İran’ın güneybatısında, Zagros dağlarının sert coğrafyasında yaşanan bu olay, modern savaşın en çıplak fotoğraflarından birini ortaya koydu. Çünkü burada mesele yalnızca düşürülen bir F-15E ve kurtarılan bir personel değil; tek bir insan için nasıl katmanlı, pahalı ve riskli bir askeri sistemin devreye sokulduğudur.
Olayın başlangıcı ABD’ye ait iki kişilik bir F-15E Strike Eagle’ın vurulmasıydı. Bu, sıradan bir kayıp değil. Çünkü ABD’nin 2003 Irak işgalinden bu yana ilk kez düşman ateşiyle bir savaş uçağı kaybetmişti. İlk plot hızla kurtarıldı. Ancak arka koltuktaki silah sistem subayı -Trump’ın ifadesiyle albay- kayboldu.
İşte savaş tam burada başladı.
Bu tür durumların askeri adı Combat Search and Rescue (CSAR). Ama bu kavram, sanıldığı gibi bir “arama ve alma” faaliyeti değil. Yerde bir kişi vardır, onu arayan bir güç vardır ve onu ele geçirmek isteyen başka bir güç vardır. Bu üçlü denklemde zaman kritik değişkendir. Çünkü yere düşen personelin hem fiziksel dayanımı hem de gizliliği sınırlıdır.
★★★
İran tarafı bu gerçeği hızlı kavradı. Devlet medyası üzerinden çağrılar yapıldı, enkaz görüntüleri yayıldı, yerel halka ödül verileceği söylendi. Bu, operasyonun karakterini değiştiren en kritik unsurlardan biriydi. Çünkü artık arama yalnızca askeri unsurlarla değil, coğrafyayı bilen sivillerle de yürütülüyordu. Modern savaşta bu, “insan sensörü” etkisi yaratır. Dağ, köy, yol hattı… Her nokta potansiyel ihbar kaynağına dönüşür.
ABD ise buna tek katmanlı bir karşılık vermedi. İlk aşamada istihbarat devreye girdi. CIA, kayıp personelin yerini tespit etmek için 24 saattan uzun süre çalıştı ve aynı anda İran içinde bir aldatma operasyonu yürüttü. Yanlış bilgi yayarak İran güçlerinin yönünü şaşırtmayı hedefledi.
Yer tespit edildikten sonra ikinci aşama başladı. Koruma ve alan kontrolü.
MQ-9 Reaper insansız hava araçları devreye sokuldu. Bu platformlar yalnızca gözlem yapmaz; gerektiğinde doğrudan ateş gücü üretir. Açık kaynaklara göre, kurtarılmayı bekleyen personele üç kilometre mesafeye kadar yaklaşan unsurlar hedef alındı. Aynı anda savaş uçakları İran konvoylarını durdurdu. Böylece yerdeki bir kişi için geçici bir hava güvenlik kubbesi oluşturuldu.
Bu tablo, modern savaşın en pahalı reflekslerinden biridir. Tek bir personel için çok katmanlı hava ve istihbarat ağı kurulur.
Operasyonun ilk safhasında kullanılan platformlar daha klasik yapıdaydı. Pave Hawk helikopterleri ve C-130 türevleri. Ancak sahadaki risk seviyesi bu planı hızla değiştirdi. Helikopterlerin yer ateşi alması, bölgenin düşük tehditli olmadığını gösterdi. Bu noktadan sonra operasyon genişletildi ve daha özel görev platformları devreye sokuldu.
Burada MC-130J’nin rolü kritik hale geliyor. Bu uçaklar standart nakliye platformları değildir. Gece uçuşu, düşük görünürlük, düşman sahasına sızma ve kısa ya da bozuk pistlerde operasyon kabiliyeti için tasarlanmıştır. Guardian’ın aktardığına göre ABD, güney İsfahan’da terk edilmiş bir havaalanını kullandı. Bu iddia doğrulanmış değil; ancak böyle bir zemin, klasik nakliye değil özel harekât uçuş profilini gerektirir.
Yerdeki personel açısından ise durum son derece kritikti. Elindeki en önemli ekipmanlardan biri acil durum beacon’ıydı. Ancak bu cihaz iki ucu keskin bir araçtır. Sinyal gönderdiğinizde dost unsurlar sizi bulur; ama aynı sinyal düşman tarafından da tespit edilebilir. Bu nedenle sinyal kullanımı ölçülü yapılmak zorundadır. Bu, modern savaşın en temel paradokslarından biridir: görünür olmak kurtarır, ama aynı zamanda hedef haline getirir.
Askeri değerlendirmelere göre bu tür durumlarda açık koordinat paylaşılmaz. Bunun yerine önceden belirlenmiş referans noktaları ve dolaylı iletişim yöntemleri kullanılır. Yani iletişim, bir adres vermekten çok şifre çözmeye benzer.
★★★
Operasyonun en sert aşaması ise yer teması sırasında yaşandı. Navy Seal 6’ncı Komando Timi yoğun örtü ateşi altında bölgeye girdi. Reaper’lar ve savaş uçakları yaklaşan İran güçlerini bastırdı. Bu aşamada amaç, geniş çaplı çatışma değil, zaman kazanmaktı. Arama kurtarma operasyonlarında temel prensip budur. Hedefi al, temas süresini minimumda tut ve bölgeden çık. ABD’li pilot 2200 metrede, çıktığı sarp kayalık yamaçtan kurtarıldı.
Ancak operasyonun en çarpıcı kısmı finalde yaşandı.
Kurtarma tamamlandıktan sonra tahliye için kullanılan uçaklardan bazıları yerde sorun yaşadı. İçinde onlarca komando ve helikopter bulunan iki MC-130J tipi uçak zemine saplandı. Bunun üzerine üç ek uçak gönderildi. ABD’li yüzlerce komando bu yeni platformlarla tahliye edildi.
Yerde kalan uçaklar ise imha edildi. Her biri 100 milyon doların üzerinde.
Ve bence bu hikâyenin en güçlü cümlesi şu...
Bazen bir savaşın en büyük teknolojik gösterisi, en ilkel insan durumunu kurtarmak içindir. Bir dağ yarığında saklanan yaralı bir insanı. Üzerinde suyu, pusulası, bıçağı, beacon’ı, telsizi ve belki tabancası olan; ama o anda bütün teknolojinin içinden sıyrılıp yeniden bedene, susuzluğa, karanlığa ve sessizliğe indirgenmiş bir insanı.
MC-130J’ler, Reaper’lar, CIA aldatması, konvoyları kesen uçaklar, ateş açarak çevreyi tutan komandolar… Hepsi sonunda o ilk ve son soruya hizmet ediyor...
Gece bitmeden ona ulaşılabilecek mi? Cevap evet oldu. Ama bu “evet”, pürüzsüz değil; yorucu, pahalı, kirli ve çok katmanlı bir evett..