'Bizim Okul'da hayat verdiği Müdür Ayfer'in çekimleri olmayınca, Zeki Alasya da bir günlük tatil yaptı. Haftalar süren yoğun çalışma temposunun ardından Sancaktepe'deki evinde eşi Jülide Hanım'la birlikte geçireceği günün bir bölümünü de SÖZCÜ'yle paylaştı. İşte, Alasya ile konuştuklarımız...Önce 'Bizim Okul'u konuşalım mı Zeki Bey?
'Bizim Okul' tehlikeli bir proje. Tehlikeli olduğu kadar da zor bir proje aynı zamanda.
Neden tehlikeli?
Çünkü, belli çevreler hata yapmamız için dikkatle bizi izliyorlar. Özellikle de Türker Bey'i (İnanoğlu)... Efendim, Türker Bey'in dizileri neden yıllarca devam edermiş? Bunu söylüyorlar.
Başarılı olmak suç mu?
Türkiye'de yaşıyorsan başarılı olmak suç. Adam yapımcı, işini iyi yapıyor ve başarılı. 'Arka Sokaklar' dizisini yapıyor Türker Bey ve yıllardır gün birincisi olarak devam ediyor. Ayrıca bir gerçek daha var, egemen güçler bizi çok sevmiyorlar, kendilerinden görmüyorlar. Bu nedenle kendilerinden olanların yaptıkları hataları görmezden gelirken, bizlerin yapacağı en küçük bir hatayı bile büyütüyorlar.
'Bizim Okul' dizisi bu yüzden tehlikeli demek ki!Eğitim konusu olduğu için dikkat etmek gerekir. Diziye başlarken stresli ve gerilimliydik. Kısa süre içinde bunu üzerimizden atacağız elbette. Dizi sektöründeki gerilim inanılmaz yüksek. Çünkü her an her dizi yayından kaldırılabilir. İnsanlar bir anda işsiz kalabilirler. Bıçak sırtında, sırat köprüsünde yaşıyor dizi çalışanları. Hiç kolay değil...
Bazıları “Efendim, 'Akasya Durağı'nın kadrosu aynen bu dizide de yer alıyor” diyor. Neden olmasın! Bir yapımcı sevdiği oyuncuları, bir dizi bitince yenisinde oynatamaz mı? Ben yıllarca tiyatroda hep aynı kadroyla oynadım. Bu suç mu? Sosyal medyada nedense bizim diziye karşı böyle bir hava esiyor. Sanırım kısa süre içinde her şey normale dönecek
'Bizim Okul'un 'Hababam Sınıfı'na benzediğini söyleyenler de var...
(Gülüyor) Rıfat Ilgaz gibi dev bir kalem yazmış 'Hababam Sınıfı'nı elbette bir miktar benzeyecek.
'Müdür Ayfer' ekranın sevilen karakterleri arasına giriyor. Ayfer Bey'i konuşalım mı?
Ondan önce babamı konuşalım o zaman. Ben öğretmen çocuğuyum. Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın yeğeniyim ve babam Ahmet Reşat Alasya kimyager, eczacı ve üniversitede hocaydı. Ben 15 yaşındayken hayata veda ettiği için babamla çok şeyler paylaşamadık. Öğretmenliğiyle ilgili bilgileri öğrencilerinden elde ettim hep. 'Müdür Ayfer' rolünde az olsa da babamdan esintiler bulunuyor. Her öğretmenin bir ünvanı olur ya, babamın öğretmenlikteki ünvanı da 'Çingene Reşat'mış. Çünkü, not verirken kılı kırk yararmış. Bu nedenle 'Çingene' dermiş öğrenciler (gülüyor).
Babanızla aranız nasıldı?Hatırladığım kadarıyla babam bana her zaman mesafeli davranırdı. Ben onun şen şakrak bir adam olmadığını sanırdım. Oysa babamın şakacı olduğunu Kenan Evren'den öğrendim... Babam, üniversite hocalığı dışında pek çok askeri lisede de müdürlük yaptı. Cumhurbaşkanlığı döneminde Kenan Evren bir gün beni köşke davet etti. Doğrusu Çankaya’ya neden çağrıldığımı da merak ettim. Politik hiciv yaptığımız için bir yandan da endişeliyim. Makamına gülümseyerek girdim. “Sen ne gülüyorsun, seni görünce benim gülmem lazım” dedi. Sıcak bir sohbet yaptık o gün. Bana, babamı anlatan Kenan Evren “Reşat Bey, askeri lisedeyken benim öğretmenimdi. Senin filmlerini izlerken hep babanı hatırlıyorum. Baban çok disiplinli olmasının yanında çok da esprili ve neşeli bir adamdı” dedi. Böylece ben babamın esprili bir adam olduğunu Kenan Evren’den öğrendim.
'Bizim Okul'daki rolüm de 'Gestapo Ayfer'. Sert ve disiplinli olduğu kadar sevecen de bir müdür. İlk bölümlerden aldığım geri dönüşlere bakılırsa seyirci Ayfer'i sevdi.
Babanız öğretmendi, siz oyuncu oldunuz. Kızınız Zeynep Alasya da meslek olarak müziği seçti. Siz çocukluğunuzda müziği düşündünüz mü hiç?
Geçinmenin dışında lükse ayıracak parası yoktu babamın. O yüzden de çok istememe rağmen bir enstrüman sahibi olamadım. Birisi keman hediye etmiş babama. Bana getirdi kemanı. Ders almak istedim. Dediler ki “Bu keman büyükler için, çocuk çalamaz”… Hevesim kursağımda kaldı. Bu nedenle 1976'da karım hamile kaldığını söyleyince hemen gidip piyano aldım. Zeynep doğunca evde piyanosu onu bekliyordu.

Kızınızın sahne çalışmalarını izlemeye gidince, sahneyle ilgilenmeyenleri dövmek istediğiniz doğru mu?
(Gülüyor) Kuşaklar arası anlayış farkı, kültür farkı diyelim. Sahnede bir sanatçı şarkı söylüyorsa, oradaki insanların aralarındaki sohbeti kesip dinlemesi gerekir. Ben buna çok kızarım.
Tiyatroda hiç başınıza geldi mi?
Geldi, ne yazık ki geldi ve oyunu kestim. Doğan Nadi vardı. Cumhuriyet gazetesinin sahibi Nadir Nadi’nin ağabeysi. O geldi bir gün bizi izlemeye tiyatroya. Tahmin edemeyeceğiniz kadar laubalilik içindeydi. Mücap Ofluoğlu var o gün, Safiye Ayla var izleyenler arasında… Ben oyunu kestim sonunda, “Ayıp oluyor Doğan Bey, bunu sizin yapmamanız lazım” dedim. Kalktı salonu terk etti… Daha sonra gelip özür dilediler.

Kızınız Zeynep'e torpil yaptınız mı, destek oldunuz mu?
(Gülüyor) Rahmetli Melih Kibar'a yollamıştım Zeynep'i. Kızım olduğunu söylemedim. Bir bak, adam olur ya da olmaz bana söyle dedim. “Dinlediğim en güzel seslerden birisi” dedi. O zaman Zeynep’in kızım olduğunu söyledim. Eti senin kemiği benim olsun dedim. Bir de Sezen Aksu olayı var. “Zeynep ne yapıyor?” dedi. Şarkı söylemek için mücadele veriyor dedim. “Bana göndersene onu” dedi. Ondan da el aldı, onay aldı. Zeynep'in yeteneği olmasaydı, olmazdı.
Zeki Bey, Atatürkçülüğünüzü özellikle altını çizerek her zaman haykırdınız... Çok iyi bir Atatürk dizisi çekilemez mi?
Doğrusu çok iyi bir Atatürk dizisi ya da filmi çekilmeli artık. Ne yazık ki ne Livaneli'nin Veda'sı, ne de Can Dündar'ın 'Mustafa'sı çok iyi filmler değildi ne yazık ki. Yıllar yılı Hollywood'tan bir aktörün Atatürk'ü oynayıp Uluslar arası ses getirecek bir film yapılacağı söylendi. Olmadı, yapılmadı. Sen 'Muhteşem Yüzyıl'ı yapacağına, 500 yıl öncesine gideceğine, aslanlar gibi Kurtuluş Savaşı'nı, öncesini ve sonrasını çeksene. Bundan muhteşem dizi mi olur!

Tesadüfen bulunan Atatürk filmleriyle ilgili bir anınız vardı Zeki Bey, ibret alınması için anlatır mısınız?
Sinema Televizyon Enstitüsü'nün eski başkanı Sami Şekeroğlu anlatmıştı. Ben de Milli Piyango'ya reklam filmleri çekerken, eski filmlere ihtiyaç duyarak Sami Bey'in yanına gitmiştim. İstediğim filmler çıkarılırken Sami Bey'le sohbet ettik. Yıllar önce yaşadığı şu ilginç olayı anlattı, tüylerim diken diken oldu. Mahalle manavından alışveriş yaparken, meyve sandıklarının arkasındaki film kutuları dikkatini çekmiş ve sormuş. Manav “Birileri eski filmleri getiriyor, sonra başkaları da gelip alıyor buradan abi” demiş. O filmlerde gümüş nitrat vardı, o gümüşü çıkartmak için alınırdı onlar. İçindeki film önemli değil onlar için. Kaç paraya satıyorlar diye sormuş. Çok ucuz bir rakam söyleyince de o filmleri Sami Bey satın almış. Çöpe gidecek, yok edilecek filmlerin içinden Atatürk çıkmış, üstelik sesli. Milli bayramlarda gösterilen Atatürk görüntülerinin çoğu oradan çıkarılmış. Tam bir tesadüf. Düşünün, kimbilir ne filmler çöpe gitti, gümüş nitrat çıkarılırken yok edildi.
Zeki Bey, bir sinema filmi hazırlığında olduğunuzu duydum. 1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla başlayıp 1908'de 2. Meşrutiyet'in ilan edilmesiyle sona eren dönemi anlatan bir film olacakmış...
Proje değil de dost sohbetlerinde anlattığım bir hayaldir bu. Keşke imkan olsa da filme çekilse, dizisi yapılsa. Ancak bunun için büyük paralar gerekir. Ayrıca o dönemi anlatmak, birilerinin tepkisini çeker. Kimi kızar, kimi alkış tutar. Tehlikeli bir konu. Abdülaziz, Abdülmecit, V. Murat'ın 93 günlük saltanatı, II. Abdülhamit'in 33 yıllık dönemi çok önemli. Keşke Hürrem'e bu kadar tav olmasaydık da bu dönemi de dizi yapsalardı.
Neden Tanzimat Dönemi?
Bugünü daha çok anlatıyor, daha çok benziyor. O dönemde hayatta kalmaya çalışan bir toplum vardı. Bence II. Abdülhamit, 36 Osmanlı padişahı arasında hatasıyla sevabıyla en önemlilerinden biridir. Çünkü, 100 yıl önce dünyaya gelse, dillere destan olacak birisi. Ancak öyle zor, hatta imkansız bir dönemde gelmiş ki, o noktadan sonra imparatorluğu kurtarmak mümkün değil. 'Hasta adam'ı 33 yıl yaşatması bile başlı başına mucize... Ne olursa olsun her şeyi göze alarak o dönemi anlatmak isterim. De ki hayal, de ki umut. 70 yaşındaki Zeki Alasya'nın bu isteği çok mu fazla? Böyle bir dizi ya da filmi çekemesem bile hiç değilse yazacağım.

Zeki Alasya 70 yaşında ama her zaman bir delikanlı gibi enerji dolu... Galiba bunun kaynağı da 2008’de hayatınızı birleştirdiğiniz Jülide Atak’tan geliyor...
Karım Jülide Atak, inanılmaz pozitif bir insandır, sürekli destek olur bana. Bir sanatçı için bana göre ideal eştir kendisi. Beden ya da zihinsel olarak ne kadar yorulsam da o beni dinlendirmesini çok iyi biliyor. Çok mutluyum.