Bora ERDİN

Beş yıldır birlikte çalıştığım Metin Köklüçınar’ın bir deniz ve balık tutkunu olduğunu biliyorum. İş aşkına da şahidim. Ancak kitap serüveni nasıl başladı hiç haberim olmadı... İleri düzey sürüş eğitimlerinde “Nereye bakarsan oraya gidersin” düsturu öğretilir. Otuz yılını Türkiye’nin önde gelen gazetelerinin kokpitinde geçiren Köklüçınar şimdi de kalemini “SUSMA!” isimli kitabını yazmak için kullandı. Neden ‘sürüş’ ile girdiğime gelirsek... ‘Metin Abi’ aynı zamanda uzman bir otomotiv editörü olunca ilk soru da şöyle geliyor...

‘YAŞADIKLARIMI BİRİKTİRDİM’

■ Bu yola nereden çıktın, kitap yazma fikri nasıl başladı?  
Milyonlarca insana ulaşan bir gazeteyi yaparken her gün magazinden ekonomiye, siyasete kadar binlerce haberi süzgeçten geçiriyoruz. Bu süreçte hem hayatımızı derinden etkileyen olaylara dair tuttuğum notları hem de ‘dört teker uğruna’ dünyayı dolaşırken görüp, yaşadıklarımı biriktirdim. Üstelik uzun süredir SÖZCÜ Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil’le bu yazıları paylaşıyordum. Özdil, “Kesinlikle kitaplaştırmalısın” dedi. Hepsini paylaştım. Okuduktan sonra bir de önsöz yazdı... Özetle Yılmaz Özdil olmasaydı bu kitap olmazdı!

sayfa2bor

■ Neden SUSMA? Sürekli birileri konuşuyor elbette ama!

“SUSMA!” derken bir parça mesleğimizi de sorgulamak istedim. Kuruluşundan beri çalıştığım, kadrosunu ve tüm ekibini bildiğim ve gerçekte kocaman bir ‘Aile’ olan SÖZCÜ’yü de susturmaya çalışıyorlar. Susmayacağız... Atatürk’ün izinde gerçekleri söylemekten de asla yılmayacağız.

■ Yeterince konuşan yok mu? 

Gereksiz ve boş konuşan çok... İnsan olmanın erdemidir konuşabilmek. Ben de, dilimizin ucuna gelip biraz da söylemeye çekindiklerimizi paylaştım. Bu, arada içimdeki ses oldu, arada hepimizi travmatik şekilde etkileyenler. Aylan bebek örneğin... Ege kadar derin ve soğuk o karenin kıyısında bir kum tanesi gibiydi. İki gün gözümün önünden gitmedi. Her yerde onu görüyordum.  Eşime söyledim, “Yaz” dedi. “Yaz ve rahatla.”

■ Konu yelpazen geniş ve şaşırtıcı...
Ayak basmadığım tek kıta Avustralya. Anımsamadığım kadar ülke ve şehirde bulundum. Kıyas şansı yakaladım. Demokrasileri, kuralların, kanunların nasıl uygulandığını, denetim ve ceza mekanizmalarının nasıl işletildiğini gördüm. Özellikle de insanların buna uyumu, memnuniyeti ve kazanımlarını gözlemledim...  Üstelik her ülkede otomobil de kullandım. Hiç ceza yemedim. ‘Teşbih değil, tespit’ başlıklı bir yazı var. Yurtdışında bir gözlemi yansıtıyor. Eğitimin, kurusıkı hayatların şarjör olmuş beyinlerine yaptırılan doldur-boşaltlardan ibaret olmadığını anlatıyor...

■ Ne amaçladınız? Okur yazılarınızda ne bulacak? 
Bir mesaj kaygım yoktu açıkçası. Dayatılanın tek gerçek ya da tek doğru olmadığını paylaşmak istedim. Vergi sisteminden gecekonduya, Hrant Dink’in katledilmesinden termik santrallere kadar. Yeterince ciddilerine dokunmadım ama baktığım pencerenin perdesini kara mizahla aralayıp harmanladıklarım oldu. Hatta bazıları ‘şifreli’ gibi sözlükle okunacaklar var. Yorumu ve sonucu bunu kırabilen, çözebilen okura bıraktıklarımda...

02metinabi20cm

‘GECEKONDUMU İSTİYORUM’

■ Bazıları beni çarptı. ‘Diziliyoruz’ gibi... Bir de şu ‘Gecekondumu istiyorum’  meselesi...
Bizim gibi ülkelerde uyuşturucu kıvama getirilen ve uyuştukça da dozu artırılan dizilere farklı yaklaştım... Televizyon ekranlarının ikiye, üçe bölündüğü, birinde savaş çığlıkları atılırken diğerinde yeni bir hükümetin kabine açıklamasını harmanladım... İçinde fındık var mı yok mu bilmiyorum ama yerseniz “aganigi naganigi” de var... Öte yandan bu devlet bana bir gecekondu borçlu. Ben tapulu,  tapusuz gecekondumu da istiyorum dedim... Yasaklar var örneğin.  Ekranlara, sanallara. Aslında istediğim yasak, bu ülkede kendini bir şey sananlara...  Hayatı da sorguladım bazen. Arkadaşını dostunu seçiyorsun ama ya aileni akrabanı? Hayatımdaki ‘Sorunlu zorunlu’ları eledim ve ‘Siz siz olun asla kırkınıza kadar beklemeyin’ dedim.

■ Bir balığa aşık olmuşsun!
Melanur (Gülüyor...) Tutuldum. Gökçeada’daki sevgilim! Bir hafta hayattan bile kopardı! Adı bile hoş değil mi?

■ Aşk demişken, kadınlarımız gündemden düşmüyor ama olumsuzluklarla. İlginç notların var yazılarında.
Makbule Anne var, insanlığın bitmediğini öğrendiğim. Eşim var, kızım var. Öylesine değerliler.. Her bir satırında tüm kadınlara, eşlere, sevgililere ve evlatlara ulaşsın, okuyan kendinden bir parça bulsun istedim. Giderek irtibarsızlaştırmak istedikleri kadının değerini hatırlatmak istedim. Sahte 8 Mart’ları yazdım. Komşum var. ‘Affedersin Ermeni’ diyerek ayrıştırılmaya çalışılan ‘azınlık’ların bazen çoğunluk dediklerinden çok daha ‘insan’ oldukları bilinsin istedim...

■ Siz hangisini yaptınız? Fısıldadınız mı, konuştunuz mu, bağırdınız mı?
Sesimi yükselttiklerim oldu diyelim. Eğer karşınızdaki sizi dinlemez, insan yerine koymaz ve baskıya kalkarsa daha dik, daha keskin ve daha sivri olmak kaçınılmazdır. Etki tepkidir.

‘Gazeteci’ kitabı mı oldu?


“Aslında hem evet hem hayır diye cevaplayabilirim. İçtenlik ve samimiyetle kaleme aldım. Gazeteci olarak kurallarımız, olmazsa olmazlarımız vardır. “Beş N Bir K” ararız haberlerde. Biri eksik oldu mu, olmaz. Zorlama bir dil ve edebi kaygı da yok kitapta. Dinleyici tadında, karşılıklı sohbet gibi... Mesleki yönünü ise üzerine bastığım, altını çizdiğim ve biraz daha düşünülmesi için zorladığım yazıların özenle seçilmiş konularında bulacaklar.”

Hoca Nasrettin gibi yaptım inanmayan ölçsün istedim!


■ Kelime oyunları var. Türkçeyi ilginç kullanmışsın!
Özellikle yazı başlıklarıyla ilgili çok olumlu geri dönüş aldım. Otuz yıldır gazetede haberi anlatsın bir o kadar da vurucu ve dikkat çekici başlık için beyin jimnastiği yapıyoruz. Bunun bir yansıması diyebilirim... Öte yandan baskıdan yeni çıktı kitap aslında. Halen bırakın Anadolu’yu İstanbul’da bile birçok mecrada dağıtımı sürüyor. Yakınlarımdan okuyup bitirenler oldu. Aylan bebek benim için çok özeldi. Okuyanlar da yazarken hissettiklerimi hissetmiş. Bu gurur verdiği kadar çok da üzüldüğüm bir konu.

■İçerik ipuçları alabilir miyiz? 
İçindekiler değil ‘içiMdekiler’le başlıyor. Sanırım bu bile farkının anlaşılmasını sağlayacak bir ilk. Duygu, düşünce, tutku, inanç, yakarış, ahlak, adalet, gezi, sevgi, dostluk ve aile var. Üç bölüm gibi aslında. İlkinde hayatın içinden yansımalar da siyaset de var, güncel de. İkinci bölüm biraz gezip dolaştıracak. Son bölüm ‘Kürkçü dükkânı...’ Eş, çocuk, akraba, komşu... Saatleri nereye aldığımız, göstere göstere içtiğim, savundukları uğruna öldürülen gazetecilere kadar...

■ Devamı gelecek mi?
İkinciye başladım ama farklı tatla. Hikâye tadında. Ortak noktaları ise benim. Son olarak okura şunu söylemek isterim ki,
“Gelin, Hoca Nasrettin gibi yapalım...
Şu an bulunduğunuz yerin,
Dünyanın tam ortası olduğunu iddia edin...
İnanmayana da,
Söyleyin ölçsün...”
Ben de öyle yaptım, inanmayan ölçsün...

sayfa2metinkitap

METİN  KÖKLÜÇINAR’ın  ‘SUSMA!’ adlı kitabını www.sozcukitabevi.com’dan  ya da 0 212 948 22 78 numaralı telefondan temin edebilirsiniz...