Yapay zekâ son birkaç yılda hayatın her alanına hızla girdi. Öğrenciler ödev hazırlarken, şirketler analiz yaparken, hastalar doktora gitmeden önce ön bilgi almak için, yazılımcılar kod yazarken hata ayıklamak için kullanıyor. İnsanlar seyahat planı yaparken, yatırım seçeneklerini karşılaştırırken ya da bir sözleşmeyi anlamaya çalışırken de başvuruyor. Birkaç kelime yazıp saniyeler içinde metin, rapor ya da öneri almak büyüleyici görünüyor.
Ama kullanmaya başladığında doğru cevabı alabilmek için doğru soruyu sormak gerektiğini fark ediyorsun. Yapay zekâ sihirli bir zihin okuyucu değil. Doğal olarak neyi, hangi sınırlar içinde ve hangi amaçla istediğini bilmiyor. Bunu senin belirlemen lazım.
Çünkü soru belirsizse cevap da belirsiz oluyor. Hedef, kapsam ve beklenti net değilse sonuç yüzeysel kalıyor. Soru ne kadar açıklayıcıysa, hata payı o kadar azalıyor. Bu yüzden yapay zekâ kullanırken asıl beceri doğru soruyu sorabilmek. Aynen hayattaki gibi.
★★★
Bir insanın hayattaki gidiş yönünü belirleyen şey çoğu zaman sorduğu doğru sorulardır. Oysa biz sadece cevapların peşinden koşarız. Asıl dikkat etmemiz gereken şeyin sorduğumuz sorular olduğunu gözden kaçırırız.
Tartışırken, kendimizi tanımaya çalışırken, bir ilişkiyi yürütürken ya da iş hayatında ilerlemek isterken yanlış sorulara odaklandığımızda aldığımız cevaplar da bizi yanlış yola çıkarır.
Örneğin birçok kavga aslında çözüm arayışı değil, üstünlük mücadelesidir. Doğru soru niyeti açığa çıkarır ve sonucu belirleyen şey cevaplar değil, sorulardır. Yanlış soru seni yanlış zemine çeker. Tartışmaya “Kim haklı?” diye sorarak başlarsan çözüm değil taraf üretirsin. Çünkü herkesin kendine göre haklı argümanları olacaktır. “Burada asıl sorun ne?” diye sorarsan konu kişisel olmaktan çıkıp, soruna odaklanacaktır.
Kendimizi tanımak söz konusu olduğunda da durum farklı değildir. “Bu neden hep böyle oluyor?” sorusu aslında kaderci bir kabulleniştir. Değişim kapısını kapatır. Oysa “Bu davranışı hangi ihtiyacımı korumak için yapıyorum?” sorusu iç mekanizmayı açar. “Neden hep aynı tip insanlar karşıma çıkıyor?” yerine “Bu insanlarda bana tanıdık gelen şey ne?” diye sorduğunda geçmişinle yüzleşirsin. Doğru soru yüzeyi değil, alttaki asıl problemi hedef alır.
Başkalarını tanırken de benzer bir hata yaparız. İnsanları iyi-kötü diye etiketleriz. “Bu kişi iyi mi, kötü mü?” diye sormak basit bir çerçevedir. İnsan davranışı bundan çok daha karmaşıktır. “Bu kişi hangi koşullarda nasıl tepki veriyor?” sorusu daha gerçekçidir. “Bana bunu neden yaptı?” yerine “Bu davranış onun hangi korkusuna ya da çıkarına hizmet ediyor?” dediğinde kişisel algı azalır, tablo netleşir ve analiz başlar.
Başarı ve mutluluk konusuna geldiğimizde ise yanlış sorular daha tehlikelidir. Zorluk yaşadığımızda ilk refleks genelde “Bu neden benim başıma geldi?” sorusunu sormaktır. Bu soru gücü dışarı verir ve mağduriyet üretir. Oysa “Bu durumda kontrol edebileceğim ne var?” dediğin anda sorumluluk alanına geçersin. Soru değiştiğinde konum değişir. Tepki veren insan olmaktan, yön veren insana geçersin. “Bu durum bana ne öğretiyor?” sorusu ise gelişim kapısını açar.
Başarı için de aynı durum geçerlidir. “Nasıl daha başarılı olurum?” sorusu yüzeyseldir. “Gerçekten hangi problemi çözebiliyorum?” stratejiktir. “Herkes ne yapıyor?” sürü psikolojisidir. “Benim güçlü tarafım ne?” analizdir. Yanlış soru seni kalabalığın içine karıştırır. Doğru soru ise seni ayrıştırır.
★★★
Doğru soruların üç temel etkisi vardır. Birincisi, netlik sağlar çünkü duyguyu problemden ayırır. İkincisi, sorumluluk üretir. Suçu dağıtmak yerine payınızı görmenizi sağlar. Üçüncüsü, eyleme geçirir çünkü iyi soru yön gösterir.
Hayatta ilerleyen insanlar her şeyi bildikleri için değil, doğru soruları sordukları için ilerler. Yanlış sorular seni geçmişe bağlar. Doğru sorular ise seni ileri taşır. Yanlış sorular mağdur üretir. Doğru sorular güç verir. Yanlış sorular egoyu besler. Doğru sorular gerçeği gösterir.
Cevap aramadan önce soruyu doğru sormak önemlidir. Çünkü hangi soruyu sorduğun, nasıl bir hayat yaşayacağını belirler.