Yaşlılar yenilgiyi kabul etmeli



Russell Simmons müzikle ilgilenenler
arasında tanrı mertebesinde bir yetenek
avcısı.

New Yor­k’­ta ya­şa­ma­nın gün­lük oyun­la­rın­dan bi­ri her gün bir yer­de, ya da so­kak­ta ya­nı­nız­dan rast­ge­le ge­çen bir ün­lü­ye rast­la­mak. Ra­con da bo­zun­tu­ya ver­me­mek, ta­nı­dı­ğı­nı­zı bel­li et­me­mek, ‘sel­fi­e’ fa­lan çek­tir­me­ye yel­ten­me­mek. Ge­çen­ler­de bir ak­şam So­ho Ho­use’­un te­ra­sın­da­ki ha­vuz­da otu­rur­ken ani­den bir adam içe­ri gir­di ve çok ya­kı­nı­mız­da­ki ma­sa­ya otur­du.
Ya­nım­da­ki ar­ka­da­şı­ma “O mu?” di­ye sor­dum.
“E­vet o ama lüt­fen he­ye­can­lan­ma­” de­di.
Na­sıl he­ye­can­lan­mam, bir ara kalp atı­şım du­ra­cak­tı ne­re­dey­se... Abar­tı­yo­rum ta­bi­i ama gör­dü­ğü­müz ki­şi Rus­sell Sim­mon­s’­dı. 2011 iti­ba­rıy­la ser­ve­ti 340 mil­yon do­lar olan Sim­mons mü­zik­le il­gi­le­nen in­san­lar açı­sın­dan tan­rı mer­te­be­si­ne yük­sel­miş bir fi­gür.
Rap mü­zi­ği­nin ta­rih­çe­si­ne dal­dı­ğı­nız­da he­men ilk yıl­lar­da Sim­mon­s’­ın adı­nı gö­re­cek­si­niz. Dün­ya­nın en bü­yük hip-hop sa­nat­çı­la­rı­nı bün­ye­sin­de ba­rın­dı­ran Def Jam plak şir­ke­ti­nin de ku­ru­cu­la­rın­dan.


Drake kendisini eleştirenlere bu fotoğrafla yanıt verdi.

Hip-hop as­lın­da bir kül­tü­rün adı. Dört aya­ğın­dan bi­ri rap (ya­ni em­ce­eing), DJ’­lik, gra­fit­ti ve bre­ak dans. Rap ilk kez Bron­x’­ın ara so­kak­la­rın­da­ki par­ti­ler­de doğ­du. Ora­dan ya­vaş ya­vaş ön­ce New Yor­k’­a, son­ra da tüm dün­ya­ya ya­yıl­dı.

S’­le­ri söy­le­ye­me­yen Sim­mon­s’­ın en bü­yük özel­li­ği müt­hiş bir ye­te­nek av­cı­sı ol­ma­sı ve fark­lı be­yin­le­ri bi­r a­ra­ya ge­tir­me­siy­di. Tam bir da­hi işa­da­mı as­lın­da.
Da­ha ilk yıl­lar­da kar­de­şi Rev Ru­n’­la Run DMC gru­bu­nu kur­du. Bağ­cık­sız Adi­das ayak­ka­bı­la­rı, Ca­zal göz­lük­le­ri ve şap­ka­la­rıy­la yap­tık­la­rı rap şar­kı­la­rı ka­dar bir mo­da akı­mı da ya­rat­tı bu grup.
Sim­mons, Ae­ros­mit­h’­in “Walk This Wa­y” şar­kı­sı­nı zor­la Run DMC’­ye söy­le­te­rek roc­k’­la rap ara­sın­da­ki ka­lın du­va­rı da kır­dı. Şar­kı­nın kli­bin­de Ae­ros­mith ve Run DMC fark­lı oda­lar­da ay­nı şar­kı­yı söy­lü­yor­lar ve o du­var sem­bo­lik ola­rak da aşa­ğı­ya ini­yor. Bu, ra­p’­in sa­de­ce si­yah­la­ra hi­tap eden bir mü­zik ol­ma­dı­ğı­nı, ka­pa­lı bir çev­re­de kal­ma­ya­ca­ğı­nı ve ya­yı­lıp ana akı­ma ha­kim ola­ca­ğı­nın da ilk baş­lan­gı­cıy­dı.


Run DMC ilk büyük rap gruplarından biri.

Her şe­yin baş­lan­gı­cı Simmon­s’­a da­ya­nı­yor bir şe­kil­de.
Bu­gün if­lah ol­maz bir Kan­ye West hay­ra­nı­yım. Ge­çen haf­ta­nın en önem­li ha­be­ri be­nim için Dra­ke­’le Me­ek Mill ara­sın­da­ki diss sa­vaş­la­rıy­dı. Açık­la­ya­yım: Diss iki ra­p’­çi­nin bir­bir­le­ri­ne laf sok­tuk­la­rı, had­le­ri­ni bil­dir­dik­le­ri söz­cük sa­vaş­la­rı­na ve­ri­len ad. Me­ek Mill, şu an­da ra­p’­in zir­ve­sin­de olan Dra­ke­’in söz­le­ri­ni baş­ka­sı­nın yaz­dı­ğı­nı id­di­a ede­rek sa­va­şı ateş­le­di. Dra­ke de ar­ka ar­ka­ya iki dis­s’­le Me­ek Mil­l’­e had­di­ni bil­dir­di. Me­ek bu sa­va­şı sa­de­ce kay­bet­me­di, ne­re­dey­se “öl­dü­rül­dü.” Kız ar­ka­da­şı Nic­ki Mi­naj bi­le bu ye­nil­gi­den son­ra onu bı­rak­tı.
Bu­gün hip-hop bas­ba­ya­ğı ana­ akı­ma yön ve­ren bir kül­tür. Tür­ki­ye­’de bi­le Spo­tify ve­ri­le­ri­ne gö­re en çok din­le­nen isim Ce­za. Bill­-bo­ard Hot 100 lis­te­si­nin ilk 10’u­na ya rap ya R&B ya­pan isim­ler ha­kim.
Ci­ci kız ima­jı­nın en bü­yük tem­sil­ci­si Tay­lor Swift bi­le “Bad Blo­od” şar­kı­sın­da Los An­ge­le­s’­ın va­roş­la­rın­da çe­te sa­vaş­la­rı­nı an­la­ta­rak ün­le­nen Ken­drick La­ma­r’­la dü­et yap­tı.
Ge­çen­ler­de Mi­ami’­de bir ge­ce ku­lü­bü­ne gi­de­cek­tik, rock ge­ce­siy­miş. Bir za­man­lar
sa­de­ce in­di­e rock din­le­yen ben bi­le ir­kil­dim, “Hâ­lâ rock mı din­le­ni­yor, ne işi­miz va­r”
di­ye vaz­ge­çip Qu­est­lo­ve­’ın DJ’­lik yap­tı­ğı bir par­ti­ye git­tik.
Ne­re­dey­se rock mü­zi­ği­nin ölüm ila­nı ve­ril­mek üze­re. Rock, 90’lar­da kal­mış, din­le­yi­ci­si yaş­lan­mış, ye­ni sö­zü, kül­tü­re kat­kı­sı tü­ken­miş bir tür gi­bi ne­re­dey­se. Hip-hop ise di­na­mik, ken­di­ni ye­ni­li­yor, çok genç, sü­rek­li söy­le­ye­cek sö­zü var, ya­ra­tı­cı ve kor­ku­suz. Bu­gün Bal­ma­in, Gi­venchy, Ba­len­ci­aga, Sa­int Lau­rent gi­bi ta­ri­hin önem­li mar­ka­la­rı ye­ni­den di­ri­lip po­pü­ler olur­ken bu kı­ya­fet­le­ri ağır­lık­lı ola­rak ra­p’­çi­ler ta­şı­yor. A$AP Rock­y’­nin “Fas­hi­on Kil­la­” şar­kı­sı­nı şid­det­le tav­si­ye ede­rim bu ko­nu­da.
Üs­te­lik, dev mo­da­ev­le­ri ve ta­sa­rım­cı­lar da ye­ni ko­lek­si­yon­la­rı­nı rock ta­ri­hin­den kül­tü­rün­den il­ham ala­rak ha­zır­lı­yor­lar.
Bir sü­re ön­ce BBC Ra­di­o’­ya rö­por­taj ve­ren Kan­ye West “We the new rock stars!” di­ye­rek ra­p’­çi­le­rin ar­tık ye­ni rock yıl­dız­la­rı ol­du­ğu­nu dek­la­re et­ti ve tar­tış­ma­ya nok­ta­yı koy­du za­ten. Bü­tün ağa­bey­le­ri­mi­ze ses­le­ni­yo­rum: Ye­nil­gi­yi ka­bul edin.

Ceza bir numara ama...

Türkler hip-hop’tan ne kadar anlıyor?




Ceza çok büyük bir star olabilirdi, olmadı.

Bronx’ta olduğu gibi Türkiye’de de rap müziğini varoşlarda oturan gençler yapıyor, daha çok varoşlarda oturan gençler dinliyor, o gençler kendilerince hip-hop kültüründen doğan kıyafetler giyiyorlar.
Fransa’da da durum aynı. Göçmenlik sorunları, yabancı olmanın negatif etkileri, gündelik ırkçılık gibi temalar Fransız rap şarkılarında kendilerine yer buluyor.
Amerikan rap’inde kokain satmak, pahalı arabalarda gezmek, birden fazla kadınla aynı anda yatmak gibi birbirini tekrar eden temalar olsa da leitmotif hâlâ ve her zaman özünde siyah olmak.
Amerikan rap şarkılarının Türkiye’de söz gelimi Trabzon gibi bir şehirde spor yapan gençler arasında dinlenmesi benim için gizemini koruyor.
Bu çocukların pek çoğu söze dayalı bu müziğin ne anlattığını bilmiyor, daha çok temposuna takılıyorlarmış gibi geliyor. Pek çok referansı anlamak, yabancı dil bilseniz de mümkün değil.
Bu yüzden genius.com gibi siteler rap şarkılarını satır satır inceleyerek açıklıyor. Neredeyse bir şiir gibi yaklaşılıyor.
Türkçe rap bir 10 sene önce zirvedeydi. Ceza, Fuat, Sagopa Kajmer gibi isimlerle popüler oldu.
Sonradan Sagopa fazlasıyla dine kaydı.
Ceza’nın en bilinen şarkısı AKP seçim propagandasında kullanıldı. Hatta ailesinin AKP’ye oy verdiği bile konuşuldu; bunu yazdığımda Ceza yalanlamıştı.
Şimdi yeni bir Ceza albümü var ve çok iyi eleştiriler alıyor müzik eleştirmenlerinden. Ceza’nın Türkiye’nin bir numaralı starı olması gerekirdi ama olmadı. Kısıtlı bir çevrede hapsoldu kaldı.
Bir söyleşisinde Amerikan rap’çileri gibi pahalı arabalarda kadınlarla gezip poz vermediğini söylüyor, çünkü Türkiye’nin ekonomik ortamının buna uygun değilmiş.
Oysa rap’çilerin imajlarını ‘özenilmek’ üzerine kurdukları içinde 1500 dolarlık Balmain Jean giyiyorlar. Türkiye’de bu açığı futbolcular dolduruyor, şarkıcılar değil.
Kimse Ceza gibi giyinmeye özenmiyor ama futbolcular modaya yön veriyor.
Basın da hip-hop kültürünün gerisinde.
Geçenlerde Twitter’dan Drake’in Türkiyeli hayran gruplarıyla konuştum, yavaş yavaş bir kitleleri oluştuğundan bahsettiler. Drake’in adı Türkiye’de en son Madonna’yla öpüşüp ağzını sildikten sonra duyuldu. Oysa Amerika’da pek çok genç Madonna’nın adını ilk kez Drake sayesinde duydu!
Bana kapalılığımızla, magazinin, basının popüler kültürün kendini yenilememesiyle ilgili geliyor bu aradaki büyük uçurum.
Kısacası eski ezberlerin altında eziliyoruz.
Hâlâ Madonna merkezli haberler yapılması bundan... Ceza’nın çok popüler olmasına rağmen sınırlı bir kitleye hitap etmesi de. Kuşkusuz, içerik yetersizliği de etkin ama dış etkenler de göz ardı edilemez.
Popüler kültürde de bu geri kalmışlık siyasi iklimden bağımsız düşünülemez. Sonuçta popüler kültürde renklilik başka sorunlarını aşmış toplumlarda belirir. Biz hâlâ en temel sorunlarımızı bile aşamayan bir ülkeyiz oysa...
Bir pazar günü uzun uzun hip-hop tarihi yazmam da benim şahsi küçük isyanım sadece.

Sahaflardan çıktı

Cengiz Çandar’dan büyük ayıp




Cengiz ve Tuba Çandar arkadaşları İsmet Berkan’ın imzalı kitabını elden çıkarmış.

Yalan davalarla insanların hayatlarının karartıldığı yakın zamanda bu sürecin en önemli figürleri de bu davaları meşru kılan gazetecilerdi. Balyoz’la, Ergenekon’la ilgili ne söyledilerse yanlış çıktı... Yalanlar üzerine kitaplar, yazılar yazdılar. Şimdi de hiçbir şey yokmuş gibi hayatlarına devam ediyorlar.
Geçenlerde İsmet Berkan’ın o dönemde yazdığı bir kitap geçti elime.
Adı “Asker Bize İktidarı Verir mi?”
Elime geçen imzalı bir kopya...
Cengiz ve Tuba’ya imzalanmış...
Yani Cengiz Çandar ve eşi Tuba Çandar’a... İsmet Berkan’ın fikir birliği ettiği meslektaşları.
Ne garip ki Çandarlar bu kitabı ellerinden çıkarmışlar... İsmet Berkan’ın “bir hatırlama, hatırlatma” olarak imzaladığı kitap sahaflara düşmüş.
Anlamadım doğrusu...
Cengiz Çandar bu kitabı elinden neden çıkardı? Yakın arkaşına ayıp değil mi? Artık bu kitaba ihtiyaç olmadığına mı karar verdi? Ne oldu acaba, Balyoz gibi davalar yalan çıkınca kitabın da geçerliliği kalmadığına mı ikna oldu?
Peki ya kendi yazdıkları? Bu kitabı elden çıkardı diyelim, kendi yazdıklarını unutturacak mı?

İdo’nun dövmesi

Türk ne demek?




İdo Tatlıses, Türk kavramını birçok entelektüelden daha doğru kullanıyor.

İbrahim Tatlıses’in oğlunun adı da İbrahim Tatlıses. Ancak babasıyla karışmasın diye küçük yaşlardan itibaren ona İdo diyorlar. İdo, İbrahim-Derya Oğlu’nun kısaltması...
Dövmeleri hep konuşuluyor. En son Instagram hesabından göğsüne Türk yazdığı dövmesi ortalığı yıktı.
Kürt kökenli bir gencin Türk diye dövme yaptırması tartışma yarattı. Her zamanki gibi Türk kavramıyla ilgili bir kafa karışıklığı yaşanıyor çünkü.
Oysa İdo’nun yaptığı doğru...
Kendisi Kürt olmasına rağmen Türk. Çünkü Türk bir üst kimlik. Neredeyse 16. Yüzyıl sonlarına kadar Batılılar İslam’ı Türk dini olarak yazmışlardır.
Osmalı’ya da Batı Türk Devleti diyor, yazışmalarında Ottoman diye kolay kolay geçmez.
Atatürk de “Ne mutlu Türk’üm diyene” derken bu topraklarda yaşayan herkesi kastetmiştir, modern bir yorumla söyleyecek olursan Türkiyeli, Türkiye Cumhuriyet vatandaşı demek istemektedir.
Türk aslında ırk esasına dayanan bir kimlik değil...
Kürtlerin ve her türlü azınlığın yaşadığı zulüm bir yana... Bu Türk kimliğinden nefret etmek anlamına gelmemeli. Bu yüzden İdo’nun yaptığı doğrudur... Türkiye’nin liberallerinden daha yerinde kullanmıştır Türk kavramını; bir üst kimlik olarak...

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram’dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.