Bir zamanlar bize şöyle anlatıldı.

Dünya küçülüyordu.
Sınırlar anlamını yitiriyordu.
Üretim dünyanın bir ucunda yapılacak, tüketim öbür ucunda gerçekleşecekti.

Adına küreselleşme dediler.

Bir telefon düşünün.
Tasarımı Kaliforniya’da yapılır…
Çipleri Tayvan’da üretilir…
Ekranı Güney Kore’den gelir…
Montajı Çin’de yapılır…
Sonra dünyanın dört bir yanında satılır.

Ekonominin yeni dini buydu.

Ucuz işçilik.
Ucuz enerji.
Ucuz lojistik.

Ve yıllarca çalıştı.

Ama sonra dünya bir sabah uyandı ve küreselleşmenin sadece verimli değil…
Aynı zamanda çok kırılgan olduğunu gördü.

Önce pandemi geldi.

Çin’de fabrikalar kapandı.
Avrupa’da üretim durdu.
Amerika’da market rafları boşaldı.
Tedarik zincirleri bir domino taşı gibi devrildi.

O günlerde The Economist dergisi kapak yaptı.
Başlık şuydu:

“Just-in-Time is dead.”
(Yani: “Tam zamanında üretim sistemi öldü.”)

Küreselleşmenin en büyük prensibi buydu.
Stok tutma.
Dünyanın en ucuz yerinden üret.
Tam zamanında teslim et.

Pandemi o sistemi tek bir darbeyle kırdı.
Sonra savaşlar geldi.
Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’ya acı bir gerçeği hatırlattı.
Enerji sadece enerji değildir.
Enerji jeopolitiktir.

Avrupa yıllarca Rus gazına güvendi.
Ucuzdu.

Ama savaş başladığında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen şu cümleyi kurdu:

“Enerji bağımlılığı stratejik bir hataydı.”

Bu cümle aslında küreselleşme döneminin özeti gibiydi. Ucuzluk uğruna güvenlik unutulmuştu.

Bugün dünyanın en büyük ekonomileri artık farklı bir politika izliyor. Amerika üretimi ülkesine geri çekmeye çalışıyor. Joe Biden bunu açıkça söyledi:

“Amerika’nın kritik üretimi yeniden Amerika’da yapılmalı.”

Yani mesele artık sadece maliyet değil.
Ulusal güvenlik.

Avrupa da aynı yolu izliyor. Yarı iletkenlerden batarya üretimine kadar birçok sektörde “stratejik özerklik” konuşuluyor.

Çin ise zaten yıllardır kendi ekonomik bloğunu kurmaya çalışıyor.
Bir başka ifadeyle…
Dünya ekonomisi tek bir küresel sistemden
birkaç büyük ekonomik bloğa doğru gidiyor.

Uluslararası kuruluşlar da bu değişimi raporlarında açıkça yazmaya başladı.

International Monetary Fund geçen yıl yayımladığı bir raporda şu tespiti yaptı:

“Dünya ekonomisi jeopolitik bloklara ayrılma riskiyle karşı karşıya.”

World Trade Organization ise küresel ticaretin artık sadece ekonomik değil güvenlik temelli kararlarla şekillendiğini vurguluyor.

Bir başka dikkat çekici tespit de World Economic Forum raporlarında yer alıyor. Raporda şu ifade kullanılıyor:

“Verimlilik için kurulan küresel tedarik zincirleri, dayanıklılık için yeniden tasarlanıyor.”

Yani eski model şuydu: En ucuz nerede üretirim?

Yeni model şu: En güvenli nerede üretirim?

Bu küçük gibi görünen değişim aslında devasa sonuçlar doğuruyor. Çünkü küreselleşme ucuzluk üzerine kuruluydu. Ama güvenliğin bir maliyeti vardır.

Daha pahalı üretim…
Daha pahalı enerji…
Daha pahalı lojistik…

Başka bir ifadeyle… Daha kalıcı enflasyon.

Bugün petrol piyasasında yaşanan her gerilim sadece enerji piyasasını değil küresel ekonominin tamamını etkiliyor.

Çünkü küresel sistem birbirine çok sıkı bağlanmış durumda. Bir yerde kriz çıktığında dumanı dünyanın her yerinde görülüyor.

Türkiye için bu değişim daha da önemli. Çünkü Türkiye sadece bir ekonomi değil… Aynı zamanda bir coğrafya. 

Avrupa ile Asya arasında.
Enerji yollarının üzerinde.
Lojistik hatların tam ortasında.

Bugün dünya küreselleşmeden tamamen vazgeçmiyor belki ama küreselleşmenin kuralları değişiyor.

Ticaret yolları yeniden yazılıyor.
Enerji rotaları yeniden çiziliyor.
Tedarik zincirleri yeniden kuruluyor.

Ve tarih bize şunu gösteriyor.

Ekonomide büyük dönüşümler gürültüyle başlamaz. Sessiz başlar. Sonra bir gün herkes fark eder ki… Dünya çoktan değişmiştir.

Belki de bugün yaşadığımız tam olarak bu.
Dünya küçülmüyor artık.
Dünya… 
Yeniden bölünüyor.