Bir ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak güçlü bir geleceğe sahip olması, eğitim sisteminin niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır.

Eğitim, yalnızca bilgi aktarma süreci değildir. Aynı zamanda insanın düşünme, sorgulama, üretme ve toplumsal sorumluluk kapasitesini şekillendirir.

Nitelikli eğitim veren toplumlarda bireyler devlet mekanizmasına, ekonomiye ve sosyal yapılara daha etkin katkı sağlarlar. Eğitimin kalitesi arttıkça halkın yaşam düzeyi yükselir, demokratik katılım güçlenir ve kalkınma sürdürülebilir hale gelir.

★★★

Bu yapının omurgasını ise öğretmenler oluşturur.

Öğretmen, öğrencinin sadece akademik becerilerini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal değerlerin, eleştirel düşüncenin ve özgüvenin inşa edildiği her safhada yer alır.

İyi bir eğitim sisteminin kalitesi öğretmenlerin niteliği, çalışma koşulları ve mesleki motivasyonuyla ilgilidir. Çünkü öğretmenler toplumun ilerlemesinin doğrudan belirleyicisidir.

★★★

Toplumda hâlâ “Öğretmenlik kıyak meslek, üç ay tatil yapıyorlar, yarım gün çalışıyorlar” gibi sığ cümleler kuranlar var.

Bu lafı edenlerin ya eğitim sisteminden haberi yok ya da bilinçli olarak görmezden geliyorlar.

Bir öğretmen sınıfa girip dersi anlatıp çıkmıyor. Ders planı hazırlıyor, ölçme değerlendirme yapıyor, veliyle uğraşıyor, idari angaryaları tamamlıyor, sınav kâğıdı okuyor, rehberlik yapıyor, kriz yönetiyor.

Üstelik bütün bunları kalabalık sınıflarda, yetersiz imkânlarla, çoğu zaman psikolojik baskı altında yapıyor. Yaz tatili denilen dönem ise seminerler, planlama, hizmet içi eğitim ve gelecek yılın hazırlığıyla geçiyor.

“Yatıp para alıyorlar” diyenlerin büyük kısmının bir gün bile 40 kişilik bir sınıfın karşısına geçip disiplin sağlamaya güçleri yetmez.

İnsanın bilmediği işi küçümsemesi kolaydır. Emeği görmeyen göz, akıl da üretmez. Bu bakış açısı eleştiri değil, düpedüz cehalettir. Öğretmenin emeğini hafife almak, aslında kendi çocuğunun geleceğini hafife almaktır.

★★★

Ayrıca Türkiye’deki öğretmenlerin durumuna baktığımızda, olması gerekenden epey uzakta bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Öğretmenler uzun süredir düşük ücret, ağır iş yükü, kalabalık sınıflar ve profesyonel desteğin eksikliği gibi ekonomik ve yapısal sorunlarla mücadele ediyor.

Bu sorunlar sadece mesleki tatmini zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda öğretmenlerin günlük hayatta yaşadığı stres ve psikolojik yükü de artırıyor.

Üstelik bu zorluklar yetmezmiş gibi, öğretmenler can güvenliği açısından da ciddi risklerle karşı karşıya. Okullarda her türlü şiddet olayının arttığına dair öğretmen sendikalarının açıklamaları var.

Eğitim sistemindeki gerilimli ilişkiler, öğretmen ve öğrenci arasındaki güven duygusunu da zedeliyor ve eğitim ortamını tehlikeli hâle getirebiliyor.

★★★

Son beş yıl içinde Türkiye’de öğretmenlerin maruz kaldığı ölümcül saldırılar da bu riskin somut örnekleridir.

Mayıs 2024’te İstanbul’da 74 yaşındaki okul müdürü İbrahim Oktugan, eski bir öğrencinin silahlı saldırısı sonucu okulda öldürüldü.

İstanbul’daki bu cinayet ne yazık ki tek örnek değil. Haziran 2025’te Konya’nın Karatay ilçesinde bir lisede görev yapan rehberlik öğretmeni Muhammed Öz, okul binasında silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Ölümle sonuçlanmayan ama aynı zihniyetin ürünü olan vakalar da var. 2025’te Antalya’nın Alanya ilçesinde bir sınıf öğretmeni, okul koridorunda bir veli tarafından öğrencilerin gözü önünde tokatlandı.

Saldırgan tutuklandı ancak bir veli, okulun içinde öğretmene el kaldırmayı kendinde nasıl hak görebiliyor, asıl mesele bu.

Şiddet sadece silahla olmaz. El kaldırmak da şiddettir. Tehdit etmek de. İtibarsızlaştırmak da.

★★★

Ve dün Türkiye eğitim tarihinde yeniden bir karanlık sayfa açıldı. İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 17 yaşındaki bir öğrenci, iki öğretmeni ve bir öğrenciyi bıçakla yaraladı.

Yaralanan öğretmenlerden 44 yaşındaki Fatma Nur Çelik, tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Yaralanan diğer öğretmen Z.A. ve öğrenci S.K. çok şükür hayatta.

Saldırgan öğrenci gözaltına alındı ve soruşturma başlatıldı. Bu alçakça eylem sonrası eğitim sendikaları İstanbul’da bir günlük iş bırakma kararı aldı ve öğretmenlerin can güvenliği için yeni taleplerini kamuoyuyla paylaştı.

★★★

Bu sadece bir eğitimcinin ölümü değildir. Bu, bir anne, bir rehber, bir toplum inşa edicisinin hayattan koparılışıdır.

Fatma Nur öğretmenimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesi, öğrencileri ve tüm eğitim camiasının acısını gönülden paylaşıyorum.

Böyle trajediler bir daha yaşanmasın. Eğitimde can güvenliği sağlanmadan kalkınma ve ilerleme mümkün değildir.

Öğretmenin değersizleştirildiği yerde eğitim sistemi çöker. Toplumun geleceği de aynı kaderi paylaşır. Eğitimde güvenlik, saygı ve insan onuru her şeyin önünde gelmelidir.