Edirne’de sabah...
İşe gitme telaşının yaşandığı saatlerde kepenkler açılıyor.
Çarşıdaki esnaf, yeni güne, neredeyse siftahsız geçen dünü unutturması dileğiyle başlıyor.
Hediyelik eşya satan Nasip Bey de bunlardan biri...
Sabah çayını, kentin en büyük ayakkabı mağazasının sahibi olan esnaf arkadaşıyla yudumluyor.
Ayakkabıcı bir süre önce katıldığı Deri ve Ayakakabı Fuarı’yla ilgili çarpıcı gözlemler aktarıyor.
“Durum çok kötü ağabey!” diyor. “Fuarda Türkiye’nin dört bir yanından gelen ayakkabıcılarla konuştum... Hepsi ağız birliği etmişçesine yakınıyor, işlerin durma noktasına geldiğini söylüyor. Anladığım kadarıyla büyük firmalar bile zorda. Böylesine kesat bir döneme ilk kez tanık oluyorum. İnşallah düzelir...”
* * *
Ayakkabıcı komşu gidiyor bu kez ünlü bir giyim firmasının Edirne bayisi geliyor.
O da dertli mi dertli...
Nasip Bey, bir dokunuyor, bin ah işitiyor.
Giyim mağazası sahibi “Abi bu nasıl iş böyle? Bu gidişle hepimiz batacağız. 25 yıldır esnafım, böylesine sıkıntılı bir süreç yaşamadım” diyor.
Onlar konuşurken gelip geçenler selam veriyor, hal hatır soruyor. Ama hiçbiri alış veriş için dükkana adımını atmıyor!
Girenler de içeriye şöyle bir bakıp çıkıyor.
Esnaf da selam verip uzaklaşanların ardından bakakalıyor!..
* * *
Nasip Bey adeta çarşının dert babası olmuş durumda.
Çok geçmeden bir başka esnaf dostu uğruyor.
“Nasipciğim boş oturmaktan sıkıldım, hiç olmazsa dertleşiriz diye geldim!” diyor.
O da satışların durduğunu, kredi borcunu ödemekte zorlandığını söylüyor.
Okuyan, yazan, ülke sorunlarına kafa yoran Nasip Bey, gazetelerin ekonomi sayfalarından kesip sakladığı bir yazıyı, çekmeceden çıkarıp okumaya başlıyor:
“Bak dostum, 2002 yılında vatandaşın toplam kredi borcu 32 buçuk milyar lirayken, bu rakam, Eylül 2012’de 629 milyar liraya fırlamış. Yani senin anlayacağın millet boğazına kadar borç batağına saplanmış! Durum bu.”
O gidiyor, bu kez üniversite son sınıfta okuyan bir öğrenci giriyor.
Ama alış veriş için değil, sohbet için!
Nasip Bey dört yıldır tanıdığı öğrenciyi moralsiz görünce “Hayrola neyin var, moralin neden bozuk?” diye soruyor.
Öğrencide cevap hazır. “Neden bozuk olmasın abi? Üniversiteyi bitirmek üzereyim ama, önümü göremiyorum. Ailem beni binbir zorlukla okuttu. Gel gör ki, iş bulma ümidim neredeyse sıfır! Esnafın durumu ortada. Herkes perişan! Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün?”
Derken son sınıfta okuyan 4 üniversite öğrencisi daha geliyor. Hepsinin suratı bir karış asık.
Arkadaşlarını görüp öyle girmişler.
“Para yok, umut yok, biz ne yapacağız?” diyorlar.
Bir gün önce sadece 25 liralık satış yapan Nasip Bey, kendi derdini unutup, gençlere umut aşılamaya çalışıyor. Ama nafile.
Öğrencilerden birine öğle yemeğinde ne yiyeceklerini soruyor.
Genç “Ne yiyebiliriz ki?” diyor. “İçine sulu ketçap ve mayonez karıştırılmış, yarım ekmek arası 2 liralık tavuk! Arada bir de tost, kumpir! Doğru dürüst bir şey yiyemediğimiz için de kafamız çalışmıyor, dersleri anlamakta zorlanıyoruz! İçinde bulunduğumuz koşulları protesto etsek, önce biber gazı yiyoruz, sonra cezaevini boyluyoruz!”
Gençleri uğurlayan Nasip Bey, bu kez komşu esnafa konuk oluyor.
Komşusu 30 yaşlarında bilgisayarcı bir genç. Çok çalışmasına karşın, işleri iyi gitmediğinden dükkanını kapatıp, memur olmak istiyor. İstemek yetmiyor, adamını bulmak gerekiyor. Şansa bakın ki, aynı apartmanda AKP yetkililerinden biri oturuyor. Bilgisayarcı derdini anlatınca “Bu da dert mi? KPSS’ye gir, ondan sonra nerede memur olmak istiyorsan bana söyle!” diyor.
* * *
Gün boyu sinek avlayan, esnafla dertleşerek vakit geçiren Nasip Bey, akşama doğru geçmiş yılların defterlerini karıştırmaya başlıyor.
Defterdeki kayıtlar, geçen yıl dükkana günde ortalama 50-60 kişinin geldiğini, bunların çoğunun alış veriş yaptığını gösteriyor.
Bu yılın rakamları ise, geçmişle kıyaslanamayacak kadar düşük: 5-10 kişi...
Günün hasılatına gelince:
15 lira!..
Yıldızlar kadar para, bozdur bozdur harca!..