Bilge diplomat Şükrü Elekdağ, çatı adaydan “Cumhuriyet’in ilkelerine uyma” sözü istedi...

Sevgili okurlarım,
Dünkü “son kararınız mı” yazıma olumlu, olumsuz birçok tepki geldi. Bunu çok doğal karşılıyorum. Çünkü CHP ve MHP’nin ortak Cumhurbaşkanı adayı olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adı üzerinde CHP içinde de görüş ayrılıkları var. Parti Meclisi’nin İhsanoğlu’nun adaylığını onaylamasına rağmen, parti bünyesindeki gerilim ve kırılmalar devam ediyor. Bu durumda CHP’nin bilge insanlarının ne düşündüğü merak konusu oluyor. Bu soruyu, görüşlerine değer verdiğim eski CHP Milletvekili, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’a yönelttim.

Karşı olanların dayanağı

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (ŞE): CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, adayını hararetle savunuyor, onun kültürel birikimini, demokrasiye bağlılığını, adalet ve hukuk anlayışını göklere çıkarıyor, kişiliği ve deneyimiyle halkımızın kutuplaşmasını ve din istismarını önleyeceğini vurguluyor ve “siz de tanıdıkça seveceksiniz, şuna kesinlikle inanıyorum ki, Ekmel Bey ilk turda seçilecektir” diyor. Karşı cephede olanların ise İh-sanoğlu’nun, Atatürk ilkelerine, Kuvay-ı Milliye ruhuna, laikliğe ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkabileceği ve bunları savunabileceği hususunda ciddi kuşkuları var. Bu görüşlerine mesnet olarak da İhsanoğlu’nun dini kimliğinin ağır bastığını, El Ezher’de eğitim aldığını ve resmi bir konuşmasında “kendimi İslam dünyasının meselelerine adadım, var gücümle İslam dünyası için çalışacağım. Bunun dışındaki meseleler benim için ikinci plandadır” dediğini belirtiyorlar. Özetlersem, İhsanoğlu’nun muhalifleri, dinle şekillenmiş bir ruhsal ve beyinsel yapıya sahip bir kişinin AKP’nin anti-laik dayatmalarına karşı koyamayacağını ve bu niteliğiyle CHP tabanında heyecan ve coşku uyandırmayacağını vurguluyorlar.

Başbakan’ı geçer ama...

UĞUR DÜNDAR (UD): Siz de bu görüşlere katılıyor musunuz?
(ŞE): Doğrusu bu uyarı ve endişelere başlangıçta duyarsız kaldım diyemem. Ancak, kendisini yakından tanıyan ve onunla uluslararası forumlarda beraber çalışmış olan büyükelçilerimizden almış olduğum olumlu bilgiler ışığında, İhsanoğlu gibi uluslararası isim yapmış bir bilim tarihçisinin, dinsel dogmalarla fanatizmin esiri olamayacağını düşündüm ve adaylık konusuna daha geniş bir perspektiften bakma gereğini duydum. Böyle bir yaklaşım, beni, Türkiye’nin birleştirici toplumsal dokusunun aşırı yıprandığı ve çok tehlikeli bir kutuplaşma yaşadığı bu dönemde, CHP ve MHP’nin uzlaşarak bir “çatı adayı” seçebilmelerinin toplumsal mutabakat alanında akılcı ve örnek bir karar olduğu sonucuna götürdü. Özellikle, Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel savaşlar nedeniyle yeniden şekilleneceği bir jeopolitik kırılma noktasına geldiği ve El Kaide ile türevi IŞİD’in akla durgunluk veren vahşetlerine sahne olduğu bir ortamda, Türkiye’nin Suriye ve Irak ile olan sınırlarının Alevi/Şii/Sünni cepheleri karşı karşıya getiren ve ülkemizi de içine çekecek bölgesel çapta mezhep savaşlarına zemin hazırlayan bir fay hattına dönüşmüş olması, bu mutabakata daha da önem kazandırıyor.
(UD): Anladığım kadarıyla İhsanoğlu’nun adaylığını destekliyorsunuz. Peki, seçimi kazanma şansı olduğunu düşünüyor musunuz?
(ŞE): İhsanoğlu’nun adaylığına olumlu bakıyorum ama bazı şartlarım var. Bunları izah edeceğim. Önce İhsanoğlu’nun seçimi kazanma şansına ilişkin sorunuzu yanıtlayayım. CHP ve MHP ayrı adaylarla seçime girselerdi, Başbakan Erdoğan’ın seçimi ikinci turda kesinlikle kazanacağı belliydi. Oysa, İhsanoğlu’nun ortak aday gösterilmesiyle dengeler değişti. Erdoğan’ın seçimi kazanması çantada keklik olmaktan çıktı. Şöyle ki: 30 Mart yerel seçimlerinde ülke genelindeki oy dağılımı dikkate alınırsa, CHP ve MHP seçmenleri tümüyle oylarını kullanırlarsa, AKP oylarını eşitleyebiliyorlar. Saadet ve Büyük Birlik Partileri’nin yüzde 3 oranındaki oyları da buna eklenirse İhsanoğlu AKP adayını rahatça geçiyor. Ancak, yaptığımız bu hesap İhsanoğlu’nun oy potansiyelini gösteriyor. Buna göre, HDP desteğinden yararlanamadığı takdirde Erdoğan, daha birinci turda seçimi kaybediyor. İh-
sanoğlu’nun bu oy potansiyelini gerçekleştirmesi için, en başta CHP seçmeninin fire vermemesi kritik önem taşıyor.

Anayasa’nın 3 kuralı...

(UD): Hesabı İhsanoğlu’nun AKP tabanından oy alamayacağı varsayımına göre yaptınız. Fakat esas vurguladığınız husus, İhsanoğlu’nun başarısının, küskün CHP’lilerin seçimi boykot etmelerinin önlenmesine bağlı olduğu...
(ŞE): Evet, CHP’li seçmenin fire vermesinin önlenmesi çatı adayının seçimde başarısı için yaşamsal önemde... İhsanoğlu’nun bu sınavda başarılı olması -ve benim de oyumu kazanabilmesi- için seçim kampanyasında Cumhuriyet’in dayandığı üç temel ilkeye olan inancını tartışmasız biçimde ortaya koyması zorunludur. Birincisi, Türk vatandaşlarının üst kimliğinin “Türk Milleti” olduğudur. Türk Milleti’nin en veciz tanımı Atatürk’ün şu ifadesinde yerini bulur: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” Bu tanımda “Türk Milleti” kavramı, etnik, ırksal bir kimlik gözetmeksizin tüm Türk vatandaşlarını kucaklayan ve birleştiren, temsili bir anlamda kullanılıyor. Bu anlamdaki bir “Türk Milleti” kavramının halkımızın her bireyinin kendi etnik kimliğini benimsemesini ve onu özgürce yaşamasını engelleyen bir yönü yoktur. Halen yürürlükte olan Anayasamızın 66. maddesinde, “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” denilmektedir. Bu gerçeklere rağmen, Başbakan Erdoğan, “Türk Milleti” sözünü ağzına almamakta ve üst kimlik olarak “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” kavramını kullanmaktadır. Bu şekilde, Anayasa’dan Türk Milleti’nin ve Türk adının çıkarılması öngörülüyor.
(UD): Bununla güdülen bir amaç da Türk toprakları üzerinde bir federe Kürt devleti kurulmasına imkan verecek bir hukuki altyapının hazırlanması... Bu konuyu daha sonra ele alacağız... Siz devam edin...
(ŞE): Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci temel taşı laikliktir. İhsanoğlu, Ankara’da siyasi partilerin genel başkanlarıyla temasları sırasında kamuoyuna bir dizi mesaj verdi ve bu meyanda laiklik konusuna da değinerek “laiklik meselesi, din ve siyaset işlerinin birbirinden ayrılmasıdır”, “bir sahayı, diğerinin tahakkümüne bırakmak, iki tarafı da sıkıntıya sokar” dedi. Tabii bu bir başlangıç. Fakat, bundan sonraki konuşmalarında laikliği içselleştirdiğini ikna edici şekilde ortaya koyması lazım. Demokratik rejimin olmazsa olmazı, temelinde halk iradesi bulunan, laik hukuk sistemine dayalı bir siyasal yapıya sahip olmasıdır. Yani milli egemenliğe dayanan demokratik cumhuriyet kavramıyla, din kurallarıyla yönetilen şeriat devleti anlayışını bağdaştırmak kabil değildir. Mısır’daki 3 Temmuz askeri darbesinin temelinde, Cumhurbaşkanı Mursi ile arkasındaki Müslüman Kardeşler’in topluma dayattıkları şeriata dayalı anayasa ile evrensel özgürlükçü ve demokratik değerlerin çatışması vardır. Nitekim, taassuba prim veren ve tek düze bir toplum yapısına yönelen şeriat temelli bir anayasa, İslam’la demokrasinin bir arada yaşamasına imkan vermez.

Türkiye’yi kucaklamalı

(UD): Bir ülke İslami esaslara göre yönetiliyorsa, mezhepçilik ürkütücü başını hemen kaldırıveriyor. Örneğin, Mısır’da sadece Sünnilik İslami geleneğin ve hukukun öncelikli kaynağı olarak tanımlanıyor ve başta Şiilik/Alevilik olmak üzere diğer mezhepler ötekileştiriliyor, dışlanıyor. Irak’ta da bunun tam tersini görüyoruz...
(ŞE): Evet tamamen öyle... Cumhuriyet’in üçüncü temel taşına gelince, bu da Türkiye’nin bir hukuk devleti olmasıdır. 1926’da Atatürk, Şer’i hukukla İslami fıkıh geleneğine dayalı Mecelle’nin yerine, İsviçre medeni kanununun uyarlanması olan Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Türk toplumunun yaşam tarzı ile sosyal ilişkilerini evrensel ve laik nitelikte yeni kurallara bağlayan ve Türkiye’ye demokrasi yolunu açan Medeni Kanun’la gerçekleştirilen hukuk devrimidir. Bu devrim, Atatürk devrimlerinin en önemlisidir. Çünkü, demokrasi, insan hakları, eşit vatandaşlık, sürdürülebilir kalkınma ve dünya ile ekonomik entegrasyon, sadece bir evrensel hukuk altyapısı üzerine inşa edilebilir. Toparlarsam İhsanoğlu, seçim kampanyasında Cumhuriyet’in bu üç temel taşı ilkesini tam anlamıyla içselleştirdiği ve Atatürk ilke ve devrimlerine inancının tam olduğu algısını yaratacak bir söylem geliştirdiği takdirde kendisine karşı olan CHP’li kesimin oylarını kazanma şansı vardır.
Alevi örgütlerinin de İhsanoğlu’na karşı çekinceleri olduğunu biliyoruz. Bu itibarla, İhsanoğlu’nun Aleviler’in de sorun ve taleplerini dikkate alan sağlıklı çözüm önerilerinde bulunması, daha önemlisi, ülkemizin bütününü kucaklayacak yaklaşımlar geliştirmesi önem kazanıyor.

PKK sandığı etkiler mi?

(UD): Son sorum, çok kısa olması ricasıyla, “çözüm süreci” konusunda... Bu süreç, Türkiye’yi selamete mi, yoksa felakete mi götürüyor?
(ŞE): Başbakan Erdoğan PKK ile silahlı mücadeleden vazgeçerek sorunun müzakereyle çözümünü öngören ve “çözüm süreci” diye adlandırılan bir süreç başlattı. Bu sayede terör sorunu çözülecek ve PKK bitirilecekti. Başbakan sürecin başlangıcında PKK’nın silah bırakarak Türk topraklarını terk edeceğini açıkladı. Süreçle birlikte PKK eylemlerini askıya aldı ve şehit haberleri gelmez oldu. Savaştan bıkan halkımız, bu sürece destek verdi. Ancak. PKK’nın vurucu kadrosu ülkemizden çıkmadı ve silah da bırakmadı. Kısa zaman içersinde, eli silahlı PKK’yla pazarlık masasına oturmanın son derece hatalı olduğu ortaya çıktı. Zira, PKK oluşan yumuşama havasını lehine kullanarak Güneydoğu’da hakimiyetini pekiştirdi, ayrıca AKP iktidarına taleplerini empoze etmek için eskiden olduğu gibi yol kesmeye, asker ve sivil kaçırmaya, araç yakmaya, yolları ulaşıma kapatmaya, dağa çocuk kaçırmaya başladı. PKK terörünün daha da artarak seçim sandığını etkilemesinden korkan Erdoğan, tam teslimiyet içinde ve Öcalan’la işbirliği halinde, PKK’nın önce özerklik, sonra federasyon, daha sonra da bağımsızlığı öngören yol haritasını uyguluyor. “PKK ile görüşmedik, görüşmeyeceğiz. Bunu iddia eden şerefsizdir” diyen Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği nokta, bölünme tehlikesinin eşiğidir. İhsanoğlu, bu felaket durumu Türk halkına anlatmalıdır.