaşa Haberal hocam iyi ki varsın.