23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi açıldı ve 20 Ocak 1921 tarihinde Anayasa kabul edildi. Bu anayasada milli egemenlik ilkesi ilk kez açıkça ilan edilirken, Meclis 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatı kaldırdı ve 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalandı.
13 Ekim 1923 tarihinde Ankara başkent ilan edildi ve böylece Cumhuriyet’in ilan edilmesi için tüm şartlar hazırlandı.
Atatürk, 27 Eylül 1923 tarihinde Wiener Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte ilk kez Cumhuriyet kelimesini kullanırken, şunları dile getirdi:
-Yeni Türkiye Anayasasının ilk maddelerini size yineleyeceğim:
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme gücü, yasama yetkisi, milletin tek gerçek temsilcisi olan Meclis’te ortaya çıkmış ve toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede özetleyebiliriz: “Cumhuriyet” Yeni Türkiye’nin yenileme işi daha son bulmamıştır. Savaştan sonra Türk Anayasasının gelişimi, henüz kesin bir biçim almış sayılamaz. Değişiklikler ve düzeltmeler yapmak ve Anayasayı daha yetkin bir hale getirmek gereklidir. Tamamlanmaya başlanan bu iş henüz bitmemiştir. Kısa bir zaman içinde Türkiye’nin bugün gerçekten almış bulunduğu biçim hukuki olarak da belirlenecektir.
Yakın bir gelecekte bu meseleye dair hükûmet önerisi Meclis'e sunulacaktır. Bu önerinin tüm maddeleri Anayasa’nın gelişmesi ve tamamlanmasına ait bulunacaktır.
Tüm Avrupa ve Amerika’daki Cumhuriyetler, nasıl temel olarak bir diğerinden ayrı değilse, aralarında ayrım nasıl yalnız biçime ait bulunuyorsa, Türkiye’nin de bu cumhuriyetlerden ayrımı sadece bir biçim meselesidir. Diğer cumhuriyet yöntemiyle yönetilen ülkelerde olduğu gibi bizde de bakanlar kendi bakanlıklarına ait işlerden sorumludurlar.
Başka yerler de yeni Türkiye devleti bakanların Millet Meclisi elinde bir oyuncak olduğunu sanılıyor. Bu yanlıştır, bakanlıkların sorumluluğuna ve görevine ait mesele de Anayasa’da yapılacak değişikliklerle belirlenmiş olacaktır. Sonuç olarak Cumhurbaşkanından, hükûmet başkanından ve sorumlu bakanlardan oluşmuş bir hükûmet kuracağız.”

Atatürk, bu demecindeki düşüncelerini gerçekleştirmek amacıyla, 28 Ekim 1923 günü arkadaşlarına “Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz” diyerek, 20 Ocak 1921 anayasasını bu yönde değiştiren taslağı hükûmet bunalımına çare bulamayan Halk Fırkası’na sundu. Fırka’nın aldığı kararı da 29 Ekim akşamı TBMM’ne sunuldu, tasarı oybirliği ve “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında kabul edildi. Atatürk, 158 üyenin oybirliği ile Cumhurbaşkanlığına seçildi.
Atatürk, Cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:
“Saygıdeğer Arkadaşlar! Önemli ve dünya ölçüsünde olağanüstü olaylar karşısında saygıdeğer milletimizin hazırlıklı oluşuna ve gerçek uyanıklığına bir değerli belge olan Anayasamızın bazı maddelerini açıklamak için özel komisyon tarafından büyük Heyet’inize teklif edilen kanun tasarısının kabulü sebebiyle Yeni Türkiye Devleti’nin zaten ve dünyaca bilinen, bilinmesi gereken anlamı, milletlerarası tanınan ünvanıyla anıldı. Bunun doğal bir gereği olmak üzere, bugüne kadar doğrudan doğruya Meclisiniz’in Başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yaptırdığınız görevi Cumhurbaşkanı ünvanıyla yine aynı arkadaşınıza, bu yeteneksiz arkadaşınıza verdiniz.
Bu nedenle şimdiye kadar tekrar olarak hakkımda göstermiş olduğunuz sevgi ve içtenlik ve güveni, bir kez daha göstermekle yüksek değerbilirliğinizi doğrulamış oluyorsunuz. Bundan dolayı büyük Heyetiniz’e bütün ruh içtenliğimle teşekkürlerimi sunarım. Efendiler! Asırlardan beri doğuda haksızlığa ve zulme uğrayan milletimiz, Türk Milleti, gerçekte doğal huylardan temizlenmiş kabul ediliyordu. Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği yetenek, akıllılık, anlayış, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar dikkatsiz ve ne kadar araştırmadan uzak, dış görünüşlere bakan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz, sahip olduğu kalitelerini ve değerliliğini hükûmetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasında daha çok kolaylıkla göstermeye başarılı olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği konuma lâyık olduğunu eserleri ile ispat edecektir. Arkadaşlar, bu yüce kuruluşu oluşturan Türk milletinin son dört sene sürecinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç katı olmak üzere, belirtilerini gösterecektir. Ben kazandığım bu güvene layık olmak için pek önemli gördüğüm noktadaki gerekliliği bildirmek zorundayım. O gereklilik, Yüce Heyetiniz’in şahsım hakkındaki güveninin, desteğinin devamıdır. Ancak bu şekilde ve Allah’ın yardımıyla, şahsımıza yönelttiğiniz ve yönelteceğiniz görevleri iyi yapmaya başarılı olabileceğimi ümit ederim. Daima saygıdeğer arkadaşlarımın ellerine, çok içten ve sıkı bir şekilde yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile ayrı görmeyerek çalışacağım, milletin sevgisini daima dayanma noktası kabul ederek, hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.”
Cumhuriyetin ilanıyla milli egemenlik ilkesi uygulanmış ve kademe kademe bütün vatandaşların katıldığı demokratik siyasi bir rejime dönüştü. Atatürk inkılaplarının en büyüğü; milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız, milli, çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.