Galatasaray Lisesi’ne bundan elli yıl önce, on yaşımda, iki aşamalı sınavlarda yüz binlerce kişi arasından sıyrılıp yüzde birlik dilime girerek kaydoldum. Adana’dan gelip boğaz kenarında henüz yeni açılmış Boğaziçi Köprüsü’ne ve dünyanın en güzel manzarasına bakan bir yatakhaneye yerleştim. Bugün Galatasaray Üniversitesi olan, bir zamanlar Osmanlı hanedanına ait bir saray binasında Cumhuriyet’in fırsat eşitliği sayesinde ilk yılımı geçirdikten sonra Beyoğlu’nda 545 yıldır aynı yerde bulunan Galatasaray Lisesi’nin asıl mabedinde eğitimime devam ettim. Devre arkadaşlarım ve Galatasaray’da okuyan diğer tüm kardeşlerim gibi, bir zamanlar Osmanlı şehzadelerinin de öğrenci olduğu bu okulda bu coğrafyanın en iyi eğitimini almak şansına sahip oldum. Okulda okuyan öğrencilerin çoğu Anadolu’nun çeşitli yörelerinden sınavlarda başarılı olarak gelmiş, ülkenin değişik sosyal katmanlarına mensup ailelerin çocuklarıydı. Benim sınıfımda Eti bisküvilerinin sahibi ailenin çocuğu da vardı, memur ve işçi ailelerinin çocukları da vardı. Aramızda babası belediye başkanı, büyükelçi, subay olan arkadaşlarımız da vardı. Öyle ya, Galatasaray Lisesi kimsenin gelirine, sosyal sınıfına, soyadına bakmadan sadece sınavlarda başarılı olanları kabul ederek onlara aynı altın fırsatı sunuyor, tüm bu değişik insan katmanlarına mensup ailelerin çocuklarını iyi bir eğitimle hayata hazırlıyordu. Galatasaray Lisesi, 545 yıldır olduğu gibi hâlen de bu misyonuna devam ediyor ve edecek.

Bugün Galatasaray Lisesi müdürü de İstanbul Barosu başkanı da benim devre arkadaşlarım. Benden bir sonraki devreden bir kardeşim Nobel Ekonomi Ödülü almayı başarmış, MIT’de profesör, dünya çapında bir ekonomist. Buna benzer onlarca, yüzlerce parlak kariyer örneği vermem mümkün. Ben sadece güncel ve belirgin birkaç örnekle yetineceğim, yoksa bu yazı bitmez.

Demem o ki Galatasaray Lisesi, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethinden hemen sonra 1481 yılında kurulmuş ve imparatorluğa giden yolda özellikle devlet kademelerine hizmet edecek kadroları yetiştirmiş köklü bir eğitim ocağıdır. Cumhuriyet’in ilanından sonra birçok imparatorluk kurumunu kapatan ancak Galatasaray’a özel bir ehemmiyet veren Atatürk’ün en yakınındaki yaverleri Salih Bozok ile Kılıç Ali’nin çocuklarını bu okula kaydettirdiğini biliyoruz. Mustafa Kemal, gençlik yıllarından itibaren Tevfik Fikret’e ve onun fikirlerine hayranlık duymuş ve ondan etkilenmiştir. Bu sebeple olsa gerek, Galatasaray Lisesi’ni tam dört kez ziyaret etmiş, hatta bir ziyareti sırasında müdür odasında Tevfik Fikret’in kullandığını öğrendiği masanın aynısını yaptırarak Çankaya Köşkü’ndeki makam odasına yerleştirmiştir. Bugün ülkemizdeki tüm okullarda hemen her sınıfta duvarda bir Atatürk fotoğrafı asılıdır ama Galatasaray Lisesi’nde sınıflarda tahtanın üstünde Atatürk’ün Galatasaray’a kendi imzaladığı özel bir fotoğrafı her daim Galatasaray öğrencilerini gururlandırır.

Bu yazıya neden böyle başladım, anlatayım. Geçenlerde gazetelerde yer alan bir haber beni tetikledi. Türkiye’nin en yüksek puanla öğrenci alan liseleri sıralamasında Galatasaray Lisesi, önceki yılların aksine bu kez birinci sırada değil, İstanbul Erkek Lisesi ve Kabataş’ın ardından üçüncü sıradaydı. Bunun nedenlerini öğrenmek istedim ve araştırdım. Ulaştığım sonuçlar beni hem şaşırttı hem düşündürdü.

Kaynak olarak ekle

Öncelikle, Galatasaray Lisesi’nin tercih edilen okullar sıralamasında üçüncü olmasının nedeni olarak maddi konuların öne çıkması beni çok şaşırttı. Bugün Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen bütçe ile İstanbul Erkek ve Kabataş liselerinde yatılı okuma ücretleri 2025-2026 yılı için 44.500 TL iken Galatasaray Üniversitesi’ne bağlı olan Galatasaray Lisesi’nde bu ücret 194.100 TL olarak belirlenmiş. Yani emsallerinin yaklaşık 4,5 katı. Birçoğu alt veya orta sınıftan gelen ailelerin ödemekte zorlanacağı bu fark, Galatasaray’ın tercihlerde geri düşmesine sebep olmuş görünüyor. Bu konu orta ve uzun vadede bir sorun olabilir.

Bunun somut örneğini yemekhane ücretlerinde de görüyoruz. Galatasaray Lisesi ile Galatasaray Üniversitesinin yemeklerini aynı firma veriyor. Verilen yemekler aynı olduğu hâlde yemek ücreti öğün başına Galatasaray Üniversitesinde aynı gün öğlen 55 TL, akşam 65 TL iken Galatasaray Lisesinde 264 TL olarak hesaplanıyor. Yani aynı yemek Galatasaray Lisesinde 4,8 kat daha pahalı.

Burada esas dikkat edilmesi gereken konu belli; Galatasaray Lisesi, yatılı öğrencilerin çoğunlukta olduğu ve ülkenin tüm coğrafyasına hitap eden bir eğitim kurumu olma özelliğinden bu hatalı tercihler sebebiyle uzaklaşıyor. Bunu çözmekle mükellef olan Galatasaray Eğitim Vakfı ise her ne hikmetse öncelik olarak Galatasaray Üniversitesine daha çok burs ve destek vermeyi tercih ediyor. Oysa üniversite çağındaki öğrenciler 18 yaşın üstünde ve gerek yükseköğrenim kredisi gerekse özel kurumlardan kredi alabilecek durumdalar. Hatta hem çalışıp hem de okuma imkânları var. Oysa daha küçük yaşta ve reşit olmayan lise öğrencilerinin böyle bir imkânı yok. Bu sebeple esas destek verilmesi gereken Galatasaray Lisesi öğrencileri olsa gerek.

Bir hatırlatma yapayım: Galatasaray Eğitim Vakfı, 1981 yılında, henüz Galatasaray Üniversitesi yokken, İnan Kıraç öncülüğünde kuruldu. Galatasaray Lisesi mezunları, o günlerde vakfa bağışlarını belirli bir altın karşılığında yaparak mütevelli heyeti üyesi oldular. Unutulmasın ki bugün vakfın imkânlarından daha çok yararlanan üniversite, yaklaşık altı asırlık Galatasaray Lisesi mirası üzerinde yükseliyor. Galatasaray Eğitim Vakfının en büyük bağışçıları her yıl Galatasaray Lisesi mezunları. Her sene balolar düzenleniyor, paralar toplanıyor ve vakfa aktarılıyor. Bugün vakfın liseden çok üniversiteye destek olma tercihi Galatasaray camiasında homurdanmalara sebep oluyor.

Diğer yandan Galatasaray camiasının iç dinamiklerinde Galatasaray Lisesi Müdürü her daim en üst sırada yer alır. Buna mukabil pratikte Galatasaray Eğitim Kurumları, devlet yapılanması içinde Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü hiyerarşisine tabidir. Bu durumda YÖK tarafından atanan görevdeki sayın rektörün yüzlerce yıla dayanan bu hassas durumu gözetmesi ve ona göre hareket etmesi gerekirken düz mantık, dikey hiyerarşiye uygun yaklaşım gösterdiğini biliyoruz.

Halbuki kanun ve yönetmelikte yazılı olmasa da Galatasaray Lisesi müdürleri, birkaç istisnası dışında, Galatasaray Lisesi mezunlarından atanır. Yakın zamana kadar üniversite rektörleri de bu yazılı olmayan geleneğe uyularak atanırken bu kez görev başındaki sayın rektörün Galatasaray Lisesi mezunu olmadığını ve bu sebepten bazı konularda yorum sorunları yaşandığını duyuyoruz. Bunların başında rektörün, Galatasaray Üniversitesi mezunlarının Galatasaray Spor Kulübüne ve Galatasaraylılar Derneğine doğrudan üye olmaları yönünde fikir beyan ettiği hususu yer alıyor. Kendisini şahsen tanımıyorum, mutlaka akademik ve diğer donanımları bu makama uygundur ama naçizane tavsiyem, Galatasaray camiası bakımından “el oğlu” konumunda olduğunu unutmamasıdır. Bazı netameli ve hassas konulara girmemesi daha uygun olur. Bir diğer önemli hususun altını çizerek ne demek istediğimi daha net aktarmak istiyorum. Galatasaray Üniversitesi, Galatasaray camiasının üvey evladı değildir. Ancak Galatasaray Üniversitesi de Galatasaray camiasının üvey babası değildir. Herkes yerini bilsin.

Gelelim buraya kadar anlattıklarımın Galatasaray Spor Kulübü ile olan bağlantısına. Hepinizin bildiği üzere Galatasaray Spor Kulübü, 1905 yılında Galatasaray Lisesinde öğrenciler tarafından kurulmuş bir lise takımı iken bugün dünya çapında milyonların ortak noktası olmuş büyük bir kulüp-camia hâline gelmiştir. Bu kulübün sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, taraftarlarıdır. Ama bu kulübün diğerlerinden farkını yaratan, büyük çoğunluğu Galatasaray Lisesi kaynağından gelen, eğitimli ve Galatasaray geleneğinin bekçisi olan üye profilidir. Galatasaray Lisesi 121 yıl önce kurduğu bu sportif yapı ile ülkemizin batı standartlarında başarılı olmayı başaran tek kulübü olma vasfına haiz olmasını sağlamıştır. Bu özelliğin devamı için bu kaynağın, yani Galatasaray Lisesinin de güçlü ve sürdürülebilir bir şekilde başarıyla hayatına devam etmesi elzemdir. Bunu sağlamanın önemli yollarından biri de fizikî şartların ve malî yapının desteklenmesiyle mümkün olabilir.

Bu desteği sürekli kılmak ve Galatasaray eğitim markasının geleceğini sağlam temeller üzerinde devam ettirmek için Galatasaray Spor Kulübü, kendisinin sebeb-i hikmeti olan Galatasaray Lisesine, Galatasaray Eğitim Vakfı üzerinden daha önce bu sütunlarda bahsettiğim marka-logo hakkı bedeli olarak hem geriye dönük toplu bir ödeme hem de her yıl belirli bir yüzde üzerinden maddi kaynak aktarma hususunda gerekli özveriyi göstermeye karar vermiştir. Bu konuda başta başkan Dursun Özbek’e ve konuyu takip eden yönetici kardeşlerime en samimi duygularla teşekkür ederim.

Buna mukabil, bana gelen bilgilere göre Galatasaray Eğitim Vakfı başkanı Muharrem Yılmaz abimiz, kulübün logo ve isim hakkı ödemelerinden vakfa aktarılacak tutarın büyük kısmının tarihsel ve olgusal sebeplerle Galatasaray Lisesi için kullanılması fikrine karşı ayak diriyor ve hazırlanan protokolü imzalamaktan imtina ediyormuş. Bu konuda daha detaylı şeyler duydum ama kuruma ve kişilere karşı hassas davranmayı tercih ederek sözlerimi burada bitirmek istiyorum. Galatasaray Eğitim Vakfı başkanı Muharrem Yılmaz abinin Türkiye’nin en büyük süt ve mamulleri firmasının sahibi olduğundan bahisle daha iyi anlayacağı dilden konuşmam gerekirse: Sevgili abim, ‘Ayran içtik, ayrı düştük durumu olmasın.’ Bir kalalım, birlik olalım, bir an önce imzayı atalım lütfen…