Türkiye’de bazı tartışmaların mevsimi vardır.

Aralık ayı gelir, asgari ücret konuşmaya başlarız.

İşçi “geçinemiyorum” der.

İşveren “bu maliyeti karşılayamam” der.

Hükümet bir rakam açıklar.

Birkaç hafta o rakamı tartışırız.

Ocak ayında yeni ücret yürürlüğe girer, şubat-mart derken enflasyon kemirmeye başlar.

Sonra yeniden Aralık ayını bekleriz.

Bu döngüyü artık kıralım.

Meclis yeni yasama yılına başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2026 yılını “reform yılı” olarak ilan etmişti.

O halde reform yapılacak alanlardan biri de milyonlarca çalışanı doğrudan ilgilendiren asgari ücret sistemi olsun.

Dünya uygulamalarını ve Türkiye’nin kendi gerçeklerini dikkate alarak hazırladığım modelin özü aslında basit:

Asgari ücreti bir pazarlık meselesi olmaktan çıkarıp bir sisteme bağlayalım.

*

11 kişilik yeni komisyon

Öncelikle Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun yapısını değiştirelim.

Beş işçi, beş işveren temsilcisi ile Çalışma Bakanı veya Bakanlık temsilcisinden oluşan 11 kişilik bir komisyon kuralım.

Kararlar en az 7 oyla alınsın.

TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası, üniversiteler ve ILO uzmanları da oy kullanmadan masada bulunsun.

Böylece masada sadece “kaç lira olsun?” pazarlığı değil; enflasyon, yaşam maliyeti, büyüme, verimlilik, istihdam ve satın alma gücü de konuşulsun.

*

Asgari ücret yılda iki kez güncellensin

İkinci ve belki de en önemli değişiklik bu.

Asgari ücret 1 Ocak ve 1 Temmuz olmak üzere yılda iki kez güncellensin.

Önceki altı ayda gerçekleşen enflasyon farkı, yeni bir siyasi karar veya pazarlık beklenmeden otomatik olarak ücrete yansısın.

Böylece çalışan “Temmuzda ara zam olacak mı?” diye beklemesin.

İşveren de neyle karşılaşacağını önceden bilsin.

Yani sistem hem çalışanı enflasyona karşı korusun hem işletmeye öngörülebilirlik sağlasın.

*

10 yıllık çalışanla dün işe giren aynı olmasın

Bir başka sorun da kıdem.

Bugün aynı işyerinde yıllardır çalışan bir kişinin ücretinin yeni işe başlayan çalışanla asgari ücret seviyesinde buluşması mümkün.

Bu da kıdemi değersizleştiriyor.

Önerim şu:

0-3 yıl kök asgari ücret.

4-6 yıl yüzde 10 fazla.

7-9 yıl yüzde 20 fazla.

10 yıl ve üzeri yüzde 30 fazla.

Böylece çalışanın aynı işyerinde kalmasının, tecrübesinin ve kıdeminin ücret karşılığı olsun.

Yaşam maliyetinin Türkiye ortalamasından belirgin biçimde yüksek olduğu şehirler için de objektif kriterlere bağlı bölgesel yaşam maliyeti farkı tartışmaya açılmalı.

*

Bir maaş da bayram ikramiyesi

Asgari ücretlinin gelirini sadece 12 aylık maaş üzerinden düşünmeyelim.

Ramazan ve Kurban Bayramlarında yarımşar maaş olmak üzere yılda toplam bir maaş ikramiye verilsin.

Ancak bunun bütün yükünü de işverenin sırtına bırakmayalım.

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için prim, vergi veya doğrudan ücret desteği mekanizması kuralım.

Evlilik, çocuk ve hane büyüklüğüne ilişkin destekleri ise asgari ücretin içine karıştırmayalım.

Çünkü ücret emeğin karşılığıdır; aile desteği sosyal devletin görevidir.

*

Meclis'in önünde fırsat var

Mesele aslında asgari ücretin 30 bin, 35 bin veya 40 bin lira olması değil.

Mesele, o ücretin hangi kuralla belirlendiği ve satın alma gücünün nasıl korunacağı.

Her Aralık aynı televizyon programlarını yapıp, aynı cümleleri kurup, aynı rakamları tartışıyoruz.

Sonra enflasyon geliyor, tartışmayı anlamsızlaştırıyor.

Meclis açılıyor.

Reform deniliyorsa buyurun reform:

Asgari ücreti Aralık ayının birkaç haftalık pazarlığından kurtaralım.

Rakamı değil, sistemi tartışalım.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı her yıl yeni bir asgari ücret tartışması değil;

yıllarca tartışılmasına gerek bırakmayacak bir asgari ücret sistemidir.

Kaynak olarak ekle